Mehmet Özdoğru

Mehmet Özdoğru

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü (İDİS) Sistemi üzerinden yapılan 28 Şubat 2024 tarihli duyuru aşağıdaki gibidir.
“ İnşaat Demiri İzleme Sistemi’ne (İDİS) kaydolan tüm Satıcı Firmalar (Tüccar) İDİS sisteminin yürürlüğe girdiği 01/01/2024 tarihinden önce stoklarında bulunan ürünlerin satışına 30/04/2024 tarihine kadar İDİS güvenlik etiket/işareti olmaksızın devam edebilecektir. Tüm Satıcı Firmaların söz konusu stoklarını İDİS Portalında bulunan “Stok Beyan Ekranı” üzerinden beyan etmeleri gerekmektedir.
 
Tüm Satıcı Firmalara önemle duyurulur.”
 

Giriş

Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulan, belirli bir esas sermayesi olan ve bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşan sermaye şirketidir. Limited Şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için de, tasfiye işlemlerinin eksiksiz olarak tamamlanması gerekmektedir. Eğer tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve/veya tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, şirketinin yeniden tescili sağlanabilir. Bu nedenle limited şirketlerin nasıl tasfiye edileceği ve tasfiye süreci ile tasfiye gerçekleşip ticaret sicilinden silinme işlemi gerçekleştikten sonra vergi kanunları karşısındaki durumu yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

Limited Şirketlerde Tasfiye

Limited şirketler, şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi, genel kurul kararı, iflasın açılması ve kanunda öngörülen diğer sona erme sebeplerinden birinin varlığı halinde tasfiye hâline girmektedirler. Söz konusu durumların dışında uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Türk Ticaret Kanununa uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verebilir ayrıca haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilmektedir. Türk Ticaret Kanununun Limited Şirketlerde tasfiyeyi düzenleyen 643. maddesinde tasfiye usulü ile tasfiyede şirket organlarının yetkileri hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Yazımızın limited şirketlerde tasfiye bölümünün bundan sonraki kısmında karşımıza en çok çıkan ve bundan sonra da çıkma olasılığı en yüksek olan genel kurul kararı ile tasfiye ile devam edeceğiz.

Limited Şirketlerde tasfiyeye ilişkin olarak genel kurul kararının alınması TTK 621. maddede önemli kararlar arasında sayılmış ve bu kararın temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması suretiyle alınabileceği belirtilmiştir. Ancak uygulamada TTK 643. madde hükmü gereği olsa gerek limited şirketin tasfiyesi kararının toplam sermayenin yüzde yetmiş beşini temsil eden pay sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oylarıyla alınması ve ilk toplantıda bu nisabın bulunmaması halinde ise yapılacak ikinci toplantıda da aynı nisabın arandığı görülmektedir. Bize göre de olması gereken limited şirketlerde genel kurul tarafından tasfiye kararı alınabilmesi için toplam sermayenin yüzde yetmiş beşini temsil eden pay sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oylarının varlığıdır.

Tasfiye hâlindeki şirket, pay sahipleriyle olan ilişkileri de dâhil, tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını “tasfiye hâlinde” ibaresi eklenmiş olarak kullanır (Tasfiye Halinde … Ltd. Şti.). Tasfiye halinde ibaresi eklendikten sonra şirket organlarının yetkileri tasfiye amacıyla sınırlı hale gelecektir. Tasfiyeye ilişkin genel kurul kararı usulüne uygun bir şekilde alındıktan sonra tasfiyeyi gerçekleştirmek için bir tasfiye memurunun atanması gerekecektir. Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrıca tasfiye memuru atanmadığı takdirde ise tasfiye, şirket müdür veya müdürleri tarafından yapılabilecektir. Tasfiye memurları pay sahiplerinden veya üçüncü kişilerden olabilir. Şirket müdür veya müdürleri, tasfiye memurlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. Tasfiye işlerinin şirket müdür veya müdürlerince yapılması hâlinde de bu durum ticaret siciline tescil ve ilan ettirilecektir. Şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hâllerde ise tasfiye memuru mahkemece atanacaktır. Temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye’de bulunması şarttır.

Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla atanmış tasfiye memurları ve bu görevi yerine getiren şirket müdürü veya müdürleri, genel kurul tarafından her zaman görevden alınabilir ve yerlerine yenileri atanabilir. Ayrıca pay sahiplerinden birinin istemiyle ve haklı sebeplerin varlığında, mahkeme de tasfiyeye memur kişileri görevden alabilir ve yerlerine yenilerini atayabilir. Bu yolla atanan tasfiye memurları, mahkeme kararına dayanılarak tescil ve ilan olunurlar.

Tasfiye hâlindeki şirketi tasfiye ile ilgili konularda mahkemelerde ve dış ilişkide tasfiye memurları temsil eder. Tasfiye memurları görevlerine başlar başlamaz, şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelerler; gerekirse şirket mallarına değer biçmek için uzmanlara başvurarak, şirketin malvarlığına ilişkin durumu ile finansal durumunu gösteren bir envanter ile bilanço düzenler ve genel kurulun onayına sunarlar. Envanter ve bilançonun onaylanmasından sonra, tasfiye memurları şirketin envanterde yazılı bütün malları ile belgelerine ve defterlerine el koyarlar.

Limited şirketten alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler tasfiye memuru tarafından taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını kendilerine bildirmeye çağrılırlar. Alacaklı oldukları bilinenler, bildirimde bulunmazlarsa alacaklarının tutarı Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir bankaya depo edilir. Vadesi gelmemiş borçları ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca kısa vadeli kredilere uygulanan oran üzerinden iskonto ederek derhal öderler ve alacaklılar bu ödemeyi kabul etmek zorundadırlar. Şirketin vadesi dışında henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarında ise bu borç tutarlarını karşılayacak tutarda paranın notere depo ettirilmesi gerekmektedir. Tasfiye halinde bulunan şirketin borçları ödendikten ve pay bedelleri geri verildikten sonra kalan varlığı, esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa pay sahipleri arasında, ödedikleri sermayeler ve imtiyaz hakları oranında dağıtılır. Tasfiye payında imtiyazın varlığı hâlinde esas sözleşmedeki düzenleme uygulanır.

Tasfiye memurları şirketin süregelen işlemlerini tamamlamak, aktifleri paraya çevirmek ve şirket borçlarının, ilk tasfiye bilançosundan ve alacaklılara yapılan çağrı sonucunda anlaşılan duruma göre, şirket varlığından fazla olmadığı saptanmışsa, bu borçları ödemekle yükümlüdürler. Şirket borçları şirket varlığından fazla olduğu takdirde ise tasfiye memurları durumu derhal şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesine bildirirler ve mahkeme iflasın açılmasına karar verir.

Tasfiyenin sonunda defterler ve tasfiyeye ilişkin olanlar da dahil olmak üzere belgeler on yıl boyunca saklanmak zorundadır. Tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesi tasfiye memurları tarafından sicil müdürlüğünden istenir. İstem üzerine silinme tescil ve ilan edilir.

Tasfiye Olan Şirketin Vergi Kanunları Karşısındaki Durumu

Tasfiye süreci ve sonrasında tasfiye olan limited şirketlerin vergi kanunları karşısındaki durumunu her bir kanun özelinde yer alan düzenlemeler çerçevesinde açıklamaya çalışacağız.

Vergi Usul Kanununun 10. maddesinde tasfiye ile ilgili olarak tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının, kanuni temsilcilerinin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı, tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan tüzel kişilere ilişkin olarak, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işleminin müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı olmak üzere tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılacağı ve limited şirket ortaklarının tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olacakları belirtilmiştir.

Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanununun 32. maddesinde tüzel kişilerin tasfiyesinde bunların borçlu bulundukları amme alacaklarını ödeme ve diğer yükümlülüklerin tasfiye memurlarınca yerine getirileceği, 33. maddesinde ise tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenlerin tasfiyenin başladığını üç gün içinde şirketin bağlı bulunduğu vergi dairesine veya dairelerine bildirmek zorunda oldukları, amme idarelerinin her türlü alacaklarını ödemeden veya ödemek üzere ayırmadan önce tasfiye sonucunda elde edileni dağıtamayacakları veya bunlar üzerinde her hangi bir şekilde tasarrufta bulunmayacakları belirtilmekle beraber bu yükümlülüklere uyulmadığı takdirde tahakkuk etmiş ve edecek amme alacaklarından tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı olmak üzere tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenlerin şahsen ve müteselsilen sorumlu oldukları belirtilmiştir.  Ayrıca tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenlerin ödedikleri borçlar için amme alacağı ödenmeden kendilerine dağıtım yapılmış olanlara rücu haklarının saklı olduğu da belirtilmiştir. Yine 35. maddede Vergi Usul Kanununa paralel olarak tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı da belirtilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun uygulamasında ise, tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan kurumlar vergisi mükellefleriyle ilgili, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak 27.3.2018 tarihinden sonra yapılacak her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işleminde Vergi Usul Kanununun 10’uncu maddesinin beşinci fıkrası hükümlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Vergi Usul Kanununda tasfiyeye ilişkin hükümlerde de açıkladığımız üzere bu hüküm tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan tüzel kişilere ilişkin olarak, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatının ve ceza kesme işleminin müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı olmak üzere tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılacağı ve limited şirket ortaklarının tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olacaklarını ifade etmektedir.

Sonuç

Limited Şirketler tasfiye edilip bu durum ticaret sicilinde tescil ve ilan edildikten sonra vergi kanunları açısından her türlü verginin tarhı ve ceza kesme işlemi tasfiye dönemi ve tasfiye dönemi öncesinde zamanaşımı hükümleri de göz önüne alınarak müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı olmak üzere tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılacaktır. Limited şirket ortakları tasfiye öncesi dönemlerle ilgili olarak doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olacaklardır. Şunu da belirtmek de fayda var 27.03.2018 tarihinden önce tasfiye olunan şirketler açısından sadece Kurumlar Vergisi tarhiyatı söz konusu olabiliyor iken 27.03.2018’de yayımlanan 7103 sayılı Kanun ile Vergi Usul Kanununun 10. maddesine eklenen 5. ve 6. fıkralarla diğer vergiler açısından da tarhiyatın yolu açılmış oldu.

Fatih KAYA
Vergi Müfettişi
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

https://www.alomaliye.com/2024/03/01/limited-sirketlerde-tasfiye/

Kaynakça:

— Türk Ticaret Kanunu

— Vergi Usul Kanunu

— Kurumlar Vergisi Kanunu

— AATUHK

İŞKUR tarafından istihdamın korunmasına ve artırılmasına yardımcı olmak amacıyla aktif işgücü programları kapsamında yeni bir program daha başlatılmıştır. “Kadın İstihdamı İçin Pozitif Ayrımcılık Projesi” kapsamında imalat sektöründe faaliyet gösteren ve Adana, Adıyaman, Ankara, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kilis, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Osmaniye, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ illerinde kurulu bulunan işyerlerinde 18-35 yaş aralığında kadın işçiyi işe alan işverenin 3 aylık süre zarfında her bir ay için 25.000 TL’ye kadar ücret, sigorta primi ve vergi maliyeti Avrupa Birliği fonu ile finanse edilen kaynaktan karşılanacak.

Programdan yararlanılabilmesi için işverenler yönünden aranılan şartlar;

  • İşyerinin imalat sektöründe faaliyet göstermesi, (SGK işyeri sicil numarasının 2. ve 3. rakamları 10 ila 32 arasında ise işyerinin imalat sektöründe olduğuna işaret etmektedir.)
  • İşyerinin kadın işçinin işe alındığı tarihten önceki son altı aydaki sigortalı sayısının ortalamasının 2 veya üzerinde olması,
  • Destekten yararlanılan aydaki sigortalı sayısının en az 2 olması, ayrıca programın başladığı aydan önceki aydaki sigortalı sayısının %10’unundan az olmaması,
  • İŞKUR’a kayıtlı olması,
  • İŞKUR tarafından düzenlenmiş kurs ve programlardan yararlanmama yönünde yaptırım uygulanmıyor olması,
  • Destekten yararlanılan kadın işçiyi destek süresinin en az iki katı kadar süreyle istihdam etmeyi taahhüt etmesi,
  • SGK’ya ve Maliyeye ödeme vadesi geçmiş borcun bulunmaması veya bulunmakla birlikte taksitlendirilmiş ya da yapılandırılmış olması

Gerekiyor.

Başvuru tarihinden önceki son bir yıl içerisinde mahkeme kararıyla veya yapılan kontrol ve denetimlerde çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirilen sigortalıyı fiilen çalıştırmadığı tespit edilen işyerlerinin ise destekten yararlanmalarına izin verilmiyor.

Proje kapsamındaki işverenler sigortalı sayısının %10’u kadar kadın işçi için destek başvurusunda bulunabileceklerdir.

Kadın işçi yönünden aranılan şartlar ise;

  • İŞKUR’a kayıtlı işsiz olmak, (işe giriş bildirgesi verilmeden önce İŞKUR kaydı yapılmalıdır)
  • TC vatandaşı olmak,
  • İşe giriş tarihinden önceki son bir ayda uzun vadeli sigorta kolları kapsamında sigortalı olmamak,
  • İşe giriş tarih itibarıyla 18 yaşından büyük 35 yaşından küçük olmak
  • İşverenin eşi, ikinci dereceye kadar kan veya kayın hısımı olmamak,
  • Kurum tarafından düzenlenen mesleki eğitim kursu veya işbaşı eğitim programı kapsamında bekleme süresine tabi olmamak,
  • İşe giriş tarihi itibarıyla kurs veya programlara katılmama yönünde yaptırım uygulanmıyor olmak,
  • İşe giriş tarihinden önceki on iki aylık dönemde söz konusu işyerinin bağlı bulunduğu vergi numarası altında yer alan herhangi bir işyerinde istihdam edilmemiş olmak.

Kadın işçiye 0-66 aylık çocuğu varsa ayrıca 3.000 TL bakım desteği verilecek

Program kapsamında işverenlere verilecek desteğin yanı sıra kadın işçiye de 0-66 ay arasında çocuğu varsa üç aylık süre zarfında her bir ay için 3.000 TL çocuk bakım desteği verilecek.

Çocuk bakım desteğinden yararlanılabilmesi için;

  • Evlatlık edinilen ve velayet altında bulunanlar da dahil olmak üzere çocuğun destekten yararlanılan ayın ilk günü itibarıyla 0-66 ay arasında olması
  • Kadın işçinin SGK’ya bildirilen prim gün sayısının 20 veya üzerinde olması

Gerekiyor.

Aman dikkat!

Gerek işverenlere, gerekse 0-66 ay aralığında çocuğu bulunan kadın işçiye verilecek destek için kadın işçinin SGK’ya bildirilen prim gün sayısının 20 veya üzerinde olması gerekiyor. Programın başladığı gün itibarıyla ilgili ayın kalan süresi 20 günden az ise destek ödemesi takip eden aydan itibaren başlatılacaktır.

İşverenlerin destekten yararlanma süresi içindeki aylarda ortalama çalışan sayısında programın başlangıcından önceki aydaki çalışan sayısına göre yüzde 10’dan fazla azalma olması halinde bu aylarda destek ödemesi yapılmayacağı gibi destek ödemesi yapılmayan ay, üç aylık yararlanma süresinden de düşülecektir.

İş sözleşmesinin kadın işçi tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II. bendinde belirtilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller nedeniyle feshi halinde, destek ödemeleri işverenden yasal faiziyle geri alınacaktır.

Destekten yararlanma süresi sona erip destek süresinin iki katı kadar zorunlu istihdam süresine geçildiğinde kadın işçinin aynı işverenin aynı vergi kimlik numarasında faaliyet gösteren başka şubesinde istihdam edilmesi mümkündür.

Zorunlu istihdam süreci sona ermeden kadın işçinin işten çıkarılması veya ayrılması durumunda 30 gün içinde destekten yararlanma şartlarını taşıyan başka bir kadın işçinin işe alınması icap etmektedir.

Belirtilen nitelikte bir kadın işçi alınmadığı takdirde eksik istihdam edilen süreye ilişkin ödemeler işverenden yasal faiziyle tahsil edilir ve bu işyerinde 24 ay süreyle destekten yararlanılmasına izin verilmez. Bu süreçte destek ödemesi devam eden başka bir kadın işçi varsa bu işçiler için destek devam eder. Eyüp Sabri Demirci

https://www.karar.com/yazarlar/eyup-sabri-demirci/kadin-isciyi-ise-alan-isverene-yirmi-bes-bin-liraya-kadar-1599145

İşverenlerin İş Kanunu bakımından yükümlü oldukları hususlardan birisi de herhangi bir işçinin işten ayrılması durumunda; işçinin yaptığı işi ve ne süredir çalıştığını gösteren belgeyi vermektir. Bu belgeye çalışma belgesi denilmektedir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 28’inci maddesinde “Çalışma Belgesi” hüküm altına alınmıştır.

“İşten ayrılan işçiye, işveren tarafından işinin çeşidinin ne olduğunu ve süresini gösteren bir belge verilir. Belgenin vaktinde verilmemesinden veya belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören işçi veyahut işçiyi işine alan yeni işveren eski işverenden tazminat isteyebilir. Bu belgeler her türlü resim ve harçtan muaftır.”

Çalışma belgesine ilişkin hüküm aynı zamanda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 426’ncı maddesinde hüküm altındadır:

“İşveren, işçinin isteği üzerine her zaman, işin türünü ve süresini içeren bir hizmet belgesi vermekle yükümlüdür.

İşçinin açıkça istemde bulunması hâlinde, hizmet belgesinde onun iş görmedeki becerisi ile tutum ve davranışları da belirtilir.

Hizmet belgesinin zamanında verilmemesinden veya belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören işçi veya işçiyi işe alan yeni işveren, eski işverenden tazminat isteyebilir.”

Görüldüğü üzere çalışma belgesi hem İş Kanunu hem de Türk Borçlar Kanunu kapsamında verilmesi zorunlu tutulan bir belgedir.

Çalışma belgesinin şekli konusunda ise ilgili kanunlarda herhangi bir şart öngörülmemiştir. Ancak çalışma belgesi işlevi itibarıyla işçinin yeni işverene vereceği böylece kendisi ile ilgili bir kanaate varılacağı düşünüldüğünde, eski işyerinin unvanı, işçiye ait kimlik bilgileri, işe başlama ve bitiş tarihi, çalıştığı bölüm, görevi, unvanı ve çalışma süresi gibi bilgilerin çalışma belgesi içeriğinde mutlaka yer alması gerekmektedir.

Ek olarak çalışma belgesinin işveren tarafından, çalışanın talebi olmadan ve fesih nedenine bakılmaksızın işten ayrılan tüm çalışanlar için düzenlenmesi ve işçinin imzası taşıyan bir suretinin özlük dosyasında muhafaza edilmesi gerekmektedir.

İşten ayrılan işçiye çalışma Belgesi vermemek yahut belgeye gerçeğe aykırı bilgi yazılması hallerinde ise İş Kanunu'nun 99/1-d Maddesi uyarınca, adına çalışma belgesi düzenlenmeyen idari para cezası gündeme gelecektir. İdari para cezasının 2024 yılında geçerli olan tutarı 1.402 TL’dir. Resul KURT

https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/calisma-belgesi-duzenleme-yukumlulugu/732129

Gelir vergisi beyan dönemi bugün başlıyor. Beyanname verecekler için, işte pratik bazı bilgiler.

Bütün gelirler için tek bir beyanname

Gerçek kişilerin tüm kaynaklardan elde ettiği gelirler toplanır ve tek bir beyanname ile beyan edilir.

Örneğin bir kişinin hem kira geliri hem beyan edilmesi gereken ücret geliri hem de kâr payı geliri varsa bunlar için ayrı ayrı beyanname verilmez, hepsi tek bir beyannamede toplanır.

Aile reisi beyanı yok

Vergi sistemimizde aile reisi beyanı yoktur. Beyana tabi geliri bulunan aile bireylerinin her birinin geliri için ayrı beyanname verilmesi gerekir.

Beyana tabi geliri olan küçüklerin ve kısıtlıların beyannamesi, bunlar adına düzenlenir, kanuni temsilcisi tarafından imzalanır.

Beyan edilen gelirden daha önce kesilen vergiler hesaplanan vergiden mahsup edilir

Beyan edilen gelir üzerinden yıl için kesinti yapılmışsa, kesilen vergi beyannamede hesaplanan vergiden mahsup edilir. Örneğin işyeri kira geliri elde edenlerin kira bedelinden kesilen vergi ile kâr payı alanların aldıkları kâr payından kesilen vergi, bu gelirlerin beyanı durumunda ödenecek vergiden mahsup edilecektir.

Mahsubun yapılabilmesi için verilecek beyannameye, bu vergileri kesen mükellefin bilgilerinin yer aldığı bir tablonun eklenmesi gerekir. Bazı durumlarda bu kesintilerin ödenecek gelir vergisinden daha fazla olması, dolayısıyla vergi idaresinden vergi iadesi alınması da söz konusu olabilir. Varsa iadenin yazılı bir dilekçe ile vergi dairesinden talep edilmesi gerekir.

Hesaplanan vergiden yurt dışında ödenen vergiler mahsup edilebilir

Beyan edilen gelirler arasında yurt dışından elde edilen örneğin; kira geliri, faiz geliri gibi gelirler varsa, bu gelirler üzerinden yurt dışında ödenen gelir vergisi Türkiye’de mahsup edilebilir. Bunun için yetkili makamlardan alınan belgenin Türk elçilik ya da konsolosluklarına onaylatılması gerekir.

Bir gelir unsurundan doğan zarar diğer gelirlerden mahsup edilebilir

Kural olarak, beyan edilen birden fazla gelir türlerinden birinde ya da birkaçında zarar oluşması durumunda bu zararlar diğer gelirlerden mahsup edilebilir.

Örneğin; kâr payı beyan eden bir kişi aynı zamanda kira geliri de elde ediyorsa ve kiraya verdiği bina için yapmış olduğu giderlerin büyüklüğü nedeniyle kira geliri zarara dönmüşse bu zarar, kâr payı gelirinden indirilebilir. Bu konunun çeşitli istisnaları ve farklı uygulamaları söz konusu, bu nedenle böyle durumlarda mutlaka bir uzmandan yardım almanızı öneririm.

Beyanname üzerinde ayrıca yapılabilecek indirimler

Vergi mevzuatımız kural olarak, gelirin elde edilmesi için yapılan giderlerin kazancın tespitinde dikkate alınmasını öngörüyor. Dolayısıyla gelirin safi tutarı üzerinden vergi hesaplanıyor.

Gelirin elde edilmesiyle doğrudan ilgisi olmayan bazı giderler de beyannamede gelirden düşülebiliyor. Beyannamede indirim konusu yapılabilecek giderlerden bazıları şunlar: 

  1. Eğitim ve sağlık harcamaları

Mükellefin kendisine, eşine ve küçük çocuklarına ilişkin eğitim ve sağlık harcamaları beyan edilen gelirden indirilebiliyor. İndirim olanağı beyan edilen gelirin %10’u ile sınırlı. Bu harcamaları indirim olarak dikkate alabilmek için, Türkiye’de yapılması ve gelir ya da kurumlar vergisi mükellefi olan gerçek ya da tüzel kişilerden alınacak belgelerle belgelendirilmesi gerekiyor. 

  1. Bağışlar

Bağışın yapıldığı alan veya kuruma bağlı olarak çeşitli sınırlar var. Bazı bağışlar beyan edilen gelirin %5’i sınırı içinde indirilebilirken, bazı bağışlar, örneğin; okul, sağlık tesisleri, huzur evi, rehabilitasyon merkezi gibi yerlere yapılan bağışların tamamı, sınır olmaksızın matrahtan indirilebilir. 

  1. Sanat, kültür faaliyetlerine yönelik bağış ve yardımlar

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen birçok faaliyet için yapılan harcama matrahtan indirilebilir. Örneğin; bilimsel kazı çalışmaları, yazma ve nadir eserlerin korunması, kültürel ulusal ya da uluslararası organizasyonlar gibi. Bu bağış ve yardımların tamamı bir sınırlama olmaksızın matrahtan indirilebilir. 

  1. Sponsorluk harcamaları

Amatör sporlara yapılan harcamanın tamamı ile profesyonel sporlara yapılan harcamanın %50’si vergi matrahından indirilebilir. İstenen prosedüre uygun olarak yapılmak şartıyla. 

  1. Hayat sigortaları ile şahıs sigortalarına ödenen primler

Bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları, vergi matrahından düşülemiyor. Ancak beyanname veren kişinin kendisine, eşine veya küçük çocuklarına ait ödenen hayat sigortası priminin %50’si ile ölüm, kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primlerinin tamamı matrahtan düşülebiliyor.

Bu çerçevede indirilebilecek tutarla ilgili iki sınırlama var: İndirilecek olan tutar beyan edilen gelirin %15’ini ve asgari ücretin yıllık tutarını geçemiyor. 

Beyanname nasıl verilir?

Ticari, zirai ve mesleki kazancı bulunanlar beyannamelerini elektronik ortamda vermek zorunda. Bu tür gelirleri olmayanlar, beyannamelerini elektronik ortamda verebilecekleri gibi kâğıt ortamında da verebilirler.

Ayrıca, geliri sadece kira, ücret, menkul sermaye iradı veya diğer kazanç ve iratların biri veya birkaçından oluşanlar, Gelir İdaresi’nin bir hizmeti olan Hazır Beyan Sistemi’ni kullanarak beyannamelerini verebilirler.

Hazır Beyan Sistemi, Gelir İdaresi’nce çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgiler kullanılarak beyannamelerin Gelir İdaresi tarafından otomatik olarak doldurulduğu ve mükelleflerin onayına sunulduğu bir sistem.

Sistemi kullanmak için yapılması gereken, hazirbeyan.gib.gov.tr adresinden veya Dijital Vergi Dairesi (Hazır Beyan Sistemi) üzerinden sisteme ulaşmak, sisteme giriş yapıldığından ekrana yansıyacak olan Gelir İdaresi’nce hazırlanan beyannameyi kontrol etmek, doğruysa onaylamak, değilse düzelterek onaylayarak işlemi tamamlamak.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nca hazırlanan, Hazır Beyan Sistemi’ne ilişkin broşür, 20 Şubat 2024 tarihinde Başkanlığın internet sitesinde yayımladı. Sistemi kullanacaklar, bu broşürden yararlanabilirler. 

Beyan ve ödeme zamanı

Gelir vergisi beyannamesi kişinin ikametgâhının bulunduğu yerin vergi dairesine Mart ayının sonuna (Mart ayının son günü tatil olduğundan 1 Nisan akşamına) kadar verilebilir.

Beyanname üzerinde hesaplanacak vergi Mart ve Temmuz ayında iki taksitte ödenir. Recep BIYIK

https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/gelir-vergisi-beyannamesiyle-ilgili-son-notlar/732128

Perşembe, 29 Şubat 2024 22:18

Asgari Ücret Desteği (SGK Genelgesi 2024/3)

✅ Bilindiği üzere, SGK asgari ücret desteğinin (6661), 2024 yılında aylık 700,00 TL olarak (günlük 23,33 TL) belirlenmesine karar verilmiştir. Hesaplamada baz alınacak tutarlar ise, uzun vadeli sigorta kollarına tabi sigortalıları (emekliler hariç) çalıştıran işverenlerce; 2023 yılının aynı ayına ilişkin verilen muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde prime esas günlük kazancı 671,00 TL ve altı (toplu iş sözleşmesine tabi işyerleri için 1341,00 TL) olarak belirlenmiştir.

✅ Asgari ücret desteğinden yararlanmak için işverenlerin başvuru şartı aranmayacak olup, belirtilen şartları taşıyan işverenler destekten sistem üzerinden otomatik olarak yararlandırılacaktır.

✅ Söz konusu desteğe istinaden SGK tarafından yürütülecek olan işlemler 2024/03 sayılı Genelge ile açıklanmıştır. İKANUN

 

T.C.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı : E-83604451-207.02-90998795

Konu : Asgari Ücret Desteği

Tarih: 29.02.2024

GENELGE

2024/3

Bilindiği gibi, 25/1/2024 tarihli ve 7495 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun‘un 6’ncı maddesi ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘na geçici 101’inci madde eklenmiştir.

Anılan madde ile;

“4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında haklarında uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanan sigortalıları çalıştıran işverenlerce;

a) 2023 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde prime esas günlük kazancı 671 Türk lirası ve altında bildirilen sigortalıların toplam prim ödeme gün sayısını geçmemek üzere, 2024 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının,

b) 2024 yılı içinde ilk defa bu Kanun kapsamına alınan işyerlerinden bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının,

2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için günlük 23,33 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutar, bu işverenlerin Kuruma ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilir ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Ancak (a) bendinde belirtilen prime esas günlük kazanç tutarı, 6356 sayılı Kanun hükümleri uyarınca toplu iş sözleşmesine tabi özel sektör işverenlerine ait işyerleri için 1.341 Türk lirası olarak esas alınır.

Bu madde kapsamında destekten yararlanılacak ayda/dönemde, 2023 yılı Ocak ila Aralık aylarında/döneminde aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarından en az sigortalı bildirimi yapılan aydaki/dönemdeki sigortalı sayısının altında bildirimde bulunulması hâlinde bu madde hükümleri uygulanmaz.

Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad ve unvan altında ya da bir iş birimi olarak açılması veya yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi gibi İşsizlik Sigortası Fonu katkısından yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis ettiği anlaşılan veya sigortalıların prime esas kazançlarını 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için Kuruma bildirmediği veya eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanan tutar, gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınır ve bu işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, ilgili ayda 2024 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ait aylık brüt asgari ücretin onda birini geçmeyecek tutarda eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti durumunda Kurumca yapılacak ihtar üzerine on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaya devam eder.

İşyerinde çalıştırılan sigortalılarla ilgili 2024 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ait aylık prim ve hizmet belgelerinin veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin yasal süresi içinde verilmediği, sigorta primlerinin yasal süresinde ödenmediği, denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerde; çalıştırılan kişilerin sigortalı olarak bildirilmediği veya bildirilen sigortalının fiilen çalıştırılmadığı durumlarının tespit edilmesi, Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunması hâllerinde bu maddeye ilişkin hükümler uygulanmaz. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendiren ya da ilgili diğer kanunlar uyarınca yapılandıran işverenler bu tecil ve taksitlendirme veya yapılandırma devam ettiği sürece bu madde hükümlerinden yararlandırılır. Bu maddenin uygulanmasında bu Kanunun ek 14 üncü maddesi hükümleri uygulanmaz.

Birinci fıkranın (a) bendinin uygulanmasında, bir önceki yılın aynı ayına ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi verilmemiş olması hâlinde bildirim yapılmış takip eden ilk aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesindeki veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesindeki bildirimler esas alınır. 2023 yılından önce bu Kanun kapsamına alınmış ancak 2023 yılında sigortalı çalıştırmamış işyerleri hakkında birinci fıkranın (b) bendi hükümleri uygulanır.

Sigortalı ve işveren hisselerine ait sigorta primlerinin Devlet tarafından karşılandığı durumlarda işverenin ödeyeceği sigorta priminin İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanacak tutardan az olması hâlinde sadece sigorta prim borcu kadar mahsup işlemi yapılır.

3213 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesi uyarınca ücretleri asgari ücretin iki katından az olamayacağı hükme bağlanan “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkarılan işyerlerinde yer altında çalışan sigortalılar için birinci fıkranın uygulanmasında (a) bendi uyarınca belirlenecek günlük kazanç 1.789 Türk lirası olarak ve 2023 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen prim ödeme gün sayısının bir buçuk katını geçmemek üzere, 2024 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısı dikkate alınır.

Bu madde hükümleri, 5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde sayılan kamu idarelerine ait kadro ve pozisyonlarda 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışan sigortalılar için uygulanmaz.

4734 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde sayılan idareler tarafından ilgili mevzuatı uyarınca yapılan ve sözleşmesinde fiyat farkı ödeneceği öngörülen hizmet alımlarında, ihale dokümanında personel sayısının belirlendiği ve haftalık çalışma saatinin tamamının idarede kullanılmasının öngörüldüğü işçilikler için bu maddenin birinci fıkrası uyarınca İşsizlik Sigortası Fonu tarafından karşılanacak tutarlar bu idarelerce işverenlerin hak edişinden kesilerek Türkiye İş Kurumuna iade edilir.

2024 Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ilişkin yasal süresi dışında Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya Hazine ve Maliye Bakanlığına verilecek muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde kayıtlı sigortalılar için bu madde hükümleri uygulanmaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Türkiye İş Kurumunun görüşleri alınmak suretiyle Kurum tarafından belirlenir.”

Hükümleri getirilmiştir.

Tamamı İçin Tıklayınız

2023 takvim yılı gelirlerinin beyanına yönelik olarak mükelleflerimizin yıllık gelir vergisi beyannamesini verirken yararlanmaları amacıyla hazırlanan Vergiye Uyumlu Mükelleflere %5 Vergi İndirimi Broşürü ve İnfografik yayınlandı.

VERGİ İNDİRİMİ UYGULAMASI NEDİR?

Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesine göre, belirlenen şartları taşıyan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, 1 /1 /2018 tarihinden itibaren verilecek yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’ini, ödenmesi gereken vergiden indirme imkânı bulunmaktadır.

7338 sayılı Kanun kapsamında yapılan düzenlemeyle 1/1/2022 tarihinden itibaren %5 vergi indiriminden yararlanmak daha kolay hale gelmiştir.

%5 VERGİ İNDİRİMİNDEN KİMLER YARARLANABİLİR?

Kanunda belirtilen şartları taşımaları kaydıyla vergi indiriminden;

» Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefleri,

» Kurumlar vergisi mükellefleri (Finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri, emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç),

yararlanabilir.

%5 VERGİ İNDİRİMİNDEN YARARLANMA ŞARTLARI NELERDİR?

%5 vergi indiriminden yararlanmak için mükelleflerin aşağıda belirtilen şartları sağlaması gerekmektedir.

» İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş olması gerekmektedir. Vergi beyannameleri; yıllık gelir vergisi ve kurumlar vergisi beyannameleri, geçici vergi beyannameleri, muhtasar, muhtasar ve prim hizmet beyannameleri ile Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi beyannamelerini ifade eder.

Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmayacaktır.

» Belirtilen süre içerisinde kesinleşmiş olması koşuluyla vergi beyannamelerindeki vergi türleri itibarıyla ikmalen, resen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması gerekmektedir.

Kesinleşen tarhiyatların, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl için geçerli olan, yıllık indirim tutar sınırının %1’ini aşmaması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmayacaktır.

» İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla, kapsam dahilindeki vergi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilerin ödenmiş olması, gerekmektedir.

Ödemenin, ilgili mevzuatı gereği istenilen bilgi ve belgelerin tam ve eksiksiz olarak ibraz edilmiş olması koşuluyla, vergi kanunları gereği doğan iade alacaklarından mahsuben yapılmış olması ve indirimden yararlanıldıktan sonra söz konusu iade alacağı tutarının mahsuben ödemesi talep edilen vergi borcu tutarının altına düşmesi hâlinde, eksik ödenmiş duruma gelen vergilerin mahsuben ödenmek istenilen tutarın %10’unu aşmaması kaydıyla, eksik ödenmiş vergiler dolayısıyla veya vergi kanunları gereğince, tecil edilerek belirlenen şartların gerçekleşmesine bağlı olarak terkin edilecek vergilerin, şartların sağlanamaması hâlinde kanunlarında belirlenen tecil süresinin sonunu takip eden on beşinci günün bitimine kadar ödenmesi şartıyla, bu şart ihlal edilmiş sayılmayacaktır.

Ayrıca, vergi aslı (vergi cezaları ile fer’i alacaklar dahil) 1.000 TL’nin üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması gerekmektedir.

Vergi indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde (Kaçakçılık suçları ve cezalar) sayılan fiilleri işlediği tespit edilenler, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar.

Vergiye Uyumlu Mükelleflere %5 Vergi İndirimi Broşürü için tıklayınız

 

İnfografik için tıklayınız

 

Vergi Daireleri Otomasyon Projesinin  (VEDOP 3) önemli ayaklarından birisi olan e-haczin uygulamalarında bir takım problemler vardır. (1)

Bu problemlerden başlıcaları aşağıda olduğu gibi özetlenebilir:

  1. Borçlu mükelleflerin banka hesabına haciz uygulanan mükellefe ödeme emri tebliğ edilmeden e-haciz işlemi uygulanması. E-haciz uygulanabilmesi için mutlak surette ödeme emri tebliği ve kesinleştirme sonrası haciz varakasının düzenlenmesi  gerekecektir. Aksi takdirde,  e-haciz uygulanamaz.  
  2. Amme borçlusu vergi mükelleflerin banka nezdinde hak ve alacağı bulunduğuna ilişkin bir tespit yapılmadan e-haciz uygulanması,
  3. Borçlu mükelleflerin banka mevduatların e- haczin geleceğe matuf uygulanması,
  4. E-haciz bildirisinde yer alan tutarın dikkate alınmayıp mükelleflerin tüm alacak ve haklarına uygulanması, tek bir hesabın bakiyesinin borç tahsilatına yeterli olmasına rağmen mükellefin tüm hesaplarına veya borcuna yetecek miktardan fazlasına blokaj konulması.
  5. Mükelleflerin haciz bildirisini tebliğ alan bankaya herhangi bir borcu olmadığı halde sadece kullanılabilir kredi limitine e-haciz uygulanması
  6. E-haciz işlemi uygulaması sadece haciz bildirisinin tebliği edildiği tarih için geçerli olduğu halde, bankaların tebliğ tarihinin dışındaki diğer günler için de paralara blokaj uygulamaları.
  7. E-haciz bildirilerine dayanılarak mükellefin kredibilitesinin düşürülmesi nedenleriyle mükellefin ticari yaşamının olumsuz etkilenmesi.

Türkiye Bankalar Birliği tarafından, kamu alacaklarının takibi için vergi daireleri tarafından banka genel müdürlükleri ile banka şubelerine  faks marifetiyle gönderilen haciz bildirileri üzerine işlem yapılıp yapılmayacağı hususunda görüş sorulması üzerine, Gelir İdaresi Başkanlığı 2007  yılında verdiği bir özelge ile dikkat edilmesi gereken konuları açıklamıştır. (2)

6183 sayılı AATUHK’nun 79. maddesinin Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla yapılan  değişiklikten önceki halinde, “…Tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirimleri, kamu borçlusunun hak ve alacakların bulunduğu veya bulunabileceği banka ve katılım bankalarının şubelerine…” ifadesi yer almıştır. 

Madde metninde yapılan değişiklikten sonra ise  “… Tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirileri; kamu borçlusunun hak ve alacaklarının bulunabileceği bankaların şubelerine…” ibaresine yer verilmiştir.(3) Bunun sonucunda haciz bildirilerinin hak ve alacakların gelecekte bulunabileceği banka şubelerine malvarlığı tespit edilmeden de tebliğ edilebileceği hükme bağlanmıştır.

Vergi teorisinde yer alan ama aynı zamanda vergi icra hukuku alanında  da etkisi görülen  “vergi kaynağının korunması ve sürekliliğinin sağlanması ilkesi” gereğince, vergi idaresi, mükelleflerin borcunu ödedikten sonraki ekonomik durumları ile ilgilenmek durumundadır. (4)

Borçlu mükelleflere yönelik elektronik ortamda tebliğ edilen haciz bildirilerinde yer alan tutarların dikkate alınmayarak mükelleflerin tüm alacak ve haklarına haciz tatbik edilmesi, haczin mükellefin “mevcut malvarlığını hedef alması” esasına aykırıdır. (5)

Bankalarda alacak ve hakkı bulunmayan kamu borçlusunun ileride doğabilecek alacaklarına yönelik olarak bankalara haciz bildirisi tebliğ edilmesi, ileriye matuf haciz uygulanan mükelleflerin ticari yaşamlarını olumsuz etkilemektedir.

E- haciz uygulamasında özellikle üçüncü şahıslardaki alacaklara yapılan haciz işlemlerinde kargaşa yaşanmaktadır. Örneğin; 10.000.-TL borcu olan bir vergi mükellefinin alacaklı olduğu tüm müşterilerine haciz emirleri elektronik ortamda tebliğ edilmektedir.

Vergi idaresi, borçlu mükellefin müşterilerinden tahsil ettiği paraları, borcun miktarına bakmaksızın hesabına kaydetmektedir. Bu durumda vergi dairesi alacağından fazla tahsilât yapmaktadır. Fazla tahsil edilen paranın iadesi ise gecikmektedir. Dolayısıyla mükellefler zor durumda kalıp finansman sıkıntısı çekmektedirler. Bu konuda yeni bir yasal düzenleme yapılarak mükelleflerin müşterileri karşısındaki itibarlarının korunması ve mağduriyetlerin önlenmesi gerekir. Bu durum mükellef haklarının zedelenmesine yol açmaktadır.

Gelir İdaresi Başkanlığı, 2007 yılında Türkiye Bankalar Birliği’nin talebi üzerine verdiği özelgede haciz muamelesinin kamu alacağı tutarını aşmasının söz konusu olamayacağını ve bankalara gönderilen bildiride yer alan tutarın üzerinde haciz uygulanmamasına özellikle dikkat edilmesi gerektiği konusunda görüş bildirmiştir. Kamu alacağını aşan tutara haciz uygulama ve aşan kısmı mükellefe iade etmede gönülsüz yaklaşım, aslında bankaların sorumluluk altına girmek istememelerinden kaynaklanmaktadır. Bu durum mükelleflerin paralarının bankada tutmalarını engelleyerek kayıt dışı ekonomiye katkı sağlayabilir. Bu nedenle vergi idaresi, e-haciz uygulaması yoluyla alacaklarını tahsil ederken mükelleflerin mevduatlarını kayıt dışına itmemeye özen göstermelidir.

E-haciz işleminin, haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibariyle bir günlük uygulanması gerekirken hesaplara konan blokaj nedeniyle sürekli hale gelmesi sorun teşkil etmektedir. Ancak,  Tahsilât Genel Tebliği’nin 1. Kısım,  2. Bölüm, İhtiyati Haciz II. Başlıklı, 9. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, ihtiyati haciz ve haciz bildirilerinin, kamu borçlusunun tebliğ tarihinde muhatap banka nezdinde mevcut olan varlıklarını kavraması gerekmektedir. Kamuya borçlu olan bir şahsın, bankalarda alacak ve hakkının bulunmamasına rağmen ileride tahakkuk edecek alacağından yararlanmak üzere geleceğe yönelik olarak bankalara haciz veya ihtiyati haciz tebliği bankalar üzerinde bir yük oluşturabilir. Şöyle ki, bankanın bu hacizleri sürekli izlemesi veya banka tarafından yapılan tüm işlemlerde bir süreye bağlı kalınmaksızın borçlu adına mal, hak ve alacak doğup doğmadığının takip edilmesi, hak ve alacağın doğması halinde ise haciz veya ihtiyati haciz uygulanmasını gerektirir(6). Bu nedenle, bankalara yapılacak haciz ve ihtiyati haciz tebliğlerinin sadece tebliğ tarihi itibarıyla kamu borçlularının mevcut olan varlıklarını konu alması ve bu kişilerin ileride doğabilecek alacakları için haciz ve ihtiyati haciz tebliğinde bulunulmaması gerekmektedir.(7)

Yine, Tahsilât Genel Tebliği’nin 1. Kısım,  2. Bölüm, İhtiyati Haciz II. Başlıklı, 9. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, bankacılık sisteminde, POS cihazı kullanan müşteri ile banka arasında yapılan sözleşmelere dayanan bankalar nezdindeki hesaplar banka ile müşterisi arasında devamlılık arz etmektedir (8). Dolayısıyla bu hesaplar her zaman için banka nezdinde alacak doğmasına (muhtemel alacak) müsait hesaplar olarak değerlendirildiğinden bu hesaplara ileriye matuf olmak üzere haciz konulması mümkün bulunmamaktadır. (9)

Mükellefin banka nezdinde hak ve alacağı bulunduğuna dair bir tespit yapılmadan haciz bildirilerinin elektronik ortamda tebliğ edilmesi, ortaya çıkan sorunlardan biridir. Gelir İdaresi Başkanlığı Türkiye Bankalar Birliği’ne 2007 yılında verdiği özelgede, AATUHK 79. maddesinin haciz bildirisi gönderilmeden önce tespit yapılmasına ilişkin bir hükme yer vermediğini ve Danıştay 7. Dairesi’nin 22.02.2010 tarihli ve E:1998/2113 - K:2000/561 sayılı kararını da gerekçe göstererek, elektronik haciz öncesi bir tespitin zorunlu olmadığı yönünde görüş bildirmiştir.

Ancak vergi idaresinin bu görüşünün aksine, Danıştay 4. Dairesi 27.09.2007 tarihli ve E:2007/2327-K:2007/2952 sayılı kararında, AATUHK 62. ve 79. maddeleri uyarınca öncelikle tahsil dairelerince üzerine haciz uygulanacak hak ve alacakların tespit edilmesi, daha sonra her bir mükellef için ayrı ayrı ve borç tutarıyla sınırlı olarak haciz uygulamasına geçilmesinin gerektiğine hükmetmiştir. (10)

E-haciz uygulamasında banka hesabına haciz uygulanan mükellefe ödeme emri tebliğ edilmeden haciz işlemine başlanılması durumu mükellefler için büyük bir sıkıntı oluşturmaktadır. Çünkü kredi çekmek, çek veya senet ödemek veya nakit ihtiyacını gidermek için bankaya para çekmeye giden mükellefler e-haciz sürpriziyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durumu önlemek için tarh dosyasındaki mevcut adreslerine veya mükelleflerin MERNİS’teki adresine ödeme emri tebliğ edilmesi gerekmektedir. Ama alacaklı kamu idaresi bazen bunu yapmayarak doğrudan mükelleflerin bankadaki parasına haciz koymaktadır.

Emekli maaşlarının veya çalışan işçinin vergi borcunun büyüklüğüne göre ücretinin tamamına e- haciz konulması mükellefleri zor durumda bırakabilmektedir. Örneğin, devlete tek kuruş vergi borcu olmayan bir emekli, öldüğünden haberi dahi olmadığı kuzenin mirasçısı sıfatıyla miras payı da dikkate alınmadan vergi borcunun tamamından sorumlu tutulmuştur. Bunun sonucunda emekli maaşının tamamına e-haciz uygulandığını ve maaşını alamayacağını öğrendiğinde oldukça zor durumda kalmıştır.

Emekli maaşının ve çalışan ücretlinin ücretinin tamamına uygulanan haciz AATUHK 71. ve İş Kanunu’nun 35. maddesine aykırıdır. AATUHK 71. maddesine göre aylıklar, ödenekler, her çeşit ücretler, intifa hakları ve hâsılatı, ilama bağlı olmayan nafakalar, emeklilik aylıkları, sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan gelirler kısmen haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların üçte birinden çok, dörtte birinden az olamaz. Asgari ücreti aşmayan aylık gelirlerin onda birinden fazlası haczolunamaz. Çalışanlar açısından ise İş Kanunu’nun 35. maddesine göre  “İşçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik olunamaz. Ancak, işçinin bakmak zorunda olduğu aile üyeleri için hâkim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dâhil değildir. Nafaka borcu alacaklılarının hakları saklıdır.”

Mükelleflerin haciz bildirisini tebliğ alan bankaya herhangi bir borcu olmadığı halde sadece kullanılabilir kredi limitlerine e-haciz uygulanması da bu uygulamanın aksayan yönlerinden biridir. Örneğin, bir mükellef, çocuğunu özel bir eğitim kurumuna ya da vakıf üniversitesine kaydettirdiğinde, öğrenim ücretini taksitle ödemeyi tercih ederse eğitim kurumlarının anlaşma yaptıkları banka, mükellefe öğrenim ücreti tutarı kadar kredi açmaktadır. Amacı mükellefin çocuğunun öğrenimini finanse etmek olan bu krediye de blokaj konulabilmekte  mükellefler zor durumda kalmaktadır. Bu uygulama özellikle çocukların temel haklarından bir olan eğitim hakkını zedelemektedir.

Ülkeler, kamusal hizmetlerin sunumu ve finansmanında daha etkin ve daha hızlı sonuçlar almak için teknolojik gelişmelerden faydalanmaktadır. Kamu hizmetlerinin finansmanında vergi gelirlerinin payı oldukça büyüktür. Vergisini zamanında ödemeyen mükellefleri tespit edip, kamu alacağını tahsil etmek devletin görevlerinden biridir. E-devlet olma yolunda önemli adımlar atan ülkemizde, vergi idaresi de ciddi çalışmalar yürütmektedir. E-haciz uygulaması oldukça yeni bir uygulamadır ve pek çok vergi mükellefi bu uygulamadan habersizdir. Her yeni uygulamada olabileceği gibi e-haciz uygulamalarında da sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunların önemli bir kısmı bankaların hatalı uygulamalarından kaynaklanmıştır. Bu konuda Gelir İdaresi Başkanlığı’na yapılan başvurular üzerine Gelir İdaresi Başkanlığı Türkiye Bankalar Birliği’ne bir özelge göndererek bankaların dikkat etmesi gereken konulara açıklık getirmiştir. 

Diğer taraftan, yeminli mali müşavirlere veya serbest muhasebeci mali müşavirlere müteselsil sorumluluktan dolayı ödeme emri tebliğ edilmeden  bunların kişisel  banka  hesaplarına haciz konulamaz. Çünkü, YMM veya SMMM’lerin sorumluluğu  tasdik ettikleri  veya  imzaladıkları  beyanname sahibi mükelleflerle ilgili  olup, bu  mükellefler hakkında ihbarname  kesinleştirildikten sonra ancak  ödeme emri tebliğ edilebilir. 

Uygulamada bazı  vergi daireleri  mükellefe  e-haciz uygulayıp aynı zamanda da bu mükellefin  YMM’sinin kişisel  banka hesaplarına e-haciz yürütmektedirler. Bu uygulama son derece yanlış ve hukuka aykırı olup, asıl amme borçlusu bakımından amme borcu kesinleştirilmeden  bununla ilgili ikincil amme borçluları örneğin  YMM’ler veya SMMM’lerin kişisel  banka hesaplarına e-haciz uygulanamaz. 

Uygulamanın eksik yönlerinden birisi de idare ile mükellef arasında iyi bir iletişim kurulmamasıdır. Bu kapsamda vergi idaresinin, e- haciz uygulamasından haberi olmayan kamuoyunu kısa film, toplantılar, duyurular yoluyla bilgilendirici çalışmalar yapmasında oldukça fayda vardır. Vergi idaresi, e-haciz uygulaması yoluyla alacaklarını tahsil etmeyi amaçlarken uygulamadan kaçmak isteyen mükelleflerin mevduatlarını kayıt dışına itmemeye özen göstermelidir. İdare tüm eylemlerinde hukuka bağlı olması gerektiğini unutmamalı ve mükelleflerin ticari itibarlarının zedelenmemesi için gerekli önlemleri almalıdır. 22.11.2018

Nazlı Gaye ALPASLAN

https://vergialgi.com/asil-amme-borclusu-nezdinde-amme-alacagi-kesinlestirilmeden-ikinci-amme-borclusu-sayilan-ymm-smmm-lerin-hesaplarina-haciz-yurutulemez

  1. 2007 yılında başlayan 3. aşama ile  E-VDO uygulamalarının  301 vergi dairesine ve 585 mal müdürlüğü gelir servisinde yaygınlaştırılması  ve kapasite alt yapısının   güçlendirme çalışmaları tamamlanmış ve Gelir İdaresi Başkanlığında otomasyon kapsamına alınmayan birim kalmamıştır.  Bkz. GİB, 2012 Yılı Performans Programı, s.26
  2. Maliye Bakanlığı tarafından,  Türkiye Bankalar Birliğine yollanan 02.11.2007 gün ve 097674 sayılı yazı.
  3. Ayrıntılı açıklamalar için bkz. YERLİKAYA G.Kürşat, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının  Tahsil Usulü Hakkında Kanun Şerhi, XII Levha, 1. Baskı, İstanbul, Ocak 2012.
  4. ARIKAN Vural, Hayırlı İşler Beyler, Tekin  Yayınevi, 1. Basım, 1986 İstanbul.
  5. Kimi zaman çok küçük bir borcu olan  mükellefin bankadaki daha yüksek  meblağlı mevduatına haciz konulmuş olması  gibi.
  6. CANDAN Turgut, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Maliye ve Hukuk Yayınları, Ankara, Mart 2007, s.447
  7. ŞİMŞEK Edip, Amme Alacakları Tahsil Usulü Kanun Şerhi, Alfa Basım Yayım Dağıtım, 2. Baskı, 1996, s.599
  8. Tahsilât Genel Tebliği, 16.05.2005 tarihli ve 25817 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır
  9. Aynı görüş için bkz. AY Hakan – ALPASLAN Mustafa – KAYA Eda, Vergi Uygulamalarında E-tebligat ve E-Haciz, Kanyılmaz Matbaası, Kasım 2011.
  10. YİĞİT ŞAKAR Ayşe, “Türkiye’de E-Devlet Uygulamalarının Vergi Hukuku Alanına Yansımaları: E- Haciz Uygulaması ve Karşılaşılan Sorunlar” Mali Çözüm Dergisi,  Temmuz-Ağustos 2011, s.69-88

2023 takvim yılı gelirlerinin beyanına yönelik olarak mükelleflerimizin yıllık gelir vergisi beyannamesini verirken yararlanmaları amacıyla hazırlanan G.V.K. Geçici 67'inci Madde Uygulaması İle İlgili Olarak Gerçek Kişilere Yönelik Vergi Rehberi yayınlandı.

GİRİŞ

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesinde, menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılması ve elde tutulması sürecinde elde edilen gelirler ile mevduat faizleri, repo gelirleri ve katılım bankalarından elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine yönelik düzenlemelere yer verilmiştir.

1.1.2006 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu düzenlemenin uygulama süresi 31.12.2025 tarihine kadar uzatılmış bulunmaktadır.

Bu Rehber, finansal araçlara yatırım yapan gerçek kişi yatırımcıları bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Rehberde;

— Geçici 67 nci maddeyle getirilen düzenleme ile bu maddede değişiklik yapan 5527, 5615, 6009, 6111, 6322, 6655, 7194 ve 7256 sayılı Kanunlar,

— 22.7.2006 tarihli ve 2006/10731 sayılı, 27.10.2008 tarihli ve 2008/14272 sayılı, 12.1.2009 tarihli ve 2009/14580 sayılı, 27.9.2010 tarihli ve 2010/926 sayılı, 26.4.2011 tarihli ve 2011/1854 sayılı, 27.4.2012 tarihli ve 2012/3141 sayılı, 24.12.2012 tarihli ve 2012/4116 sayılı, 22.9.2017 tarihli ve 2017/10840 sayılı Bakanlar Kurulu Kararları,

— 20.3.2019 tarihli ve 842 sayılı, 30.4.2019 tarihli ve 1015 sayılı, 23.5.2020 tarihli ve 2569 sayılı, 29.9.2020 tarihli ve 3032 sayılı, 22.12.2020 tarihli ve 3321 sayılı, 3.9.2021 tarihli ve 4454 sayılı, 15.12.2021 tarihli ve 4921 sayılı, 21.12.2021 tarihli ve 4937 sayılı, 24.12.2021 tarihli ve 4970 sayılı, 30.12.2021 tarihli ve 5046 sayılı, 13.2.2022 tarihli ve 5193 sayılı, 31.3.2022 tarihli ve 5360 sayılı, 27.6.2022 tarihli ve 5752 sayılı, 14.9.2022 tarihli ve 6036 sayılı, 28.12.2022 tarihli ve 6618 sayılı ve 27.6.2023 tarihli ve 7332 sayılı ve 27.12.2023 tarihli ve 8002 sayılı Cumhurbaşkanı Kararları,

ile yapılan düzenlemeleri de içeren açıklamalara yer verilmiştir.

1. GELİR VERGİSİ KANUNUNUN GEÇİCİ 67 NCİ MADDESİNİN KAPSAMI

1.1. Tevkifata Tabi Olan Gelirler

» Borsa İstanbul’da işlem gören hisse senedi alım-satım kazançları,

» Devlet tahvili ve Hazine bonoları faiz gelirleri ve alım-satım kazançları,

» Özel sektör tahvil ve bonoları faiz gelirleri ve alım-satım kazançları,

» Mevduat faizleri,

» Repo gelirleri,

» Faizsiz olarak kredi verenlere ödenen kar payları ile kar-zarar ortaklığı belgesi karşılığı ödenen kar payları ve katılım bankaları tarafından katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları,

» Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen gelirler,

» Menkul kıymet ve vadeli işlem ve opsiyon piyasalarında işlem gören diğer menkul kıymetlerin gelirleri,

» Hazine veya diğer kamu tüzel kişilerince çıkarılan menkul kıymetlerin faiz gelirleri ve alım-satım kazançları,

» Menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının ödünç işlemlerinden sağlanan gelirler,

» Aracı kuruluş varantlarından elde edilen gelirler,

» Altına dayalı devlet iç borçlanma senetleri ile 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun uyarınca kurulan varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen altına dayalı kira sertifikalarından elde edilen kazançlar,

» Yatırım fonu katılma paylarından elde edilen kazançlar,

» Yatırım ortaklıkları hisse senetlerinin alım-satım kazançları,

» Varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen kira sertifikalarından elde edilen kazançlar,

» Döviz, kıymetli madenler ve Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenen diğer varlıklar üzerine yapılan kaldıraçlı işlemlere ilişkin sözleşmeler,

» Darphane sertifikalarından elde edilen gelirler,

tevkifata tabi olacaktır.

1.2. Tevkifata Tabi Olmayan Gelirler

» Hisse senedi kar payları,

» Hazine (Eurobond) ve 4749 sayılı Kanuna göre kurulan varlık kiralama şirketleri tarafından yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetlerin alım-satımı, itfası sırasında elde edilen getirileri ile bunların dönemsel getirilerinin tahsili,

» Tam mükellef kurumlara ait olup, Borsa İstanbul’da işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler,

» Sürekli olarak portföyünün en az %51’i Borsa İstanbul’da işlem gören hisse senetlerinden oluşan yatırım fonlarının bir yıldan fazla süreyle elde tutulan katılma paylarının elden çıkarılmasından elde edilen gelirler,

» Tam mükellef kurumlar tarafından yurt dışında ihraç edilen tahvillerden elde edilen faiz gelirleri,

» Tam mükellef varlık kiralama şirketleri tarafından yurt dışında ihraç edilen kira sertifikalarından sağlanan gelirler,

» 1.1.2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan her nevi tahvil ve Hazine bonoları ile Toplu Konut İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerin elde tutulması veya elden çıkarılması suretiyle sağlanan gelirler,

» 1.1.2006 tarihinden önce iktisap edilmiş olan menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından veya elde tutulma sürecinde elde edilen gelirler,

tevkifata tabi olmayacaktır.

Geçici 67 nci madde kapsamındaki menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, Türkiye’de ihraç edilmiş ve Sermaye Piyasası Kurulunca kayda alınmış ve/veya Türkiye’de kurulu menkul kıymet ve vadeli işlem ve opsiyon borsalarında işlem gören menkul kıymetler veya diğer sermaye piyasası araçları ile kayda alınmamış veya menkul kıymet ve vadeli işlem borsalarında işlem görmemiş olan, Hazinece veya diğer kamu tüzel kişilerince ihraç edilmiş her türlü menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarıdır.

Bankaların ve aracı kurumların taraf olduğu veya bunlar aracılığıyla yapılan; belirli bir vadede, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikte, ekonomik veya finansal göstergeye dayalı olarak düzenlenenler de dahil olmak üzere, para veya sermaye piyasası aracını, malı, kıymetli madeni ve dövizi alma, satma, değiştirme hak ve/veya yükümlülüğünü veren vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile döviz, kıymetli madenler ve Sermaye Piyasası Kurulu’nca belirlenen diğer varlıklar üzerine yapılan kaldıraçlı işlemlere ilişkin sözleşmeler bu madde uygulamasında diğer sermaye piyasası aracı olarak kabul edilir.

Bu tanımlama dışında kalan bir menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracının alım satımı veya itfası dolayısıyla elde edilen getiriler Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında tevkifata tabi değildir.

G.V.K. Geçici 67'inci Madde Uygulaması İle İlgili Olarak Gerçek Kişilere Yönelik Vergi Rehberi için tıklayınız.

Kaynak, GİB

Perşembe, 29 Şubat 2024 08:21

Stajyer Öğrenci ve Sigortalılık Durumu

Öğrenim gördükleri okulları tarafından zorunlu staja tabi tutulan öğrenciler için sigortaları okulları tarafından yapılır. Ancak öğrenci veya mezunun zorunlu staj kapsamında olmayıp gönüllü staj yapmak istemesi halinde stajyer olarak değerlendirilse bile SGK tarafında tüm sigorta kollarına tabi normal bir çalışandan farkı yok.

Bu nedenle eğer öğrencinin stajı zorunlu değilse, en az asgari ücret ödenmeli ve tüm sigorta kollarından işe giriş bildirgesi verilmelidir.

? 2024 Yılı için Stajyer Ücretleri:
20'den çok çalışanı olan işletmeler için Net asgari ücretin %30'u : 5.100 TL
20'den az çalışanı olan işletmeler için Net asgari ücretin %15: 2.550 TL ödenir.

?Stajyer ücretinden SGK, Gelir ve Damga vergisi kesintisi yapılmamaktadır.


? İşverenlerin dikkat etmesi gereken bir diğer konu da zorunlu staj kapsamında staj başlangıç ve bitiş tarihlerine dikkat etmeleri gerekir. Zira staj bittikten sonra öğrencinin çalışmaya devam etmesi halinde SGK girişinin yapılması gerekir. MURAT DELİP

Resim önizleme

Page 1 of 1158

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

Öne Çıkanlar

  • İnşaat Demiri İzleme Sistemi "İDİS" Stok Beyanı Hakkında Önemli Duyuru Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü (İDİS) Sistemi üzerinden yapılan…
  • TTK’ya Göre Limited Şirketlerde Tasfiye ve Tasfiye Edilen Şirketin Vergi Kanunları Karşısındaki Durumu Giriş Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel…
  • Kadın İşçiyi İşe Alan İşverene Yirmi Beş Bin Liraya Kadar Destek İŞKUR tarafından istihdamın korunmasına ve artırılmasına yardımcı olmak amacıyla aktif…
Top