Mehmet Özdoğru

Mehmet Özdoğru

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

İşletme aktifinde kayıtlı bulunan, amortismana tabi gayrimenkul, makine ve teçhizatların satılması, sonrasında satılan bu varlıkların kiralanması ve kira sözleşmesi sonunda varlıkların tekrar satın alınmasını sat-kirala-geri al işlemi olarak tanımlamak mümkündür. Sat-kirala-geri al işlemlerinden doğan kazançlarda istisna uygulaması ise çalışma konumuzu oluşturmaktadır.

6361 Sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’nun 3’üncü maddesinde aşağıdaki tanımlara yer verilmiştir.

-Finansal kiralama: Bir finansal kiralama sözleşmesine dayalı olmak koşuluyla, bu Kanun veya ilgili mevzuatı uyarınca yetkilendirilen kiralayan tarafından finansman sağlamaya yönelik olarak bir malın mülkiyetinin kira süresi sonunda kiracıya devredilmesi; kiracıya kira süresi sonunda malın rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması; kiralama süresinin malın ekonomik ömrünün yüzde sekseninden daha büyük bir bölümünü kapsaması veya finansal kiralama sözleşmesine göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının malın rayiç bedelinin yüzde doksanından daha büyük bir değeri oluşturması hâllerinden herhangi birini sağlayan kiralama işlemini,

-Faaliyet kiralaması: Finansal kiralama dışında kalan kiralamayı,

-Kiralayan: Katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları ile finansal kiralama şirketlerini

-Kiracı: Finansal kiralamayı kabul edeni,

1 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin “5.15. Sat-kirala-geri al işlemlerinden doğan kazançlarda istisna uygulaması” bölümünde yer verilen açıklamalar ise;

“6728 sayılı Kanunun 56’ncı maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanununun 5’inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (j) bendiyle, her türlü taşınır ve taşınmaz malların 6361 sayılı Kanun kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, kurumlar tarafından finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarına satışından doğan kazançlar ile bu kurumlarca söz konusu varlıkların devralındığı kuruma kira süresi sonunda devrinden doğan kazançlara yönelik istisna uygulaması düzenlenmiştir.

Bu istisna uygulamasında;

Kiracı; her türlü taşınır ve taşınmaz mallarını 6361 sayılı Kanun kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, kiralayan kurumlara devreden kurumları,

Kiralayan kurumlar; finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarını,

Sat-kirala-geri al işlemi; her türlü taşınır ve taşınmaz malların 6361 sayılı Kanun kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, kiracılar tarafından kiralayanlara satışı, kiralayanlar tarafından kiracılara kiralanması ve kiralayanlarca söz konusu varlıkların kiracılara kira süresi sonunda devrine ilişkin süreci ifade etmektedir.

İstisnadan yararlanacak olanlar

Bu istisna uygulamasından;

- 6361 sayılı Kanun kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla taşınır ve taşınmaz mallarını finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarına devreden kurumlar vergisi mükellefleri ile

Bu varlıkları devraldıkları kurumlara kira süresi sonunda devreden finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankaları yararlanabilecektir.

İstisna şartlarının sağlanması kaydıyla, kurumların tam veya dar mükellefiyete tabi olmasının istisna uygulamasında bir önemi bulunmamaktadır.

İstisna uygulamasına konu olacak iktisadi kıymetler

İstisna uygulamasına her türlü taşınır ve taşınmaz mallar konu olabilecektir.

Taşınmazlar

İstisnaya konu olabilecek taşınmazlar, Türk Medeni Kanunu’nda “Taşınmaz” olarak tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan, dolayısıyla yerinde sabit olan mallardır. Taşınmazlar ile ilgili olarak bu Tebliğin (5.6.2.2.1) bölümünde yer alan açıklamalar esas alınacaktır. (5.6.2.2.1. Taşınmazlar: Bunlar Türk Medeni Kanunu’nun 704’üncü maddesinde; Arazi, Tapu siciline ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar, Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler olarak sayılmıştır.)

Taşınırlar

6361 sayılı Kanun kapsamında kiralamaya konu edilebilen ve kurumların aktifinde yer alan amortismana tabi tüm taşınırlardır.

İstisnadan yararlanma şartları

Taşınır veya taşınmazın kiralayanlara, geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla satıldığı hususunun sözleşmede yer alması

İstisna uygulaması açısından, sat-kirala-geri al işlemine ilişkin olarak kiracı ile kiralayan kurumlar arasında düzenlenecek sözleşmede, bu işleme konu edilen ve kiracı tarafından kiralayanlara satılan taşınır veya taşınmazın;

  • Kiralayan kurumlarca kiracıya geri kiralanacağına ve
  • Sözleşme süresinin sonunda kiracı tarafından geri alınacağına

ilişkin hüküm bulunması ve bu hükümlere fiilen uyulması şarttır.

Dolayısıyla, sat-kirala-geri al işlemine ilişkin olarak kiracı ile kiralayan kurumlar arasında düzenlenecek sözleşmede bu işleme konu edilen ve kiracı tarafından kiralayanlara satılan taşınır veya taşınmazın; kiralayan kurumlarca kiracıya geri kiralanacağına ve sözleşme süresinin sonunda kiracı tarafından geri alınacağına ilişkin hüküm bulunmaması veya hüküm bulunmakla beraber bu hükümlere fiilen uyulmaması halinde istisnadan yararlanılması mümkün değildir.

Satış kazancının özel fon hesabında tutulması

İstisnaya konu edilecek satış kazancı, satış işlemi ile birlikte doğacağından, satış işlemi ister peşin isterse vadeli olarak yapılmış olsun istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanacaktır.

Bu varlıkların satışından elde edilecek istisna kazancın, kiracı tarafından pasifte özel bir fon hesabına alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, fon hesabına alınma işleminin, kiracılarca varlıkların kiralayanlara satışının yapıldığı yılı izleyen hesap döneminin başından itibaren kazancın beyan edildiği döneme ait kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği tarihe kadar yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla, istisna kazanç tutarı, satışın yapıldığı dönemin genel sonuç hesaplarına yansıyacak olup kurumlar vergisi beyannamesinin ilgili satırında gösterilmek suretiyle istisnadan yararlanılabilecektir. Anılan istisnadan geçici vergi dönemleri itibarıyla da yararlanılması mümkün olup belirtilen süre zarfında söz konusu kazancın fon hesabına alınmaması durumunda, kurumlar vergisi beyannamesinde istisnadan yararlanılabilmesi mümkün olmadığı gibi geçici vergi dönemleri itibarıyla yararlanılan istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerden kaynaklanan vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ayrıca aranacaktır.

İstisna, satış kazancının %100’üne uygulandığından, kazancın tamamı fon hesabına alınacaktır.

Fon hesabında tutulan kazancın işletmeden çekilmemesi

Fon hesabına alınan kazanç tutarı kiracı tarafından sadece gerek kira süresi boyunca gerekse kira süresinin sonunda varlıkların geri alınmasından sonra bu varlıklar için ayrılacak amortismanların (bu varlıkların kiralayan kurumlara devrinden önce kiracıdaki net bilanço aktif değerine isabet eden amortismanlar hariç) itfasında kullanılabilecektir.

Ancak, fon hesabına alınan kazanç tutarının bunun dışında, başka bir hesaba nakledilmesi, işletmeden çekilmesi veya dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılması ya da kurumun tasfiyesi halinde (bu Kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç), istisna uygulanması nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir.

Sat-kirala-geri al işlemine konu edilen varlıklara ilişkin olarak gerek kira süresi boyunca gerekse kira süresinin sonunda varlıkların geri alınmasından sonra kiracılar tarafından hesaplanacak amortismanların, kiralayan kurumlara devrinden önce (birden fazla kere sat-kirala-geri al işlemine konu edilen varlıkların ilk kez devrinden önce) ilgili varlığın kiracıdaki net bilanço aktif değerine isabet eden kısmı kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilecek, kalan kısmı ise sadece özel fon hesabından mahsup edilebilecektir.

Örnek: (Ç) A.Ş. 13/5/2014 tarihinde 2.500.000,00 TL’ye iktisap ettiği ve aktifine aldığı taşınırını 8/9/2016 tarihinde sat-kirala-geri al işlemine konu ederek (D) Katılım Bankası A.Ş.’ye 3.000.000,00 TL bedelle devretmiştir. Bu sürede (Ç) A.Ş.’nin söz konusu taşınırı için ayırdığı amortisman tutarı 500.000,00 TL’dir.

İstisna Kazanç: Satış bedeli- Taşınırın (Ç) A.Ş.’deki net bilanço aktif değeri

Taşınırın (Ç) A.Ş.’deki net bilanço aktif değeri: Maliyet bedeli- Birikmiş amortismanlar

İstisna Kazanç: 3.000.000,00 TL – (2.500.000,00 TL – 500.000,00 TL)

İstisna Kazanç: 1.000.000,00 TL

(Ç) A.Ş. istisnaya konu 1.000.000,00 TL tutarındaki kazancını pasifte özel bir fon hesabında takip edecektir. Özel fon hesabında takip edilecek olan bu tutar sadece, sat-kirala-geri al işlemine konu edilen taşınıra ilişkin olarak gerek kira süresi boyunca, gerekse kira süresinin sonunda taşınırın geri alınmasından sonra 3.000.000,00 TL üzerinden ayrılacak amortismanların, bu tutar ile taşınırın (D) Katılım Bankası A.Ş.’ye devredildiği tarihte kiracıdaki net bilanço aktif değeri arasındaki fark olan (3.000.000 TL – 2.000.000 TL) 1.000.000,00 TL’ye isabet eden kısmına mahsup edilmek suretiyle kullanılabilecektir.

Dolayısıyla gerek kira süresi boyunca gerekse kira süresinin sonunda taşınırın geri alınmasından sonra 3.000.000,00 TL üzerinden ayrılacak toplam amortismanların, en fazla 2.000.000,00 TL’lik kısmı kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilecek olup kalan 1.000.000,00 TL’lik kısmı ise özel fon hesabından mahsup edilecektir.

Söz konusu özel fon hesabının bu taşınır için ayrılacak amortismanların (bu varlıkların kiralayan kurumlara devrinden önce kiracıdaki net bilanço aktif değerine isabet eden amortismanlar hariç) itfası dışında kullanılması mümkün bulunmamaktadır. Özel fon hesabında yer alan tutarın herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilmesi, işletmeden çekilmesi veya dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılması ya da kurumun tasfiyesi halinde istisna uygulanması nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir.

İstisna uygulaması

Taşınır ve taşınmaz malların, sat-kirala-geri al işlemine konu edilmesi dolayısıyla kiracı nezdinde doğan ve istisna uygulamasına konu kazanç tutarı, satış tarihi itibarıyla hesaplanacaktır. İstisna kapsamındaki değerlerin satışından kaynaklanan alacaklar için alınan faiz, komisyon ve benzeri gelirler, istisna kazancın tespitinde dikkate alınmayacaktır. Aynı şekilde, satış bedelinin döviz cinsinden belirlenmesi durumunda ortaya çıkan kur farklarının da istisna kazancın tespitinde dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır. Döviz üzerinden veya vadeli olarak gerçekleşen satışlarda, yabancı paraların ya da alacakların değerlemesinden kaynaklanan unsurlar vergi matrahının tespitinde gelir veya gider unsuru olarak dikkate alınacaktır.

İstisnaya konu edilen satış kazancı, kiracı tarafından pasifte özel bir fon hesabında tutulacak ve özel fon hesabında tutulan bu tutar sadece kiracı tarafından bu varlıklar için ayrılacak amortismanların (bu varlıkların kiralayan kurumlara devrinden önce kiracıdaki net bilanço aktif değerine isabet eden amortismanlar hariç) itfasında kullanılabilecektir.

Örnek 1: (E) A.Ş. 1.000.000,00 TL bedelle aktifine kayıtlı taşınırı için toplam 680.000,00 TL amortisman ayırdıktan sonra bu taşınırı sat-kirala-geri al işlemine konu ederek 15/8/2016 tarihinde 800.000,00 TL bedel üzerinden (F) Finansal Kiralama A.Ş.’ye devretmiştir.

(F) Finansal Kiralama A.Ş., 800.000,00 TL ana para ve 400.000,00 TL faiz olmak üzere toplam 1.200.000,00 TL kira ödemesi karşılığında (E) A.Ş.’ye 5 yıllık süreyle kiraladığı bu taşınırı 16/8/2021 tarihinde (E) A.Ş.’ye 1.000,00 TL bedelle geri satmıştır.

1. satış: (E) A.Ş.’nin taşınırını (F) Finansal Kiralama A.Ş.’ye satışı:

İstisna Kazanç: Satış bedeli- Taşınırın (E) A.Ş.’deki net bilanço aktif değeri

İstisna Kazanç: 800.000,00 TL – (1.000.000,00 TL – 680.000,00 TL)

İstisna Kazanç: 480.000,00 TL

(E) A.Ş. 480.000,00 TL tutarındaki istisna kazancını pasifte özel bir fon hesabına alarak, bu tutarın tamamı için istisnadan yararlanabilecektir.

(E) A.Ş. söz konusu taşınıra ilişkin sat-kirala-geri al işleminden kaynaklanan kullanım hakkını Vergi Usul Kanununun mükerrer 290’ıncı maddesi hükümleri çerçevesinde “260 Haklar” hesabında 800.000,00 TL bedelle takip edecektir. (E) A.Ş.’nin bu taşınır için yıllık olarak hesaplayacağı amortismanın (480.000,00 TL / 800.000,00 TL=) %60’lık kısmı özel fon hesabından karşılanacak; sadece (320.000,00 TL / 800.000,00 TL=) %40’lık kısmı ise kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilecektir.

2. satış: (F) Finansal Kiralama A.Ş.’nin taşınırı (E) A.Ş.’ye geri satışı:

(F) Finansal Kiralama A.Ş.’nin (E) A.Ş.’den satın aldığı ve aktifinde iz bedeliyle takip ettiği taşınırı kira süresi sonunda 1.000,00 TL bedelle (E) A.Ş.’ye geri satışından doğan kazancı istisna uygulamasına konu edilebilecektir.

Öte yandan, (F) Finansal Kiralama A.Ş.’nin sat-kirala-geri al işlemine ilişkin faiz gelirlerinin ise istisna kapsamında değerlendirilmeyeceği tabiidir.

Örnek 2: (G) A.Ş. 8.000.000,00 TL bedelle aktifine kayıtlı olan taşınmazı için toplam 1.600.000,00 TL amortisman ayırdıktan sonra bu taşınmazı sat-kirala-geri al işlemine konu ederek 22/8/2016 tarihinde 10.000.000,00 TL bedel üzerinden (H) Finansal Kiralama A.Ş.’ye devretmiştir.

(H) Finansal Kiralama A.Ş., söz konusu taşınmazı (G) A.Ş.’ye 10.000.000,00 TL ana para ve 6.000.000,00 TL faiz olmak üzere toplam 16.000.000,00 TL kira ödemesi karşılığında 8 yıl süreyle kiralamıştır.

Kira süresinin bitiminde taşınmazı (H) Finansal Kiralama A.Ş. 1.000,00 TL bedelle (G) A.Ş.’ye geri satmıştır.  (G) A.Ş. bu taşınmazını 25/11/2024 tarihinde (İ) Ltd. Şti.’ne 13.000.000,00 TL bedelle satmıştır.

1. satış: (G) A.Ş.’nin taşınmazını (H) Finansal Kiralama A.Ş.’ye satışı:

İstisna Kazanç: Satış bedeli – Taşınmazın (G) A.Ş.’deki net bilanço aktif değeri

İstisna Kazanç: 10.000.000,00 – (8.000.000,00 – 1.600.000,00)

İstisna Kazanç: 3.600.000,00

(G) A.Ş. 3.600.000,00 TL istisna kazanç tutarını pasifte özel bir fon hesabına alarak, bu tutarın tamamı için istisnadan yararlanabilecektir.

*Ertesi hesap döneminde (2017) 3.600.000,00 TL 549 Özel Fonlar hesabına devredilmelidir. (2016 kurumlar vergisi beyannamesinin verileceği tarihe kadar devrin yapılması gerekir.)

(G) A.Ş.’nin “260 Haklar” hesabında 10.000.000,00 TL bedelle takip edeceği söz konusu taşınmazla ilgili sat-kirala-geri al işleminden kaynaklanan kullanım hakkına ilişkin olarak yıllık olarak hesaplayacağı amortismanın (3.600.000,00 TL / 10.000.000,00 TL) %36’lık kısmı özel fon hesabından karşılanacak; en fazla (6.400.000,00 TL / 10.000.000,00 TL) %64’lük kısmı ise kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilecektir.

Taşınmazın (H) Finansal Kiralama A.Ş.’den kiralanması kaydı ise; **

2. satış: (H) Finansal Kiralama A.Ş.’nin taşınmazı (G) A.Ş.’ye geri satışı:

(H) Finansal Kiralama A.Ş.’nin (G) A.Ş.’den satın aldığı ve aktifinde iz bedeliyle takip ettiği taşınmazı kira süresi sonunda 1.000,00 TL bedelle (G) A.Ş.’ye geri satışından doğan kazanç istisna uygulamasına konu edilebilecektir.

Öte yandan, (H) Finansal Kiralama A.Ş.’nin sat-kirala-geri al işlemine ilişkin faiz gelirlerinin ise istisna kapsamında değerlendirilmeyeceği tabiidir.

3. satış: (G) A.Ş.’nin taşınmazı (İ) Ltd. Şti.’ne satışı:

(G) A.Ş. 22/8/2016 tarihinde sat-kirala-geri al işlemine konu ettiği ve (H) Finansal Kiralama A.Ş.’den 1.000,00 TL bedelle geri aldıktan sonra 10.001.000,00 TL bedelle aktifine kaydetmiş olduğu bu taşınmazı 25/11/2024 tarihinde (İ) Ltd. Şti.’ne 13.000.000,00 TL bedelle satmıştır. Satış bedelinin tamamı aynı tarihte (G) A.Ş.’nin banka hesabına aktarılmıştır.

(G) A.Ş. söz konusu taşınmazın kullanım hakkı dolayısıyla kira süresi boyunca 1.152.000,00 TL özel fon hesabından mahsup edilmek ve 2.048.000,00 TL de kurum kazancının tespitinde dikkate alınmak suretiyle toplam 3.200.000,00 TL amortisman ayırmıştır.

G) A.Ş.’nin sat-kirala-geri al işlemine konu etmiş olduğu taşınmazın, (H) Finansal Kiralama A.Ş.’den geri alındıktan sonra (İ) Ltd. Şti.’ne satışından elde edilen kazanç, kiralayan kuruma devrinden önce bu taşınmazın (G) A.Ş.’deki net bilanço aktif değeri ile sat-kirala-geri al işleminin başlangıcından itibaren bu taşınmaza ilişkin olarak kazancın tespitinde dikkate alınan toplam amortisman tutarı dikkate alınarak hesaplanacaktır.

Satış Kazancı: (Satış bedeli + Gider veya maliyet olarak dikkate alınan amortismanlar) - (Taşınmazın kiralayana devrinden önce (G) A.Ş.’deki net bilanço aktif değeri + (H) Finansal Kiralama A.Ş.’den geri alım bedeli)

Satış Kazancı: (13.000.000,00 TL + 2.048.000,00 TL)- (6.400.000,00 TL + 1.000,00 TL)

Satış Kazancı: 8.647.000,00 TL

(G) A.Ş.’nin bu satış işlemi normal bir duran varlık satışı gibi kayıtlara alınacak olup özel fon hesabında yer alan bakiye tutar birikmiş amortismanlar gibi değerlendirilecektir. Buna göre, (G) A.Ş.’nin bu satış işlemi ile ilgili muhasebe kaydı aşağıdaki gibi olacaktır.

Ayrıca, Kanunun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan şartların sağlanması halinde, taşınmazın (İ) Ltd. Şti.’ne satış işleminden doğan kazancın %75’lik*** kısmı anılan bentte düzenlenen istisnaya konu edilebilecektir. 

Öte yandan, taşınır veya taşınmazların bir kiracı kurum tarafından, sat-kirala-geri al sürecinin tamamlanması kaydıyla, birden fazla defa sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilmesinden sonra üçüncü kişilere satılması halinde, üçüncü kişilere yapılan satıştan doğan kazancın tespitinde, taşınır veya taşınmazın bu kiracı tarafından ilk defa bu işlemlere konu edildiği tarihteki net bilanço aktif değeri dikkate alınacaktır.”

KAYNAKLAR

6361 Sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu

1 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği

**VAROL, N. İŞLETME DIŞI FİNANSMAN ARAÇLARINDAN SAT VE GERİ KİRALA YÖNTEMİ İLE BANKA KREDİSİ KULLANIMININ KARŞILAŞTIRILMASI. Uluslararası Muhasebe ve Finans Araştırmaları Dergisi, 2(2), 143-166.

***(7061 sayılı kanunun 89 uncu maddesiyle değişen cümle; Yürürlük: 05.12.2017) Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75'lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50'lik kısmı.

17.01.2022

Vedat Erdem
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bilim Uzmanı
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

KAYSERİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

50426076-125[10-2017/20-318]-2836

12.01.2018

Konu

:

Yatırım teşvik belgeleri kapsamında gerçekleştirilen yatırımların finansmanı amacıyla sermayeye nakden yatırılan tutarın nakdi sermaye indiriminden yararlanılıp yararlanılmayacağı hk.

İlgi

:

18/04/2017 tarihli yazınız.

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, pamuk ipliği imalatı ile iştigal ettiğiniz, yatırım teşvik belgesi kapsamında gerçekleştirilen yatırımların finansmanı amacıyla sermayeye eklenmek üzere 14/09/2015 tarihinde ortaklar tarafından şirket banka hesabına nakden yatırılan … TL'nin ortaklar cari hesabında izlenerek 14/04/2016 tarihinde sermayeye eklendiğinden bahisle sermayeye eklenmiş olan söz konusu tutar için sermaye eklendiği tarihten itibaren 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi kapsamında nakit sermaye indiriminden yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun "Diğer indirimler" başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurum kazancından sırasıyla yapılacak indirimler sayılmış, bu fıkranın (ı) bendinde;

"Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan "Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı" dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50'si.

Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere izleyen her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılır. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması hâlinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır. Matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devreder. Bu bendin uygulanmasında sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dâhil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından veya bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan ya da ortaklar veya bu Kanunun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımları, indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, ortaklarının hukuki niteliği, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100'e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre %150'ye kadar farklı uygulatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."

hükmüne yer verilmiştir.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "10.6.1. İndirimin kapsamı" başlıklı bölümünde ise;

"Sermaye şirketlerinin sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla getirilen bu düzenleme uyarınca indirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında, 1/7/2015 tarihinden itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya bu tarihten itibaren yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden, ilgili hesap döneminin sonuna kadar Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi hükmüne göre hesaplanacak tutar dikkate alınacaktır.

İndirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında; mevcut sermaye şirketlerinde ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları, yeni kurulan sermaye şirketlerinde ise ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı dikkate alınacak olup sermayenin nakit olarak karşılanmayan kısmı için indirim uygulamasından yararlanılamayacağı tabiidir.

 Bununla birlikte;

 - Sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklanan sermaye artışları,

 - Sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışları,

 - Bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan sermaye artışları,

 - Ortaklarca veya Kurumlar Vergisi Kanununun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,

- Şirkete nakdi sermaye dışında hisse senedi, tahvil veya bono gibi kıymetlerin konulması suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,

 - Bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışları,

indirim tutarının hesaplamasında dikkate alınmayacaktır."

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleşen sermaye artışları dolayısıyla Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde düzenlenen indirim uygulamasından faydalanılması mümkün bulunmamakta olup ortaklar cari hesabında izlenen tutarlar kullanılmak suretiyle gerçekleştirmiş olduğunuz söz konusu sermaye artırımı işlemi nedeniyle anılan indirim uygulamasından yararlanmanız mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(23.01.2018 tarih ve 74132 sayılı özelge)

a) Kurumlar vergisi: Bir limited şirketin tür değiştirerek şahıs işletmesine dönüştürülmesi Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 19 ve 20. maddeleri kapsamında “devir” olarak değerlendirilemeyeceğinden, söz konusu tür değişikliğinden doğan kârlar vergiye tabi tutulacaktır. Dolayısıyla, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca limited şirketin tasfiyeye tabi tutularak hükmi şahsiyetine son verilmesi; şahıs işletmesinin de yeni kuruluş merasimine tabi tutularak mükellefiyetinin tesisi gerekmektedir.

b) Katma değer vergisi: Limited şirketin aktifinde kayıtlı olan ve teslimleri KDV’ye tabi olan varlıkların (stoklar, duran varlıklar vs.) devir tarihi itibariyle emsal bedeli üzerinden KDV hesaplanıp beyan edilmesi gerekmektedir.

c) Defter ve belge düzeni: Limited şirketin Türk Ticaret Kanunu uyarınca ferdi işletmeye dönüştürülmesi durumunda ticaret erbabı olarak işe başlanması söz konusu olacaktır. Bu durumda, yeni işe başlanması nedeniyle işletme hesabı esasına göre defter tutulması mümkündür. Ancak, sonraki hesap dönemlerinde tutulacak defterlerin tayininde Vergi Usul Kanununun sınıf değiştirmeye ilişkin hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir. Limited şirketinizin şahıs işletmesine devir işlemleri Vergi Usul Kanunu’nun 328. maddesi gereği satış hükmünde olduğundan, şahıs işletmesine devredilecek olan limited şirketin aktifinde kayıtlı emtialar, ticari araçlar ile demirbaşlar vb. kıymetler için emsal bedel üzerinden fatura düzenlenmesi gerekmektedir

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

KAYSERİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

50426076-130[11-2016/20-1299]-14128

17.04.2017

Konu

:

İhraç kayıtlı teslimlerden sonra alınan kapasite raporu hk.

   İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden; 28/04/2015 ve 11/05/2015 tarihlerinde yaptığınız ihraç kayıtlı teslimleriniz nedeniyle 2015/04,05 dönemlerine ilişkin tecil-terkin ve iade talebinde bulunduğunuz, sanayi sicil belgenizin 29/12/2014 tarihli olduğu, ancak kapasite raporunuzun ihraç kayıtlı satışlarınızdan sonraki bir tarih olan 01.07.2015 tarihinde alındığı belirtilerek, tecil-terkin ve iade talebinizin yerine getirilip getirilemeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

   KDV Kanununun 11/1-c maddesinde; ihraç edilmek şartıyla imalatçılar tarafından kendilerine teslim edilen mallara ait katma değer vergisinin ihracatçılar tarafından ödenmeyeceği, mükelleflerce tahsil edilmeyen ancak ilgili dönem beyannamesinde beyan edilecek olan bu verginin, vergi dairesince tarh ve tahakkuk ettirilerek tecil olunacağı, söz konusu malların, ihracatçıya teslim tarihini takip eden aybaşından itibaren 3 ay içinde ihraç edilmesi halinde, tecil edilen verginin terkin olunacağı hüküm altına alınmıştır.   

   Konuyla ilgili olarak 26.04.2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan KDV Genel Uygulama Tebliğinin (II-A/8.) bölümünde; tecil-terkin uygulamasından yararlanabilecek imalatçılarda aranan şartlar belirlenmiş olup, imalatçının sanayi siciline kayıtlı ve sanayi sicil belgesine haiz olması, ilgili meslek teşekkülüne kayıtlı olması ve sanayi sicil belgesinde yer alan üretim konusunda gerekli araç parkına sahip olunması gerektiği, imalatçı kapsamına girmeyen mükelleflerin tecil-terkin uygulamasından yararlanamayacakları ancak, diğer şartları taşımakla beraber, sadece sanayi sicil belgesine sahip olmayan mükelleflerden, ilgili kuruma başvuran ve bu kurumdan söz konusu belgenin verileceğine ilişkin olumlu görüş alanların da, sanayi sicil belgesi verilmesi beklenilmeden tecil-terkin uygulamasından yararlanabilecekleri, ilgili Kurumdan olumlu görüş alan mükelleflerin, olumlu görüş yazısının verildiği tarihten önceki dönemlerde (ilgili kuruma başvuru tarihinden sonraki) diğer tüm şartları taşıdığının ilgili vergi dairesince tespit edilmesi kaydıyla, olumlu görüş yazısının verildiği tarihten önceki söz konusu teslimlerinde de tecil-terkin uygulamasından yararlandırılmalarının mümkün olduğu ifade edilmiştir.

   Buna göre; ihraç kayıtlı satışlarınızın yapıldığı tarihte sanayi sicil belgenizin bulunması halinde, kapasite raporu daha sonra alınsa bile tecil-terkin uygulamasından faydalanmanız mümkün bulunmaktadır.

   Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

1.  Giriş

Servet üzerinden alınan beyana dayalı vergiler kapsamında olan 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi, Türk Vergi Sistemine ilk kez, 12.04.1926 tarihli 797 sayılı Kanun ile yürürlüğe girmiştir. Kanunda sonraki yıllarda birçok değişik yapılmasına rağmen en köktenci değişiklikler 1959 yılında 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu ile gerçekleştirilmiştir. Toplam vergi gelirleri içindeki payı çok düşük olan bu vergi, fiskal amaçlardan çok ekstra fiskal amaçlara hizmet etmektedir.

Bilindiği üzere maliye politikasının amaçları arasında bölüşümde ve dağıtımda etkinlik, istikrarlı ekonomik büyüme yer almaktadır. Bu doğrultuda bölüşümde etkinlik maliye politikasının sosyal amaçları arasında yer alır. Devletin ekonomiye müdahalesinde kullandığı kamu gelirleri politikasının etkili bir aracı olan vergiler, bilhassa gelir dağılımının iyileşmesi için sosyal amacın vazgeçilemez unsurlardan birini teşkil etmektedir.

Gelirin, varlıklı ve yoksul arasındaki farkı giderek azaltıcı bir özelliğe sahip Veraset ve İntikal Vergisi, maliye politikasının sosyal amaçlarına ulaşma anlamında oldukça gereklidir. Zira verginin mükellefi olan fertler, veraset ve karşılıksız kazanımlar elde etmek suretiyle herhangi bir çaba sarf etmeden servetlerini arttırmaktadırlar. Farklı bir söylemle, veraset ve intikal vergisi, ivazsız intikalleri vergileme hedefine odaklanmıştır.

Mali idare de bu düsturla 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi’nin uygulamasına kanun kendisine verdiği yetki alanları ile sınırlı olmak kaydıyla yön vermektedir. Bir idari işlem olan vergilemenin paydaşlarından vergi yargısı da ilgili birimleri ile aldığı kararlarla bu verginin uygulamasına dolaylı olarak katılmaktadır.

Bu çalışmada Türk İdari Yargısının yüksek mahkemesi olan Danıştay 7. Dairesi’nin 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi’nin konusu içerisinde yer alan ivazsız intikaller hakkında aldığı Danıştay 7 inci Dairesinin 14.04.2016 tarih ve E.2013/3136; K.2016/3931 sayılı Kararı ile yine aynı dairenin aynı husustaki 01.02.2021 tarih ve E.2016/5726, K.2021/631 sayılı güncel kararı değerlendirilecektir.

2.  Hukuki Çerçeve

Veraset ve İntikal Vergisi beyana dayalı bir servet vergisidir. 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun "Verginin Konusu" başlıklı 1. Madde hükmü şöyledir: "Türkiye  Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye'de bulunan malların veraset tarikiyle veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir tarzda bir şahıstan diğer şahsa intikali Veraset ve İntikal Vergisine tabidir."

Aynı kanunun "Verginin Mükellefi" başlıklı 5.Maddesinde ise "veraset tarikiyle veya ivazsız bir tarzda mal iktisap eden şahısların" verginin mükellefi olduğu hüküm altına alınmıştır.

Kanunun 10. Maddesinde ise veraset ve intikal vergisinin matrahının , "intikal eden malların Vergi Usul Kanunu’na göre bulunan değerleri" olduğu hüküm altına alınmıştır.

Veraset ve İntikal Vergisi diğer beyana dayanan vergilerden bazı açılardan farklılaşmaktadır. Şöyle ki; Veraset ve İntikal Vergisi tıpkı diğer beyana dayalı vergilerde olduğu gibi yükümlülerin beyanı üzerine tarh olunur. Buna " ilk tarhiyat" adı verilir. İlk tarhiyata temel olmak üzere yükümlüler, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu 10.Madde ifade edilen değerleme ölçülerini kullanırlar. Bu maddede değerleme ölçüsü yazılı olmayan malları ise Vergi Usul Kanunu’nun servetleri değerleme ile ilgili 3'üncü bölümündeki esaslara göre değerler ve beyannamelerini bu şekilde verirler.

İlk tarhiyat için verilmesi gereken beyanname, vergi dairesi tespit etmediği sürece mükellef tarafından ne kadar geç verilirse verilsin vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi uygulanmaz. Vergi dairesi mükellefin beyannameyi vermediğini tespit eder ve vereceği ilk veya ikinci 15 günlük ek sürelerde beyanname verilirse de vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi hesaplanmaz. 1

Vergileme süreci henüz sona ermemiştir. Yükümlü tarafından beyan edilen vergiye konu kıymetler, vergi dairesince 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yer verilen değerleme kıstasları açısından kontrol edilir. Yükümlünün beyanı ile olması gereken arasında farklılık varsa ilk tarhiyat göre hesaplanan vergi, olması gereken vergiye tamamlanır. Böylece tamamlama tarhiyatı olarak da bilinen "ikinci tarhiyat" yapılmış olur.

Yalnızca veraset ve intikal vergisine mahsus söz konusu tamamlama tarhiyatı, gecikme faizi hesaplanmasını icap ettiren bir " ikmalen tarhiyat" hali değildir. Süresinde beyanname veren yükümlünün farklı değerleme ölçüsü kullanması nedeniyle açığa çıkan farklılığın giderilmesine dönük bir uygulamadır.

Veraset ve intikal vergisine mahsus tamamlama tarhiyatında, vergi dairesince tespit edilen farklılık, ilk ve tamamlama tarhiyatında değişik değerleme ölçülerinin kullanılmasından doğuyorsa vergi ziyaı cezası tekemmül etmez. Diğer yandan ilk ve tamamlama tarhiyatında aynı değerleme ölçüleri kullanılmasına karşın, gayrimenkuller hariç olmak üzere farklı vergi miktarına ulaşılmışsa, vergi ziyaı cezası ½ nispetinde uygulanır. Taşınır mallar ve bu kapsamda yer alan gemilere müteallik değerlemelerde yüzde 50 oranına kadar bulunacak farklılıklar için vergi ziyaı cezası kesilmez.

Veraset ve İntikal Vergisi uygulamasında yoğun tartışmaların yaşandığı ana husus ise ivazsız intikal eden ve borsada işlem görmeyen hisse senetlerinin Veraset ve İntikal Vergisine esas değeri üzerinedir.

Yukarıda yer verilen kanun hükümlerine göre, ivazsız olarak intikal eden borsada işlem görmeyen hisse senetlerinin Veraset ve İntikal Vergisine esas değeri şu şekilde tespit edilecektir:

Miras kalan veya hibe edilen mallara ilişkin değerleme ölçüleri Vergi Usul Kanunu’nun servetleri değerleme başlıklı 291-298 inci maddelerinde yer almaktadır.

VUK’un 294. Madde hükmü şöyledir;

"Ticari sermayeye dahil olsun olmasın bütün esham ve tahvilat borsa rayiciyle borsada kayıtlı olmayan esham ve tahvilat, emsal bedeliyle değerlenir."

VUK hükümlerine göre, borsada kayıtlı olmayan hisse senedi emsal bedeli değerlenir. Ancak bahse konu senedin emsal değerinin tespiti güç olduğu için veraset ve intikal vergisi mükellefin beyannameyi düzenlerken, söz konusu hisse senetlerinin üzerinde yazan itibari değeri, farklı bir ifade ile nominal değer ile beyan etmesi beklenir. 2 Böylece ilk tarhiyat gerçekleşmiş olacaktır.

Anonim şirket hisseleri (esham) için ilk tarhiyata esas değer kanun lafzında sarih bir şekilde "itibari değer" olarak ifade edilmesine karşın, vergi idaresi tarafından verilen bazı özelgelerde, 3 ilk tarhiyat için hisse senedinin itibari değerine göre değil, şirketin öz varlığına göre beyanda bulunulması yani esham muamelesi yapılması zorunlu olduğu halde, ticari sermayenin dikkate alındığı görülmektedir 4

Konu hakkında, VİV Genel Tebliği’nde, borsada kayıtlı olmayan veya kayıtlı olmakla beraber 3 yıldan beri muamele görmemiş bulunan esham (hisse senetleri) hakkında "…………… ilk tarhiyatta itibari değerle, başka bir deyimle eshamın üzerinde yazılı olan değerle değerlenecektir." ibaresi de mevcuttur.

Borsada kayıtlı olmayıp ivazsız şekilde intikal eden hisse senetlerinin VİV’ e esas değeri, emsal bedel olmasından ötürü, Vergi İdaresince belirlenen emsal bedel üzerinden kati vergi tarhı yapılmakta, ilk tarhiyatta hesaplanan vergiyi geçen vergi tutarı, vergi ziyaı cezası olmaksızın ikmal edilmektedir, tamamlanmaktadır. Böylece ikinci tarhiyat da tamamlanmış olacaktır. Burada üzerinde uzlaşılamayan konu; birinci tarhiyat ile ikinci tarhiyat arasında fark olması durumunda vergi idaresinin gecikme faizi hesaplayıp hesaplayamayacağıdır. Vergi İdaresi ikinci tarhiyatta fark olması durumunda gecikme faizi uygulama eğilimindedir. Yargı yoluna başvuran mükellefler genellikle lehe kararlar alıyorlardı. 2016 yılında vergi idaresinin bu türden bir Vergi Mahkemesi kararını temyize taşıması ve sonunda idare lehine sonuçlanması büyük tartışmalara yol açtı.

Konu hakkındaki eski ve güncel Danıştay 7. Dairesi kararlarının değerlendirilmesi izleyen bölümde yer almaktadır.

3.  Borsada Kayıtlı Olmayıp İvazsız Şekilde İntikal Eden Hisse Senetlerinin VİV’e Esas Değerlerinin Farklı Olması Durumunda Gecikme Faizi Hesaplanıp Hesaplanamayacağına Dair Eski ve Güncel Danıştay Kararları

Yukarıda yer verilen ve vergi idaresinin temyize taşıdığı Vergi Mahkemesi kararı, Danıştay 7. Dairesi 14.4.2016 gününde oybirliği ile verdiği Esas No: 2013/5142, Karar No: 2016/3932 sayılı Kararı bozulmuştur. Konu hakkında Danıştay 7. Dairesinin aldığı birçok karar bulunmaktadır.

Danıştay 7. Dairesinin bozma kararının gerekçesi şöyledir:

"7338 sayılı Kanunun 10'uncu maddesinde, veraset ve intikal vergisinde iki aşamalı tarhiyat öngörülerek, mükelleflerce yapılan beyandan sonra, vergi idaresince değerlemeye gidilerek bulunacak farklara göre ikmalen vergi tarhı yoluna gidilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Olayda; beyan üzerine tarh edilen verginin, veraseten intikal eden hisse senetlerinin, takdir komisyonunca 213 sayılı Kanun hükümlerine göre tespit edilen emsal bedellerine göre ikmal edilmiş olması karşısında, yapılan tarhiyatın türü ikmalen tarh işlemi olduğundan, ikmalen tarh edilen ve sonrasında uzlaşılan vergi için gecikme faizi hesaplanmasında, 213 sayılı Kanunun yukarıda sözü edilen 112'nci maddesine aykırılık bulunmadığından, aksi yolda verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir."

Kanaatimizce Danıştay’ın aldığı bozma kararı kanunun lafzına aykırı hükümler içermektedir. İlk olarak vadesinde ödenmeyen yahut eksik ödenen bir vergi tutarı bulunmamaktadır. Ayrıca vergi idaresince yapılan tamamlama niteliğindeki ikinci tarhiyat, VUK 112. Madde yer verildiği gibi değildir. Farklı bir söylemle VUK 112. Madde’ de vergi kaçıranlara yönelik " ikmalen tarhiyat" caridir. Ancak VİV de yapılan ikinci tarhiyat, tamamlama niteliğinde "ikmalen tarhiyat" olup bu özelliği nedeniyle VUK 112. Maddede yer verilen " ikmalen tarhiyat" tan farklılaşmaktadır.

Vergi idaresi ile mükellefler arasında ortaya çıkan aynı husustaki farklı bir uyuşmazlıkta, İstanbul 8. Vergi Mahkemesi 13/11/2015 tarih ve E:2015/1390, K:2015/2596 sayılı kararı ile vergi idaresinin hesapladığı gecikme faizini iptal etmiştir. Gerekçe olarak da "veraset ve intikal vergisine özgü ikmal tarhiyatı idarenin davacıya murisinin terekesinden intikal eden hisse senetlerini farklı ölçüyü esas alarak değerlendirmesinden kaynaklanmakta olup, 213 sayılı Yasada düzenlendiği biçimiyle gecikme faizi hesaplanmasını gerektirecek bir vergi tarhiyatı olmadan davacı adına tahakkuk ettirilen uyuşmazlık konusu gecikme faizinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır." belirtilmiştir.

Vergi idaresi Vergi Mahkemesinin söz konusu kararını yine temyize taşımıştır. Ancak bu kez temyiz talebini inceleyen Danıştay 7. Dairesi, beş yıl önce düştüğü hatadan dönerek, 01/02/2021 tarihli ve Esas No:2016/5726, Kara No:2021/631 saylı kararı ile dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle Vergi Mahkemesi’nin ifade ettiği gerekçelerle kararı onayarak davalı vergi idaresinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaları, hükmün bozulmasını gerektirmediğine oybirliği ile karar vermiştir.

4.  Sonuç

7338 sayılı VİV, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren vergi sistemimizde yer alan bir servet vergisidir. Buna karşılık söz konusu vergiden elde edilen gelir toplam vergi gelirleri içerisinde hacimce az bir yer kaplamaktadır. Bu durum ise verginin ana gayesinin gelir elde etmek olmadığı gelir dağılımında adaleti sağlamak olduğu anlamına gelir.

Ancak son yıllarda vergi idaresi başvurduğu bazı uygulamalarla bu verginin fiskal amacını da devreye sokmaktadır. Çalışmanın önceki bölümlerinde yer verildiği üzere, vergi idaresi kendisine özgü bir tarhiyat süreci olan VİV’ in ilk tarhiyat ile ikinci tarhiyat aşamaları arasında değerleme ölçüleri nedeniyle doğan farkı VUK’un 112.maddesinde yer alan ikmalen tarhiyat olarak değerlendirmekte ve gecikme faizi işletmektedir. Oysaki VİV de vergi idaresinin yaptığı ikinci tarhiyat bir eksiklik giderme tarhiyatıdır. Ortada ziyaı uğratılan bir vergi yoktur. Zira ilk tarhiyat mükellef beyanı üzerine zamanda yapılmıştır.

Danıştay 7. Dairesi de beş yıl önce aldığı kanaatimizce hatalı karardan geç de olsa dönerek, vergi idaresi tarafından yapılan ikinci tarhiyat nedeniyle gecikme faizi işletilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Böylelikle yüksek mahkeme vergisel anlamda bir hukuksuzluğun daha önüne geçmiş olmaktadır.

Yiğit YILDIZ

Vergi Müfettişi

MDERGI/8712A.016

(OCAK 2022 Sayı: 217)

Kaynakça

213 sayılı Vergi Usul Kanunu

7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu

Danıştay 7 inci Dairesinin 14.04.2016 tarih ve E.2013/3136; K.2016/3931 sayılı Kararı.

Malatya Vergi Dairesi Başkanlığını 14.08.2012 tarih ve VİV-1-30 sayılı Özelgesi

İstanbul 8 inci Vergi Mahkemesinin 13.11.2015 tarih ve E.2015/1390, K.2015/2596 sayılı Kararı.

Danıştay 7 inci Dairesinin 01.02.2021 tarih ve E.2016/5726, K.2021/631 sayılı Karar.

VİV Genel Tebliği

Mehmet Maç, Hisse Senetlerinin İvazsız İntikaline İlişkin İkinci Tarhiyatta Faiz Aranamayacağını Kabul Eden Yeni ve Farklı Danıştay Kararı, Vergi Dünyası Kasım 2021, s:92-95

Erdoğan Sağlam, Çevrim İçi: https://t24.com.tr/yazarlar/erdogan-saglam/veraset-ve-intikal-vergisinde-gecikme-faizi-olmaz,32642 Erişim Tarihi: 30/09/2021.

Günümüzde giderek yaygınlaşan bir uygulama olarak 'geçici iş ilişkisi' kurma, üç taraflı iş ilişkilerinin bir örneği... Kanunda yapılan düzenlemeden önce daha sınırlı bir uygulama alanı olan geçici iş ilişkisi giderek yaygınlaşmaya başladı. Şu an geçici iş ilişkisi kurma yetkisine sahip 33 firma var ve sayı giderek artıyor. Diğer bir üç taraflı iş ilişkisi olan alt işverenlik uygulamaları, belirli bir ölçüde geçici iş ilişkisine kaymaya başladı. Fakat iki ilişki hem tabi oldukları kurallar, hem de yapıları itibariyle farklı.

Alt işverenden farklı

Alt işverenlik ilişkisinde alt işveren asıl işverenin işyerine giderek kendi işçileri ile orada iş yapıyor. Kendi işçileri üzerinde yönetim hakkı devam ediyor, kendi talimatlarıyla işçilerinin işi nasıl göreceğini şekillendiriyor ve asıl işverene işin sonucunu taahhüt ediyor.

Alt işverenlik ilişkisinde asıl işverenin alt işverenin işçileri üzerinde emir ve talimat verme hakkı yok, asıl işverenin alt işverenin işçilerine emir ve talimat vermesi muvazaalı alt işverenlik ilişkisi olarak değerlendiriliyor.

Geçici iş ilişkisinde talimat verme hakkının çoğunluğu geçici işçi çalıştıran işverene geçiyor, devreden işverenin geçici işçi çalıştıran işverenin işyerine giderek iş yapması söz konusu olmuyor.

Sadece devredilen işçi gidiyor ve işi geçici işçi çalıştıran işverenin talimatları altında görüyor. Geçici işçi çalıştıran işveren kanunda belirlenen süre için işçinin işvereniymiş gibi hareket ediyor.

Neleri kapsıyor?

Alt işverenlik ilişkisi asıl işverenin işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde kurulabilir.

Geçici iş ilişkisi ise işin türüne bağlı olmaksızın, kadın işçinin doğum izni ve doğum sonrası kısmi çalışma hakkı kullanımı halinde, erkek işçinin askerlik hizmeti halinde, iş sözleşmesinin askıda kaldığı diğer hallerde, mevsimlik tarım işlerinde, ev hizmetlerinde, işletmenin günlük işlerinden sayılmayan ve aralıklı olarak gördürülen işlerde, iş sağlığı ve güvenliği bakımından acil olan işlerde veya üretimi önemli ölçüde etkileyen zorlayıcı nedenlerin ortaya çıkması halinde, işletmenin ortalama mal ve hizmet üretim kapasitesinin geçici iş ilişkisi kurulmasını gerektirecek ölçüde ve öngörülemeyen şekilde artması halinde, mevsimlik işler hariç dönemsellik arz eden iş artışları halinde kurulabilmektedir. Dolayısıyla yukarıdaki şartlar oluştuğunda teknolojik uzmanlık gerektirmese de geçici işçi çalıştıran işverenin asıl işinde geçici iş ilişkisi kurulabilmektedir. Eğer geçici iş ilişkisi aynı şirketler topluluğu altında kuruluyorsa işçi ancak önceki işine benzer işlerde çalıştırılabilir.

Süre sınırı

Alt işverenlik ilişkisinde süre sınırı bulunmamaktadır. Bununla birlikte geçici iş ilişkisinde doğum izni veya kısmi süreli çalışma ile işçinin askerlik hizmeti veya iş sözleşmesinin askıda kaldığı diğer hâllerde bu sürelerle sınırlı olmak, mevsimlik tarım işlerinde, ev hizmetlerinde sınırsız, diğer tüm hallede ise her biri en fazla dört olmak şartıyla sekiz ayı geçmemek üzere kurulabilir. Alt işveren herhangi bir işveren olabilecekken, geçici iş ilişkisinde devreden işveren kural olarak yetkili özel istihdam bürosu olmalıdır.

Geçici işverenin sorumluluğu var mı?

Alt işverenlik ilişkisinde asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak hukuki mevzuattan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Asıl işveren açısından alt işverenin işçilerine karşı iş ve sosyal güvenlik hukukundan doğan haklar bağlamında müteselsil sorumluluk bulunmaktadır. Alt işveren işçilerinin yerine getirilmeyen hakları için asıl işveren sorumlu tutulabilecektir. Bu nedenle asıl işverenin alt işveren işçilerinin haklarının yerine getirilip getirilmediğini takip sorumluluğu bulunmaktadır. Geçici iş ilişkisinde ise işveren özel istihdam bürosudur. Geçici işçi çalıştıran işveren ödenmeyen ücretler mevcut ise bunlar ödenene kadar özel istihdam bürosunun alacağını ödemeyerek, özel istihdam bürosunun alacağından mahsup etmek kaydıyla geçici işçilerin en çok üç aya kadar olan ücretlerini doğrudan işçilerin banka hesabına yatırır.

Ücreti ödenmeyen işçiler ve ödenmeyen ücret tutarları geçici işçi çalıştıran işveren tarafından çalışma ve iş kurumu il müdürlüğüne bildirilir. Fakat özel istihdam bürosu aracılığıyla kurulan geçici iş ilişkisinde asıl işverenlikte olduğu gibi müteselsil sorumluluk bulunmamaktadır. Geçici işçi çalıştıran işverenin işçiye ödenmeyen ücretlerden ve Sosyal Güvenlik Primlerinden müteselsil sorumluluğu bulunmamaktadır. Aynı şirketler topluluğu arasında yapılan geçici iş ilişkisinde ise geçici işçi çalıştıran işveren, işçiye ödenmeyen ücretlerden ve sosyal sigorta primlerinden devreden işveren ile birlikte müteselsil olarak sorumludur.

Muvazaalı durum

Alt işverenlik ilişkisi de geçici iş ilişkisi de yukarıdaki şartlara uyulmadan kurulmuşsa, işçi baştan itibaren asıl işverenin veya geçici işçi çalıştıran işverenin işçisi sayılacaktır. Eğer bu işverenin emsal işçilerinin hakları ile kendi hakları arasında fark varsa bu farkları geriye dönük olarak talep edebilecektir. Cem Kılıç

https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/cem-kilic/gecici-is-iliskisi-giderek-yayiliyor-6682355?sessionid=3

2021 yılında enflasyondaki (Yİ-ÜFE) artış nedeniyle Vergi Usul Kanunu (VUK)’nun mükerrer 298. maddesinde belirlenen koşullar sağlandığından enflasyon düzeltmesi (muhasebesi) yapılması gündeme gelmiştir. Bu konuda 8 Kasım 2021 ve 6 Aralık 2021 tarihli yazılarımda[1] daha şartlar henüz oluşmamışken, Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olduğundan, yıl kapanmadan gerekli düzenlemelerin yapılması adına konuya dikkat çekmek istemiştim. Gelir İdaresi Başkanlığı, 6 Ocak 2022 tarihinde internet sitesinde enflasyon düzeltmesine ilişkin tebliğ taslağını[2] biraz gecikmeli de olsa kamuoyu ile paylaştı. Taslak tebliğ özetle ilk düzeltmeyi 2021 yılı mali tabloları için öngörmekte, ancak 2021 yılına ilişkin amortismanları düzeltilmemiş değerler üzerinden ayrılması gerektiğini belirtmektedir. Taslağın ilk düzeltmeyi 2021 yılı için yaptırması bazı uzmanlarca eleştirilmiştir. Bu uzmanlar ilk düzeltmenin 2020 yılı mali tablolarında yapılması gerektiğini savunmaktadırlar. Konuyu teknik detaya boğmadan, Taslak Tebliğ’e paralel olarak ilk düzeltmenin 2021 yılı için yapılması gerektiğini düşünenler tarafındayım.

Diğer taraftan yukarıdaki tartışmanın çok bir önemi kalmayacaktır. Zira, 13 Ocak 2022 günü TBMM Başkanlığına sevk edilen Vergi Usul Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile enflasyon düzeltmesinin 2023 yılına kadar ertelenmesi öngörülmektedir. Dolayısıyla, yukarıdaki tartışma pratikte anlamını kaybetmekte olup Kanun Teklifinin yasalaşması halinde Taslak Tebliğ geri çekilecektir.

Kanun Teklifi ile VUK’a eklenecek bir geçici madde ile geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere 2021 ve 2022 hesap dönemleri (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2022 ve 2023 yılında biten hesap dönemleri itibarıyla) ile 2023 hesap dönemi geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın mali tabloların enflasyon düzeltmesine tabi tutulmaması önerilmektedir. Enflasyon düzeltmesinin yapılmayacağı 2021 ve 2022 yılları için VUK mükerrer 298/Ç maddesi kapsamında yeniden değerleme yapılabilecektir. 31/12/2023 tarihli mali tablolar ise enflasyon düzeltmesi şartlarının oluşup oluşmadığına bakılmaksızın, enflasyon düzeltmesine tabi tutulacaktır. Yapılan enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan kar/zarar farkı geçmiş yıllar karı/zararı hesabında gösterilecek, bu şekilde tespit edilen geçmiş yıl karı vergiye tabi tutulmayacak, geçmiş yıl zararı ise zarar olarak kabul edilmeyecektir. Diğer taraftan, münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler bu ertelemeden yararlanamayacaktır.

Enflasyon düzeltmesine gelen bu erteleme için başta mali müşavirler camiası olmak üzere genel bir memnuniyet olduğunu söyleyebilirim. Ancak enflasyon düzeltmesi ertelenmeyip uygulansaydı daha az vergi ödemek durumunda olabilecek mükellefler bu ertelemeden olumsuz etkileneceklerdir. Bu mükelleflerin aşağıda açıklayacağım nedenlere benzer gerekçelerle 2021 kurumlar vergisi beyannamelerini ihtirazi kayıtla verip yargı yoluna gitmeleri söz konusu olabilir.

Kur korumalı mevduata kurumlar vergisi istisnası

2021 yılı sonunda döviz kurlarındaki yüksek artışlar nedeniyle oluşturulan kur korumalı mevduat (KKM) hesapları öncelikle bazı döviz türlerini kapsamakta ve sadece gerçek kişilere yönelikken, daha sonra TL ve altın hesapları da kapsama dahil edilmiş, bu hesaplardan elde edilen gelirler için stopaj oranı sıfır olarak belirlenmiş ve en son olarak Türkiye’de yerleşik tüzel kişilere de KKM açtırma imkanı getirilmiştir.

Kanun Teklifi ile önerilen diğer bir düzenleme ise Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenecek bir geçici madde ile döviz ve altından KKM’ye çevrilen hesaplar için aşağıdaki istisnanın getirilmesi önerilmektedir. (Teklif edilen düzenlemeye aynen yer veriyorum.)

“(1) 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 4’üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (I) bendinin (g) alt bendi hükmüne istinaden Türk Lirası mevduat ve katılma hesaplarına dönüşümün desteklenmesi kapsamında dönüşüm kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilen hesaplar ile ilgili olarak; kurumların 31/12/2021 tarihli bilançolarında yer alan yabancı paraların dördüncü geçici vergi dönemine ilişkin beyannamenin verilme tarihine kadar Türk Lirasına çevirmeleri ve bu suretle elde edilen Türk Lirası varlığı bu kapsamda açılan en az üç ay vadeli Türk Lirası mevduat ve katılma hesaplarında değerlendirmeleri durumunda aşağıda belirtilen kazançlar kurumlar vergisinden istisnadır:

a) Söz konusu yabancı paraların dönem sonu değerlemesinden kaynaklanan kur farkı kazançlarının 1/10/2021 ila 31/12/2021 tarihleri arasındaki döneme isabet eden kısmı,

b) 2021 yılı dördüncü geçici vergi dönemine ilişkin beyannamenin verilme tarihine kadar Türk Lirasına çevrilen hesaplarla ilgili oluşan kur farkı kazançları ile söz konusu hesaplardan dönem sonu değerlemesinden kaynaklananlar da dahil olmak üzere vade sonunda elde edilen faiz ve kar payları ile diğer kazançlar.

(2) Birinci fikra kapsamına girmemekle birlikte, kurumların 31/12/2021 tarihli bilançolarında yer alan yabancı paraların 2022 yılı sonuna kadar Türk Lirası mevduat ve katılma hesaplarına dönüşümün desteklenmesi kapsamında dönüşüm kuru üzerinden Türk Lirasına çevirmeleri ve bu suretle elde edilen Türk Lirası varlığı en az üç ay vadeli Türk Lirası mevduat ve katılma hesaplarında değerlendirmeleri durumunda oluşan kur farkı kazançlarının, geçici vergi dönemi sonu değerlemesiyle Türk Lirasına çevrildiği tarih arasına isabet eden kısmı ile dönem sonu değerlemesinden kaynaklananlar da dahil olmak üzere vade sonunda elde edilen faiz ve kar payları ile diğer kazançlar kurumlar vergisinden istisnadır.

(3) Kurumların 31/12/2021 tarihli bilançolarında yer alan altın hesabı ile bu tarihten sonra açılacak işlenmiş ve hurda altın karşılığı altın hesabı bakiyelerini 2022 yılı sonuna kadar Türk Lirası mevduat ve katılma hesaplarına dönüşümün desteklenmesi kapsamında dönüşüm fiyatı üzerinden Türk Lirasına çevirmeleri ve bu suretle elde edilen Türk Lirası varlığı en az üç ay vadeli Türk Lirası mevduat ve katılma hesaplarında değerlendirmeleri durumunda Türk Lirasına çevrildiği tarihte oluşan kazançlar ile dönem sonu değerlemesinden kaynaklananlar da dahil olmak üzere vade sonunda elde edilen faiz ve kar payları ile diğer kazanımlar kurumlar vergisinden istisnadır.

(4) Türk Lirası mevduat veya katılma hesabından vadeden önce çekim yapılması durumunda bu madde kapsamında istisna edilen tutarlar nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur.”

Yukarıdaki öneriden görüleceği üzere, kurumlar vergisi mükelleflerinin bankalardaki döviz ve altın hesaplarını en az 3 ay vadeli KKM’ye dönüştürmeleri halinde altın ve döviz hesaplarından mütevellit kur/değerleme farkı ile faiz gelirleri kurumlar vergisinden istisna edilmek istenmektedir. Önerilen düzenleme, 2021 yılının sonunda ciddi bir artış gösteren döviz kurları nedeniyle yüksek tutarda kur farkı geliri oluşan ve bu nedenle ciddi tutarlarda vergi ödemesi söz konusu olacak şirketler açısından cazip bir imkan olarak gözükmektedir.

Diğer taraftan, getirilmek istenen istisnanın 2021 yılı dördüncü geçici vergilendirme dönemine sirayet edecek şekilde düzenlenmesini hukuk perspektifinden değerlendirdiğimizde, yıl kapandıktan sonra geçmişe yönelik böyle bir düzenleme yapılması kanunların geriye yürütülmemesi ilkesini ihlal ettiği için hukuki güvenlik ilkesine, dolayısıyla da Anayasa’ya aykırılık teşkil etmektedir.

Takvim yılına göre defter tutan mükellefler açısından 2021 yılına ilişkin hesap dönemi 31.12.2021 tarihi itibariyle kapanmış, kurumlar vergisi açısından vergiyi doğuran olay (kurum kazancının elde edilmesi) gerçekleşmiş ve tekemmül etmiştir. Yıl kapandıktan sonra vergi kanunlarında geçmişe etki doğuracak şekilde bir düzenleme yapılması açıkça kanunun gerçek anlamda geriye yürütülmesi anlamına gelmekte olup Anayasa’ya aykırıdır. Yıl kapandıktan sonra vergi kanunlarının geçmişe etkili olarak değiştirilmesine ilişkin düzenlemeler geçmişte Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin önüne gelmiş ve AYM konuyu kanunların geriye yürümezliği ilkesi açısından değerlendirmiştir. AYM, kanunların geriye yürümesini gerçek olan geriye yürüme ve gerçek olmayan geriye yürüme olarak ayırmaktadır. Yüksek mahkeme, gerçek geriye yürümeyi, yeni getirilen kuralın eski kural döneminde tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanması; gerçek olmayan geriye yürümeyi ise yeni getirilen kuralın eski kural yürürlükte iken başlamakla beraber henüz sonuçlanmamış hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanması olarak tanımladıktan sonra, gerçek geriye yürümenin Anayasa’ya aykırı olduğu, gerçek olmayan geriye yürümenin ise Anayasa’ya aykırı olmadığı yönünde kararlar vermiştir (Örneğin, AYM E. 2018/103, 2019/4 sayılı; E. 2010/93 K. 2012/20 sayılı kararları). Kararlarda “hukuki durum”un ne olduğu tanımlanmamış olmakla birlikte vergiyi doğuran olaya atıf yapılmıştır. Özetle, AYM gelir ve kurumlar vergisi gibi vergilerde vergiyi doğuran olayı yılın/hesap döneminin kapanması olarak görmektedir. Dolayısıyla, AYM’nin yerleşik içtihatları uyarınca yıl kapandıktan sonra geçmişe etkili olarak yapılan vergisel düzenlemeler kanunun geriye yürütülmesi bağlamında Anayasaya aykırıdır.

Kanun Teklifi ile getirilmek istenen düzenlemenin vergi oranını artıran veya yeni vergi ihdas eden bir düzenleme olmayıp vergi istisnası getiren bir düzenleme olması bu durumu değiştirmemektedir. Zira kanunun geriye yürütülmemesi ilkesi bütün vergisel düzenlemeler için geçerli olan genel bir ilke olup vergi artışları gibi vergi azalışlarını, vergi istisnalarını da kapsamına alır. Lehe kanunların geriye yürütülebilmesi ilkesi sadece ceza hukukunda geçerli bir ilke olup burada uygulama alanı bulmaz.

Ayrıca bu istisnanın mükelleflerin lehine olduğu tezi de tartışmalıdır. Öncelikle, öngörülen istisna bütün mükelleflere tanınan bir istisna olmayıp sadece belli bir azınlık mükellefe (finans kurumları hariç döviz ve altın mevduat sahibi kurumlar) getirilmektedir. 2022 yılına ilişkin Bütçe Kanunu çoktan onaylanmıştır ve böyle bir istisna bütçede yer almamıştır. Dolayısıyla, kurumlara tanınan bu istisna nedeniyle mahrum kalınacak gelir kaybı diğer mükelleflerin sırtına bir şekilde yüklenecektir. Bu durumda, döviz ve altın mevduat sahibi kurumları diğer mükellefler finanse edecek, yük yine vatandaşa binecektir. Azınlık bir takım mükellef lehine olan bir düzenleme toplumun genelinin aleyhinedir.

Takvim yılı kapandıktan sonra yapılan bu düzenleme Anayasa’nın hukuki öngörülebilirlik ilkesini de ihlal etmektedir. Zira, takvim yılı kapanmadan önce böyle bir istisna olmadığından yatırımcılar yatırımlarını o günkü mevcut hukuk kurallarına göre şekillendirmişlerdir. Yılın kapanması sonrasında bazı döviz cinsinden mevduat hesaplarına yönelik bir vergi istisnası getirilmesi, o günkü düzenlemelere güvenerek başka araçlara yatırım yapan mükelleflerin mağduriyetine de yol açacaktır. Böyle bir düzenleme, maç bittikten sonra kuralları değiştirip taraflardan birini hükmen mağlup saymakla aynı şeydir. Bu durum, hukuk devletinin en önemli şartlarından biri olan hukuki öngörülebilirlik ilkesine aykırı bir sonuç yaratacaktır.

Kanun Teklifinin geriye etkili düzenlemesi (1/a fıkrası), bu haliyle Anayasa’ya aykırıdır ve değiştirilmesi gerekmektedir. Kanun teklifinin bu haliyle yasalaşması halinde, AYM’de açılacak bir iptal davası sonuçlanıncaya kadar kanun uygulamaya girecek ve mükellefler istisnadan yararlanacaktır. AYM’nin yürütmeyi durdurma kararı vermesi veya yasayı iptal etmesi zaman alacağından söz konusu teklifin yasalaşması ile uygulanması yakın zamanlarda olacaktır. AYM düzenlemeyi iptal etse bile AYM’nin iptal kararları geriye yürümediğinden bu kararın pratik bir sonucu olmayacak, atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacaktır. Bu nedenle, gerekli değişikliğin Teklif yasalaşmadan Plan Bütçe Komisyonunda veya en geç Meclis Genel Kurulu’nda yapılması elzemdir.

 Sözün özü: Zararın neresinden dönersen kardır. Numan Emre ERGİN

[1] https://www.dunya.com/kose-yazisi/enflasyon-ve-vergi-enflasyon-duzeltmesi-vs-yeniden-degerleme/639003

https://www.dunya.com/kose-yazisi/geliyor-gelmekte-olan-enflasyon-muhasebesi/641883

[2] https://gib.gov.tr/sites/default/files/fileadmin/mevzuatek/vuktaslak06012022.pdf

https://www.dunya.com/kose-yazisi/enflasyon-muhasebesine-erteleme-kur-korumali-mevduata-istisna/646052

Pazartesi, 17 Ocak 2022 09:40

Finansal Kiralama İşlemleri

Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer madde 290’da “Finansal Kiralama İşlemlerinde Değerleme” yer almaktadır. Şöyle ki;

1) Finansal kiralama işlemlerinde, finansal kiralamaya konu olan iktisadi kıymet ile sözleşmeden doğan hak, borç ve alacakların değerlemesi aşağıdaki esaslara göre yapılmaktadır.

Kiracı tarafından finansal kiralama işlemine konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı ve sözleşmeden doğan borç, kiralama konusu iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı ile değerlenir.

Kiralayan tarafından sözleşmeden doğan alacak, kiralama süresi boyunca yapılacak kira ödemelerinin toplam tutarı, kiralama konusu iktisadi kıymet ise, bu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutar ile değerlenir. İktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutarın sıfır veya negatif olması halinde, iktisadi kıymet iz bedeliyle değerlenir ve aradaki fark iktisadi kıymetin elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar gibi işleme tabi tutulur.

Kiralayan tarafından aktifleştirilen alacak tutarı ile kira ödemelerinin bugünkü değeri arasındaki fark, gelecek dönemlere ait faiz geliri olarak pasifleştirilmek suretiyle değerlenir.

Kiralayanın finansal kiralamaya konu iktisadi kıymetin üretimini veya alım satımını yapması halinde, iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri olarak rayiç bedeli dikkate alınır. Rayiç bedel ile maliyet bedeli arasındaki fark, normal bir satış işleminden elde edilen kar veya zarar olarak işleme tabi tutulur.

2) Kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298’inci maddesi ve üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümünde kiralama konusu iktisadi kıymet için belirlenmiş esaslar çerçevesinde yeniden değerlemeye ve amortismana tabi tutulur.

Kiralayan tarafından, finansal kiralamaya konu iktisadi kıymetin bu maddenin (1) numaralı fıkrasının üçüncü paragrafına göre belirlenen değeri üzerinden amortisman ayrılmaya devam olunur.

Bu madde kapsamında değerlenen borç ve alacak tutarları reeskonta tabi tutulmaz.

Kiracı tarafından finansal kiralama sözleşmesine göre yapılan kira ödemeleri, borç anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırılır. Ayrıştırma işlemi, her bir dönem sonunda kalan borç tutarına sabit bir dönemsel faiz oranı uygulanmasını sağlayacak şekilde yapılır.

Kiralayan tarafından gelecek dönemlere ait faiz gelirleri, kiralanan iktisadi kıymetin finansal kiralama sözleşmesinin yapıldığı tarihteki rayiç bedelinden, her bir dönem sonunda anapara geri ödemelerinin düşülmesi sonucu kalan tutar üzerinden sabit bir dönemsel faiz oranı yaratacak şekilde hesaplanması suretiyle tahakkuk ettirilir.

3) Bu maddenin uygulamasında aşağıda yer alan tanımlar dikkate alınır.

- Finansal Kiralama: Kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devredilip devredilmediğine bakılmaksızın, bir iktisadi kıymetin mülkiyetine sahip olmaktan kaynaklanan tüm riskler ile yararların kiracıya bırakılması sonucunu doğuran kiralamalardır.

Kiralama işleminde; iktisadi kıymetin mülkiyetinin kira süresi sonunda kiracıya devredilmesi, kiracıya kira süresi sonunda iktisadi kıymeti rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması, kiralama süresinin iktisadi kıymetin ekonomik ömrünün %80'inden daha büyük bir bölümünü kapsaması veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının iktisadi kıymetin rayiç bedelinin %90'ından daha büyük bir değeri oluşturması hallerinden herhangi birinin varlığı durumunda kiralama işlemi finansal kiralama kabul edilir.

Doğal kaynakların araştırılması veya kullanılmasına yönelik kiralama sözleşmeleri ile sinema filmleri, video kayıtları, patentler, kopyalama hakları gibi kıymetlerle ilgili lisans sözleşmeleri bu madde kapsamında değerlendirilmez.

Arazi, arsa ve binalarla ilgili kiralama sözleşmeleri, sadece, sözleşmede kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devri öngörülmüşse veya kiracıya kira süresi sonunda kiralama konusu gayrimenkulü düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınmışsa bu madde kapsamında değerlendirilir.

- Kira Ödemeleri: Sözleşmeye göre, kira süresi boyunca yapılması gereken kira ödemeleridir. Kira süresi sonunda, kiralama konusu iktisadi kıymetin kalan değerine ilişkin bir taahhüt olması halinde bu değer de kira ödemesi kabul edilir.

Kira süresi sonunda kiracıya düşük bir bedelle iktisadi kıymeti satın alma hakkı tanındığı ve sözleşme tarihinde bu hakkın kullanılma olasılığının yüksek olduğu durumda kira ödemeleri kira süresi boyunca yapılan kira ödemeleri ile satın alma hakkının kullanılması durumunda ödenmesi gereken bedelin toplamıdır.

- Kira ödemelerinin bugünkü değeri: Kira ödemelerinin, sözleşme tarihinde, kiralamada kullanılan faiz oranının dikkate alınması suretiyle hesaplanan bugünkü değerlerinin toplamıdır.

Kiralamada kullanılan faiz oranı tespit edilemiyorsa, kiracının kiralamaya konu iktisadi kıymeti satın almak için aynı vade ile alması gereken borç için katlanacağı faiz oranı kullanılır.

- Kiralamada kullanılan faiz oranı: Kira ödemeleri ile garanti edilmemiş kalan değer toplamının bugünkü değerini, kiralamaya konu iktisadi kıymetin rayiç bedeline eşitleyen iskonto oranıdır.

4) Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulamasına yönelik usul ve esasları belirlemeye yetkilidir. Veysi Seviğ

https://www.dunya.com/kose-yazisi/finansal-kiralama-islemleri/646038

Pazar, 16 Ocak 2022 21:53

Geçici İhracatta KDV

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Gaziantep Vergi Dairesi Başkanlığı

(Kdv-Ötv Müdürlüğü)

Sayı: 20811645-130[18-415-31]-E.44367

Tarih: 12.08.2020

Konu: Geçici İhracatta KDV

İlgi: 13.06.2018 havale tarihli özelge talep formunuz.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, firmanızın leasing kapsamında cihaz aldığı, cihazların bir kısmının serbest bölgedeki şubenizde kullanılmak üzere geçici ihracat yolu ile serbest bölgeye gönderildiği, düzenlemiş olduğunuz faturada gümrük kıymeti açısından bedel belirtildiği fakat bedelsiz ibaresi kullanıldığı, bu durumda faturada belirtilen gümrük kıymet bedelinin katma değer vergisi (KDV) beyannamesinin "Tam İstisnalar" bölümünün "301-Mal ihracatı" satırında gösterilip gösterilmeyeceği hususunda görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.

3065 sayılı KDV Kanununun;

-1/1 inci maddesinde, Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu,

-11 ve 12 nci maddelerinde, serbest bölgedeki alıcılara yapılan teslimlerin, teslime konu malın Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesinden çıkarak bir serbest bölgeye vasıl olması kaydıyla KDV'den istisna tutulacağı, yurt dışındaki müşteri tabirinin ise ikametgâhı, işyeri, kanunî ve iş merkezi yurt dışında olan alıcılar ile yurt içinde bulunan bir firmanın yurt dışında kendi adına müstakilen faaliyet gösteren şubelerini ifade ettiği

hüküm altına alınmıştır.

6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanununun 18/1 inci maddesinde, finansal kiralama sözleşmesinin; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü bir kişiden veya bizzat kiracıdan satın aldığı veya başka suretle temin ettiği veya daha önce mülkiyetine geçirmiş bulunduğu bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören sözleşme olduğu, 23 üncü maddesinde, finansal kiralama konusu malın mülkiyetinin kiralayana ait olduğu, ancak tarafların sözleşmede, sözleşme süresi sonunda kiracının, malın mülkiyetini satın alma hakkını haiz olacağını kararlaştırabileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu kapsamda, finansal kiralamaya konu malın mülkiyeti sözleşme süresince finansal kiralama şirketine ait olup, sözleşmede öngörülmesi halinde ise sözleşme süresinin bitiminde malın mülkiyeti kiracıya geçmektedir.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde;

-Finansal kiralama sözleşmesine konu olan ve kira ödemeleri devam eden cihazın mülkiyeti finansal kiralama şirketinde olacağından, Şirketinizce söz konusu cihazların geçici ihracat yöntemiyle serbest bölgedeki şubenize gönderilmesinin, KDV Kanununun 11 ve 12 nci maddeleri kapsamında ihracat istisnası olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

-Şirketinizin finansal kiralama sözleşme süresinin bitiminden sonra satın aldığı cihazın geçici ihracat yoluyla serbest bölgeye gönderilmesi durumunda, söz konusu işlem ancak şubenizin kendi adına müstakilen faaliyet gösteriyor olması kaydıyla ve kesin ihracatın yapıldığı vergilendirme döneminde mal ihracı kapsamında değerlendirilecektir. Bu durumda da söz konusu cihazın teslim alınmasından önce ödenen kira bedellerine ait KDV'nin ihracat istisnası kapsamında yüklenilen vergi olarak dikkate alınmasına imkan bulunmadığından, bu vergilerin iadesi talep edilemeyecektir.

Öte yandan, geçici ihracat yoluyla serbest bölgedeki şubenize gönderilen cihazın kesin ihracatı yapılmadığı sürece KDV beyannamesinin 301 kod numaralı "Mal İhracı" satırında beyanı söz konusu olmayacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
  1. KONU

Türk Ticaret Kanunu’nun 376 ncı maddesinin 2 inci fıkrası hükmü: ‘’Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhal toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer. ‘’ şeklindedir.

Bu zorunluluğa uyulmamasının yaptırımı da, “Şirketin kendiliğinden sona ermesi” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Uygulamada bu durumu önlemenin pratik bir yolu olarak sermaye avansı, sermaye tamamlama fonu, zarar telafi fonu ve benzeri isimler altında işlemler ile karşılaşılmaktadır. Ortakların ileride yapılacak sermaye artışına ilişkin olarak mevcut öz kaynak verilerine göre bugünden kaynak göndermeleri ve bu kaynakların da bilançoda aynı hesap sınıfı altında ayrı bir hesaba kaydedilmesi öteden beri yapılmakta olan uygulamadır.

İleride sermaye artışı tescil edildiğinde de sermaye taahhüt hesapları bu sermaye avansı hesabı ile kapatılmaktadır. Bu işlem bazı şirketlerde birkaç ay içinde tamamlanabilmekte, bazı şirketlerin bilançosunda ise sermaye avansı olarak verilen bu tutarlar yıllarca bekleyebilmektedir.

Bu çalışmamızda, söz konusu genel kurulda sermayenin tamamlanması kararının  alınması üzerine ortakların, sermayenin tamamlanması için, zor durumdaki iştiraklerine paylarına düşen ödemeleri (iştirakteki alacaklarının mahsubu şeklinde de olsa) yapmaları ve bu tutarların işletmenin özkaynakları içinde yer alması halinde, bu şekilde yapılan ödemelerin vergi kanunları karşısındaki durumu ve konuyla ilgili olarak Gelir İdaresi’nin uygulamaları değerlendirilecektir.

2. KONUYLA İLGİLİ GÖRÜŞLER VE DEĞERLENDİRME

Genel kurulda sermayenin tamamlanması kararının alınması üzerine ortakların, sermayenin tamamlanması için, zor durumdaki iştiraklerine paylarına düşen ödemeleri (iştirakteki alacaklarının mahsubu şeklinde de olsa) yapmaları halinde, Vergi İdaresinin eski görüşleri de dikkate alınarak, bu şekilde ortakların yaptıkları ödemeyle kapatılan zararlar 5 yıllık zaman aşımı suresi içerisinde kazançtan indirim konusu yapılmaya devam edilmektedir.

Çünkü; Gelir Vergisi Kanununun 38 inci Maddesinde: ‘’Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

  1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir,
  1. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave edilir.’’ )

İştirakçi kurumlar ise, yaptıkları sermaye tamamlaması ödemelerini, zarara  atmak yerine iştirak hesabında aktifleştirmekte idiler (İştirak hissesinin satışı ya da tasfiye halinde, aktifleştirilen tutar; maliyet unsuru olarak dikkate alınmakta idi).

İşte bu noktada vergi incelemelerinde yapılan en temel eleştiri, bu hesabın, fonu alan şirket açısından artık bir borç, veren şirket açısından ise artık bir alacağa dönüştüğü şeklinde olmaktadır.

Bununla birlikte son dönemde Gelir İdaresi Başkanlığının vermiş olduğu özelgelerde1, inceleme elemanlarının eleştirdikleri konulara paralel olarak görüşler verilmeye başlanmıştır.

Bu görüşlere örnek olarak;

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın, 01.06.2012 tarih ve B.07.1.0.06.49-010.01-11 sayılı özelgesi, tartışma yaratacak niteliktedir. Sermayelerini kaybederek zor durumda olan kurumlar, TTK’nın 367 inci maddesine göre, zarar nedeniyle azalan sermayenin tamamlanmasına zorunlu olarak karar alırlarsa, ortakların payları oranında yapacakları sermaye tamamlanması ödemeleri, kendileri için kanunen kabul edilmeyen gider, zor durumdaki iştirak için de vergiye tabi kazanç olarak kayıtlara intikal ettirilecektir. (Böylece, kapatılan zararın kazançtan indirilmesi mümkün olamayacaktır). Ayrıca, ödemeyi yapan ortak kurumlar, ödemeleri kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alacaklardır.

Yine Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın, 12.02.2013 tarih ve 64597866- KDV-1/1-21 sayılı özelgesinde ise; “….yurtdışı mukimi ana firmadan karşılıksız olarak kullanacağı nakit desteğin, mahiyeti itibariyle gelir olarak kabul edilmesi ve elde edilen bu gelirin içinde bulunduğu takvim yılının kurum kazancı olarak değerlendirilmesi “ gerektiği konusunda açıklama mevcuttur.

Özelgedeki görüşe göre:

  1. Sermaye tamamlama fonunun ödendiği iştirakin, söz konusu tutarları sermayeye ilave edilmemesi ve vergi mevzuatında bir istisna hükmü bulunmaması nedeniyle, bu tutarları kurum kazancına dahil etmesi
  2. Sermaye tamamlama fonu adı altında ödenen tutarlar, iştirak tarafından sermaye artışında kullanılmadığından, ödeyen kurum tarafından iştiraklerin maliyet bedeline eklenmesi mümkün değildir.
  3. Ayrıca, bu tutarlar ödeyen kurumlar tarafından gelir vergisi kanununun 40 ıncı ve kurumlar vergisi kanununun 8 nci maddesinde sayılan giderler kapsamına da girmediğinden, gider yazılması veya zarar olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.

Özetle; sermayelerini kaybederek zor durumda olan kurumlar, TTK’nun 376 ncı maddesine göre, zarar nedeniyle azalan sermayenin tamamlanmasına zorunlu olarak kararalırlarsa, ortakların payları oranında yapacakları sermaye tamamlanması ödemeleri, kendileri, için kanunen kabul edilmeyen gider, zor durumdaki iştirak için de vergiye tabi kazanç olarak kayıtlara intikal ettirilecektir. (Böylece, kapatılan zararın kazançtan indirilmesi mümkün olamayacaktır). Ayrıca, ödemeyi yapan ortak kurumlar, ödemeleri kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alacaklardır.

Böylece kurumlar, iki kanun hükmü arasına sıkıştırılmış olmaktadır: bir taraftan zararı, TTK ya göre kapatmazlarsa kurum tasfiye olacaktır, diğer taraftan kapatmaya kalkarlarsa, bu özelgeye göre kurumlar vergisi ödemek zorunda kalacaklardır.

Bizce; vergi idaresinin görüşünü dayandırdığı, gerekçeler doğru değildir. Şöyle ki;

a) Türk Ticaret Kanununda, zarar telafisi fonu ile ilgili bir hüküm yoktur:

TTK da böyle bir düzenlemeye gerek de yoktur. Çünkü zarar telafisi için gelen para zararın kapatılmasında kullanılacağından, başka bir hesapta gösterilmesine olanak da yoktur.

b) Gelen paralar sermaye artışında kullanılmamıştır:

TTK ya göre, zararın tamamlanması zorunlu hale gelmiş ise, mevcut sermaye tamamlanmadan, sermaye artışına zaten olanak yoktur.

c) Zor durumda olan kurumun elde ettiği bu fon için ‘’vergi kanunlarında bir istisna hükmü bulunmamaktadır’’.

GVK’nun 38 inci maddesi hükmüne göre, sahipler tarafında ortaklığa konan paralar yıl başı öz sermayesinin yıl sonu özsermayesinden çıkarılması sonucu ortaya çıkan farktan indirilir hükmü, zarar tamamlanması adı altında ortakların TTK ya göre zorunlu olarak koydukları paranın vergiye tabi olmadığını açıkça belirtmektedir. Ortada vergiyi doğuran olay olmadığına göre kanunda bir istisna da olamayacağı ortadadır.

Dolayısıyla bu gerekçelerle, sermayenin tamamlanması amacı ile TTK’nun 376 ncı Maddesinden doğan zorunlulukla yine aynı maddede yazılı şartlar yerine getirilerek yapılan ödemelerin muvazaalı işlemler haricinde, vergiye tabi kazanca eklenmesi gerektiğini ileri sürmek doğru değildir. 

https://www.istanbulymmo.org.tr/Data/Platform/1154.pdf

Page 1 of 732

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

Öne Çıkanlar

  • Sat-Kirala-Geri Al İşlemlerinden Doğan Kazançlarda İstisna Örnek Uygulaması ve Muhasebe Kayıtları İşletme aktifinde kayıtlı bulunan, amortismana tabi gayrimenkul, makine ve teçhizatların…
  • Yatırım Teşvik Belgeleri Kapsamında Gerçekleştirilen Yatırımların Finansmanı Amacıyla Sermayeye Nakden Yatırılan Tutarın Nakdi Sermaye İndiriminden Yararlanılıp Yararlanılmayacağı T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI KAYSERİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI (Mükellef Hizmetleri…
  • Sermaye Şirketinin Şahıs İşletmesine Dönüştürülmesinde Kurumlar Vergisi Ve KDV Uygulaması İle Defter Ve Belge Düzeni Nasıl Olmalıdır? (23.01.2018 tarih ve 74132 sayılı özelge) a) Kurumlar vergisi: Bir…
Top