Mehmet Özdoğru

Mehmet Özdoğru

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

T.C.
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı: 24010506-010.07.01-E.10288846

Tarih: 16/07/2019

Konu: Mali Tatil

GENEL YAZI

İlgi: 3/7/2019 tarihli ve 9656640 sayılı Genel Yazımız

Mali tatile ilişkin süreler ilgide kayıtlı genel yazımızda açıklanmıştır. Ancak Gelir İdaresi Başkanlığının isteği ve ilgili Başkanlıktan alınan görüş doğrultusunda, vergi takvimine uyumlu olması ve 5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanundan doğan hak ve yükümlülükler yönünden yeknesaklığın sağlanması bakımından ilgide kayıtlı genel yazımızda belirtilen bazı hususlar aşağıda açıklandığı gibi yeniden belirlenmiştir.

Buna göre;

– 2019 yılı için mali tatil 2 Temmuz günü başlayacak ve 20 Temmuz (dahil) günü sona erecektir.

– 2 Temmuz ila 20 Temmuz tarihleri arasında yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin, mali tatili izleyen 7 nci günün sonu (27 Temmuz 2019) Cumartesi gününe rastladığından, 29 Temmuz (dahil) tarihine kadar yerine getirilmesi halinde yasal süresi içinde yerine getirilmiş olduğu kabul edilecektir.

– 21 Temmuz ila 25 Temmuz tarihleri arasında yerine getirilmesi gereken kanuni ve idari yükümlülüklerin mali tatili izleyen 5 inci günün sonu olan 25 Temmuz (dahil) tarihine kadar yerine getirilmesi halinde yasal süresi içinde yerine getirilmiş olduğu kabul edilecektir.

Bu itibarla, son verilme tarihi mali tatili takip eden 21 Temmuz ila 25 Temmuz tarihleri arasına rastlayan 2019 yılı Haziran ayına ilişkin aylık prim ve hizmet belgesinin verilme süresi 25 Temmuz 2019 tarihinde sona erecektir.

Öte yandan 29/03/2019 tarihli ve 115 sayılı Vergi Usul Kanunu Sirküleri uyarınca 2019/Haziran dönemine ilişkin Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesinin verilme süresi 26.07.2019 (Cuma) günü olarak belirlenmiş olup, bu tarih mali tatile veya malî tatilin son gününü izleyen beşinci güne rastlamadığından, mezkur döneme ilişkin muhtasar ve  prim hizmet beyannamesinin verilme süresinin uzaması mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

Savaş ALIÇ
Genel Müdür V.

T.C

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

Esas No: 2015/27110

Karar No: 2018/22088

Tarihi: 03.12.2018

• KÖTÜ NİYET TAZMİNATININ KOŞULLARI

• İŞÇİNİN ŞİKAYET HAKKINI KULLANMASI NEDENİYLE İŞTEN ÇIKARTILMASININ KÖTÜ NİYET TAZMİNATINI GEREKTİRDİĞİ

• İŞ GÜVENCESİ KAPSAMINDA OLAN İŞÇİLERİN DİĞER KOŞULLAR GERÇEKLEŞMİŞ OLSA DA KÖTÜ NİYET TAZMİNATINDAN YARARLANAMAYACAĞI

ÖZETİ: Kötüniyet tazminatına hak kazanma koşulları ve tazminat miktarının hesaplanması açısından, 4857 sayılı Yasada önemli değişiklikler öngörülmüştür. Yasanın 17’nci maddesinin altıncı fıkrasının açık hükmü gereğince, iş güvencesi kapsamında olan işçiler yönünden kötüniyet tazminatına hak kazanılması mümkün değildir.

1475 sayılı Yasada, “işçinin sendikaya üye olması, şikâyete başvurması” gibi sebepler ileri sürülerek iş sözleşmesinin sonlandırılması, kötüniyetin varlığı açısından örnekseme biçiminde sayıldığı halde, 4857 sayılı Yasada genel anlamda fesih hakkının kötüye kullanılmasından söz edilmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, işçinin işvereni şikâyet etmesi, aleyhine dava açması veya tanıklık yapması nedenlerine bağlı fesihlerin kötüniyete dayandığı kabul edilmelidir.

Somut uyuşmazlıkta, iş akdinin davalı işveren tarafından fazla mesai çalışmalarının karşılığının ödenmediğine ilişkin davacı işçinin bölge çalışma müdürlüğüne yaptığı şikâyet nedeniyle feshedildiği ve bu feshin kötüniyetli fesih olarak kabulü gerektiği dosyadaki bilgi ve belgelerle sabittir. Ancak kötüniyetli fesih için tazminat talep edilebilmesi, davacı işçinin iş güvencesinden yararlanmaması ön koşuluna bağlı olup mahkemece bu husus üzerinden durulmamıştır. Mahkeme tarafından yapılacak iş, iş akdinin feshi tarihinde davalı iş yerinde aynı iş kolunda en az 30 işçinin çalışıp çalışmadığını araştırarak davacının iş güvencesine haiz işçilerden olup olmadığı tespit edilip, davacı iş güvencesi kapsamında çalışan işçilerden ise şimdi olduğu gibi kötüniyet tazminatı talebinin reddine, aksi halde ise kabulüne karar verilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile kötüniyet tazminatının reddi yerinde değildir.

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin 01/11/2011-21/09/2013 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde en son net 830 TL aylık ücretle çalıştığını, yemek ve yol giderlerinin davalı işverence karşılandığını, işe düz işçi olarak çalışmaya başladığını ancak duruma göre teknik konularda da hizmet ettiğini, çalışma saatlerinin haftalık dönüşümlü olarak 07.00 ila 19.00 ve 19.00 ila 07.00 saatleri arasında olduğunu, müvekkilinin rızası dışında fazla çalışma yaptırılması ve bu çalışmaların ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle müvekkilinin davalıyı iş kurumuna şikayet ettiğini, şikayetten haberdar olan davalı işverenin iş sözleşmesini bu nedenle tek taraflı olarak feshettiğini savunarak, kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatları ile fazla çalışma, yıllık izin, asgari geçim indirimi, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının müvekkiline ait işyerinde 02/02/2012-21/09/2013 tarihleri arasında çalıştığı ve sigorta girişinin çalışmaya başladığı andan itibaren yapıldığını, işyerinde yemek ve yol yardımı uygulamasının bulunmadığını, davacının günde 12 saat çalıştığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının haftalık 45 saati aşan çalışmasının bulunmadığını, davacının iş disiplinine uygun çalışmaması nedeniyle iş akdinin tazminatları ödenerek feshedildiğini, talep edilen diğer işçilik alacaklarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan kanıtlar ile bilirkişi raporuna dayanılarak ve akdin kıdem ve ihbar tazminatını gerektirecek şekilde sona erdiği konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, kötüniyet tazminatı yönünden ise hem iş kanununun 17. maddesindeki yasal koşulların oluşmaması hem de akdin işverence kötü niyetli olarak feshedildiğinin ispatlanamamış olduğu gerekçeleriyle, kötüniyet tazminatı ve yıllık izin talepleri tamamen ret, diğer taleplerin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkide kötüniyet tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

Belirsiz süreli iş sözleşmesinin taraflarca ihbar öneli tanınmak suretiyle ya da ihbar tazminatı ödenerek her zaman feshi mümkün ise de, bu hakkın da her hak gibi Medenî Kanunun 2’nci maddesi uyarınca dürüstlük ve objektif iyiniyet kurallarına uygun biçimde kullanılması gerekir. Aksi takdirde fesih hakkının kötüye kullanılmış olduğundan söz edilir.

Fesih hakkını kötüye kullanan işveren, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17’nci maddesi uyarınca, bildirim sürelerine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemek zorundadır. Bahsi geçen tazminata uygulamada kötüniyet tazminatı denilmektedir.

Kötüniyet tazminatına hak kazanma koşulları ve tazminat miktarının hesaplanması açısından, 4857 sayılı Yasada önemli değişiklikler öngörülmüştür. Yasanın 17’nci maddesinin altıncı fıkrasının açık hükmü gereğince, iş güvencesi kapsamında olan işçiler yönünden kötüniyet tazminatına hak kazanılması mümkün değildir.

1475 sayılı Yasada, “işçinin sendikaya üye olması, şikâyete başvurması” gibi sebepler ileri sürülerek iş sözleşmesinin sonlandırılması, kötüniyetin varlığı açısından örnekseme biçiminde sayıldığı halde, 4857 sayılı Yasada genel anlamda fesih hakkının kötüye kullanılmasından söz edilmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, işçinin işvereni şikâyet etmesi, aleyhine dava açması veya tanıklık yapması nedenlerine bağlı fesihlerin kötüniyete dayandığı kabul edilmelidir.

Tazminat miktarının belirlenmesi de Yasa ile açıklığa kavuşturulmuş, “kötüniyet tazminatının” ihbar önellerine ait ücretin üç katı tutarında olacağı belirtilmiş ve ayrıca ihbar tazminatının da ödeneceği hüküm altına alınmıştır.

Yasanın 17’nci maddesinin son fıkrasındaki düzenleme kötüniyet tazminatını da kapsamakta olup, bu tazminatın hesabında da işçiye ücreti dışında sağlanmış para veya para ile ölçülebilir menfaatler dikkate alınmalıdır (Yargıtay 9.HD. 12.6.2008 gün 2007/21422 E, 2008/ 15336 K).

Somut uyuşmazlıkta, iş akdinin davalı işveren tarafından fazla mesai çalışmalarının karşılığının ödenmediğine ilişkin davacı işçinin bölge çalışma müdürlüğüne yaptığı şikâyet nedeniyle feshedildiği ve bu feshin kötüniyetli fesih olarak kabulü gerektiği dosyadaki bilgi ve belgelerle sabittir. Ancak kötüniyetli fesih için tazminat talep edilebilmesi, davacı işçinin iş güvencesinden yararlanmaması ön koşuluna bağlı olup mahkemece bu husus üzerinden durulmamıştır.

Mahkeme tarafından yapılacak iş, iş akdinin feshi tarihinde davalı iş yerinde aynı iş kolunda en az 30 işçinin çalışıp çalışmadığını araştırarak davacının iş güvencesine haiz işçilerden olup olmadığı tespit edilip, davacı iş güvencesi kapsamında çalışan işçilerden ise şimdi olduğu gibi kötüniyet tazminatı talebinin reddine, aksi halde ise kabulüne karar verilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile kötüniyet tazminatının reddi yerinde değildir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Mükelleflerin defter ve belgeleri,

 Zamanaşımı süresinin son yılında vergi inceleme elemanları tarafından vergi incelemesi için talep edilip, daha sonra Takdir Komisyonu’na sevk yapılarak vergi incelemesi sonucu “Takdire Done Raporu” hazırlanabilmekte,

 Hatta bu halde bazen mükellefe ibraz için verilen 15 günlük sürenin bitimi zamanaşımı süresinden sonraya sarkabilmekte,

 Zamanaşımı süresi dolduktan sonra, süre dolmadan önce Takdir Komisyonu’na sevk yapıldığı gerekçesiyle “Takdire Done Raporu” hazırlanmak üzere ama yine vergi inceleme elemanları tarafından talep edilebilmekte,

böylece mükellefler nezdinde bir tereddüde ve hukuki bir karmaşaya neden olunmaktadır.

Bu konuda değerlendirmelerimiz aşağıda yer almaktadır.

Makalenin Tamamı İçin Tıklayınız

Akın Gencer ŞENTÜRK, Avukat

http://agencerhukuk.com/071.pdf

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na göre, gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tâbidir. Gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. Ayni kanununa göre yedi gelir unsurundan bir takvim yılında elde edilen kazanç ve iratlar toplamı aksine bir düzenleme olmadığı sürece yıllık beyanname ile beyan edilmektedir. Gelir vergisinin hesaplanmasında öncelikle beyana tabi gelir tutarından yapılacak yasal indirimlerin tespit edilerek indirimlerin yapılması gerekmektedir. Bu indirimler sonrasında vergiye tabi matraha ulaşılmakta ve vergi tarifesi uygulanmak suretiyle gelir vergisi hesaplanmaktadır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun Diğer indirimler başlıklı 89 uncu maddesinde; “Gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden aşağıdaki indirimler yapılabilir:

…2. Beyan edilen gelirin % 10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları (mükerrer 121 inci madde çerçevesinde eğitim ve sağlık harcamaları nedeniyle vergi indiriminden yararlanan ücretliler, aynı harcamalarını bu hükümden yararlanarak matrahlarından indiremezler)”Denilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 63’üncü maddesinde, ücretin gerçek safi değeri işveren tarafından verilen para ve ayınlarla sağlanan menfaatler toplamından Kanun’da belirtilen indirimler yapıldıktan sonra kalan miktar olduğu belirtilmektedir

Mezkur Kanunu’nun 63’üncü maddesinin 5’inci fıkrası 4842 sayılı Kanunun 37/1-d maddesiyle 01/01/2004 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmıştır.

Söz konusu fıkranın yürürlükten kaldırılmadan önceki hali aşağıda yer almaktadır.

“Mükellefin kendisi, eşi ve çocukları ile ilgili eğitim, sağlık, gıda, giyim ve kira harcamalarının yıllık toplam tutarının 1/3'ü.

Şu kadar ki indirim konusu harcamaların Türkiye'de yapılması, gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzelkişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi ve bu belgelerin işverene verilmesi şarttır. Bu suretle hesaplanan indirim tutarı, harcamanın yapıldığı yıla ait ücretin yıllık vergi matrahının %35'ini geçemez. Bu indirim de dikkate alınmak suretiyle hesaplanan vergi ile mükellefin o yıl içinde tevkif suretiyle ödediği vergi tutarı arasındaki fark, ücretlinin ertesi yılda ödeyeceği gelir vergisinden mahsup edilir veya işverenler aracılığı ile kendisine nakden iade edilir. Bakanlar Kurulu bu bentte yer alan %35 nispetini sıfıra kadar indirmeye kanunî oranına kadar artırmaya veya harcama konuları, harcama ve ücret tutarları itibariyle farklı oranlar tespit etmeye yetkilidir. 

Ücretlilerin harcama belgelerinin işverene ibrazı, beyanı ve verginin iadesine ilişkin süreleri tespit etmeye, iadeyi nakden veya mahsuben yaptırmaya, bu uygulamanın usul ve esaslarını tayin ve tespite Maliye Bakanlığı yetkilidir.”

Bu itibarla, 2004 yılına kadar ücretin gerçek safi değerinin tespitinde dikkate alınan eğitim giderleri, bu tarihten itibaren dikkate alınmamaktadır.

Mezkûr Kanun’un 86’ıncı maddesinde, tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler için yıllık beyanname verilmeyeceği belirtilmektedir.

Ancak, birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamının, 103’üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde (2019 yılı için 18.000 TL’den fazla) yer alan tutarı aşması halinde yıllık beyanname verilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, Kanun’un 89’uncu maddesinde, beyan edilen gelirin %10'unu aşmaması, Türkiye'de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamalarının gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirilebileceği belirtilmektedir.

Bu itibarla, tek işverenden ücret alan ve aldığı ücretinden gelir vergisi kesintisi yapılan sigortalının yıllık beyanname vermeyeceği dikkate alındığında, yapacağı eğitim giderlerinin indirime tabi olmayacağı,

Ancak, birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldığı ücretlerinin toplamının, 103’üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde (2019 yılı için 18.000 TL’den fazla) yer alan tutarı aşması nedeniyle yıllık beyanname vermesi gereken sigortalının yapacağı eğitim giderlerinin, beyan edilen gelirin %10'unu aşmaması suretiyle indirime tabi tutulabileceği,

Değerlendirilmektedir.

İndirim Kapsamına Giren Giderler:

  • Öğrenciler için, eğitim amacı ile, eğitim ve öğretim kurumlarına, ana okulu, kreş ve dershanelere yapılan ödemeler;
  • Sürücü ve müzik kurslarına ödenenler dâhil, eğitim amaçlı tüm kurs ücretleri;
  • Okul servislerine ve öğrenci yurtlarına ödenen ücretler;
  • Eğitim CD’leri,
  • Kitap ve kırtasiye bedelleri ile eğitim araç ve gereçleri için yapılan harcamalar.

İndirim Kapsamına Girmeyen Giderler:

  • Spor kurslarına ödenen ücretler;
  • Üniversite ve okullara giriş hazırlığı ile ilgili olanlar hariç, gazete ve dergi bedelleri;
  • Oyuncak, piyano, müzik âleti, ses kayıt cihazı ile bunların aksesuarları, bilgisayar, eğitim amaçlı olmayan CD ve disket bedelleri;
  • Tiyatro, konser ve sinema giriş ücretleri;
  • Yabancı ülkelerdeki eğitim kurumlarına yapılan ödemeler,
  • Okul aile birliği ve okul koruma derneklerine yapılan bağışlar ve Türkiye’de vergi mükellefi olmayan vakıf üniversite ve okullarına ödenen eğitim ücretleri ile Devlet okullarına ödenen harçlar.

Sonuç

1- Hesaplanan gelir vergisinden, içinde tevkif suretiyle ödenen gelir vergisi ile ödenen geçici vergi mahsup edilmek suretiyle ödenecek gelir vergisi tespit edilmektedir. İndirim konusu yapılacak tutarın hesaplamasında beyan edilen gelir olarak, yıllık gelir vergisi beyannamesinde yer alan indirimler ve geçmiş yıl zararları toplamından önceki tutar esas alınacaktır. 

2- Beyanname usulü ile vergilendirmeye tabi olan mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim harcamalarının bordro üzerinden tevkif suretiyle vergilendirilen kişilerde, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim harcamalarının vergi matrahından indirimi söz konusu değildir. Başka bir ifade ile stopaj yoluyla gelir vergisine tabi olan ve beyanname verme hakkı bulunmayanlar bu haktan faydalanamazlar.

3- Beyan edilen gelirin %10'unu aşmaması, Türkiye'de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları beyan edilen gelir tutarından indirilebilecektir.

4- İndirim konusu yapılacak tutarın hesaplamasında, yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde gayrisafi hasılattan giderler düşüldükten, indirimler ve geçmiş yıl zararları düşülmeden önceki safi irat tutarı esas alınacaktır.

5- "çocuk" veya "küçük çocuk" tabiri, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan 18 yaşını veya tahsilde olup, 25 yaşını doldurmamış çocukları kapsamaktadır.

6- Vakıflar tarafından kurulan üniversiteler kurumlar vergisinden muaf olduklarından, anılan kurumlara çocuk için ödenmiş olan tutarların gelir vergisi beyannamesinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

Umut ÇİRAY

E.SGK Müfettişi

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı

https://www.linkedin.com/pulse/%C3%BCcretlilerde-e%C4%9Fitim-harcamalar%C4%B1n%C4%B1n-gelir-vergisi-indirimi-umut-%C3%A7i%CC%87ray/

Kaynakça

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu

255 Seri Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği

23.10.2012 tarih ve GVK-85/2012-7 sayılı Gelir Vergisi Sirküleri

İmdat TÜRKAY, Gelir Vergisi Beyannamesinden Yapılacak İndirimler, Vergi Algı

Mehmet MAÇ, Beyan Edilen Gelirin %10’u İle Sınırlı Eğitim, Sağlık Giderleri İndirimi ve Ücretlilerin Durumu, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi / Eylül 2007 / Sayı : 45, Sayfa : 54 – 60

https://www.gib.gov.tr/gibmevzuat

Kamu Alacaklarının Takip ve Tahsili Nasıl Yapılır?

Kamu alacaklarının takip ve tahsili, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır. Kamu alacağının;

• Devlete,
• İl Özel İdarelerine,
• Belediyelere

ait olan vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i kamu alacaklarından olması gerekir.

Ancak alacağın; sözleşmeden, haksız fiilden ve haksız iktisaptan doğması durumunda 6183 sayılı Kanun değil özel hukuk hükümleri uygulanır.

Ödeme Emri Niçin ve Kimler Adına Düzenlenir?

Ödeme emri, 6183 Sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre vadesinde ödenmeyen kamu alacakları için düzenlenir. Kamu borcunu vadesinde ödemeyenler adına vergi dairesince düzenlenen ödeme emri; borçlulara, borçlarını ödemeleri veya bu borçlarla ilgili mal bildiriminde bulunmaları konusunda yapılan bir bildirimdir.

Ödeme emrinin düzenlenmesi ile vergi dairesi aynı zamanda kamu alacağının tahsili için cebri tahsilat işlemlerine de başlamış sayılır.

Asıl borçlulardan tahsilat yapılamaması veya tahsilat yapılamayacağının anlaşılması halinde; kanuni temsilci, limited şirket ortağı, yabancı şahıs veya kurumların mümessilleri gibi borçtan sorumlu olanlara da ödeme emri tebliğ edilerek borcun ödenmesi veya mal bildiriminde bulunması istenilir.

Ödeme Emrinde Hangi Hususlar Yer Alır?

Ödeme emrinde;

• Borcun asıl ve ferilerinin (gecikme faizi gibi) türü ve tutarı,

• Borcun nereye ödeneceği,

• Süresinde ödenmeyen borcun vergi dairesince cebren tahsil edileceği,

• Süresinde ödenmeyen borç ile ilgili mal bildiriminde bulunulması gerektiği,

• Borçlunun mal bildiriminde bulunmadığı takdirde üç ayı geçmemek üzere hapis ile cezalandırılacağı,

• Gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağı,

• Ödeme emrine karşı hangi mahkemede dava açılabileceği,

• Borçlu, hacze kabil malı olmadığı yolunda bir bildirim yapacak ise; en son kanuni ikametgah ve işyeri adreslerini, var ise kayıtlı olduğu diğer vergi dairelerini ve kamu idarelerini ve bu idarelerdeki kayıt ve hesap numaralarını, nüfus kayıt örneğini bildirmek zorunda olduğu, geçerli bir nedeni olmadan bu bildirimleri yapmayan kişilerin elli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı,

hususları yer alır.

Borçlu, Ödeme Emrinde Yer Alan Borcunu Nasıl Öder?

Ödeme emrinde yer alan amme alacağının, süresinde ödenmeyen kısım için vadenin bitim tarihinden ödendiği tarihe kadar hesap edilecek aylık % 2,5 gecikme zammı (Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesap edilir.) ile birlikte ödenmesi gerekir.

Ödemeler;

◊ Başkanlığımıza ait www.gib.gov.tr internet sitesi (İnteraktif Vergi Dairesi ve GİB Mobil Uygulaması) üzerinden;

• Anlaşmalı bankaların kredi kartları ile

• Anlaşmalı bankaların banka kartları veya banka hesabından,

• Yabancı ülkede faaliyet gösteren bankaların; kredi kartları, banka kartları ve diğer

ödeme yöntemleri ile

◊ Anlaşmalı bankaların;

• Şubelerinden,

• Alternatif ödeme kanallarından (İnternet Bankacılığı, Telefon Bankacılığı, Mobil Bankacılık vb.),

◊ PTT işyerlerinden,

◊ Tüm vergi dairelerinden,

yapılabilmektedir.

Mal Bildirimi Nedir?

Mal bildirimi; amme borçlusunun, amme alacağını karşılayacak miktarda, gerek kendi elindeki gerekse üçüncü şahıslar elindeki menkul ve gayrimenkul malları ile alacak ve haklarının nev’ini, mahiyetini ve miktarını veya malı olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynakları ile buna nazaran borcunu ne şekilde ödeyebileceğini vergi dairesine yazılı veya sözlü olarak beyan etmesidir.

Borçlunun haczedilebilecek malları olmadığını bildirmesi mal bildirimi hükmündedir.

Mal bildiriminde yer alması gereken hususlar şunlardır:

• Borçlunun kendisinde veya borçluya ait olup da üçüncü şahıslar elinde bulunan mal, alacak ve hakları mal bildiriminde yer alır.

• Yapılan mal bildiriminin borçlunun borcuna yetecek tutarda olması esastır.

• Borçlu, bildirimde bulunduğu malın miktarını, nevi’ni, mahiyetini, vasfını ve değerini belirtmelidir.

• Borçlu, her türlü gelirlerini veya haczedilebilecek malının olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını da ayrıca mal bildiriminde belirtmelidir.

• Borçlu, mal bildiriminde borcunu ne şekilde ödeyebileceğini belirtmelidir.

• Mal bildirimi yazılı veya sözlü olarak vergi dairesine yapılmalıdır.

Mal bildirimi servet beyanı olmadığından, borçlunun borcunu karşılayacak tutarda mal bildiriminde bulunması yeterlidir. Borçlunun daha fazla mal bildiriminde bulunmaya zorlanması mümkün değildir.

Malı Olmadığını Bildiren Borçlunun Bildirime Ekleyeceği Hususlar Nelerdir?

Kendisine ödeme emri tebliğ edilen ve malı olmadığı yolunda bildirimde bulunan kamu borçlusu, bu bildirim ile birlikte veya bildirimin tarihinden itibaren 15 gün içinde;

• En son kanuni ikametgah ve iş adreslerini bildirmek,

• Varsa devamlı mükellefiyetleri bulunan diğer vergi dairelerini ve kamu idarelerini ve bu idarelerdeki hesap ve kayıt numaralarını bildirmek,

• Nüfus kayıt örneğini vermek,

mecburiyetindedir.

Bu mecburiyeti makul bir özrü olmadan zamanında yerine getirmeyenler elli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.

Gerçeğe Aykırı Mal Bildiriminde Bulunanlar Hakkında Ne Yapılır?

İstenen mal bildirimini gerçeğe aykırı surette yapanlarla, yaşayış tarzları mal bildirimine uymayanlar üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.

Mal Bildiriminde Bulunmayanlar Hakkında Ne Yapılır?

Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu, 15 günlük süre içinde borcunu ödemez ve mal bildiriminde de bulunmazsa (ödeme emrine karşı dava açılan hallerde, ret kararının tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde borçlu mal bildiriminde bulunmazsa) mal bildiriminde bulununcaya kadar bir defaya mahsus olmak ve üç ayı geçmemek üzere hapisle tazyik olunur.

Hapsen tazyik kararı, tahsil dairesinin talebi üzerine icra mahkemesi tarafından verilir ve Cumhuriyet Savcılığınca derhal infaz olunur.

Borçlu mal bildiriminde bulunduğu anda hapsen tazyik kararı alınmış olsa dahi infaz edilemez ve borçlu hapsedilmişse derhal tahliye edilir.

Mal Edinme ve Mal Artması Durumunda Borçlu Ne Yapmalıdır?

Mal bildiriminde, malı olmadığını gösteren veya borca yetecek kadar mal göstermemiş olan borçlu, sonradan edindiği malları ve gelirindeki artmaları, edinme ve artma tarihinden başlayarak 15 gün içinde vergi dairesine bildirmeye mecburdur.

Sonradan edinilen mallarını ve malvarlığındaki artışlarını belirtilen süre içinde bildirmeyerek kamu alacağının tahsiline engel olan veya tahsilini zorlaştıran borçlu, bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Mal Bildirimi Sonucunda Ne Olur?

Borçlunun, mal bildiriminde gösterdiği veya vergi dairesince tespit edilen malları ile borçluya ait olup da üçüncü şahıslarda bulunan mallardan borcuna yetecek miktarı vergi dairesince haciz olunur. Yapılan takibat sonunda borçlu borcunu rızaen ödemediği takdirde, vergi dairesince haciz olunan mallar satışa çıkarılarak kamu alacağı tahsil edilir.

Kamu Alacağının Tahsiline Engel Olanlar Hakkında Ne Yapılır?

Amme alacağının tahsili için hakkında takip muamelelerine başlanan borçlu kısmen veya tamamen tahsile engel olmak veya tahsili zorlaştırmak maksadıyla mallarından bir kısmını veya tamamını:

1. Mülkünden çıkararak, telef ederek yahut değerden düşürerek gerçek surette,

2. Gizleyerek, kaçırarak muvazaa yolu ile başkasının uhdesine geçirerek veya aslı olmayan borçlar ikrar ederek,yahut alındılar vererek gerçeğe aykırı surette, varlığını yok eder veya azaltır ve geri kalan mallar borcu karşılamaya yetmezse altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Hangi Nedenlerle Ödeme Emrine Karşı Dava Açılabilir?

Ödeme emrini alan borçlu;

• Böyle bir borcunun olmadığı,

• Borcunu kısmen ödediği,

• Borcun zamanaşımına uğradığı,

iddiasıyla tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde vergi mahkemesinde dava açabilir.

Borcun Bir Kısmı İçin Dava Açılabilir mi?

Ödeme emrinde yer alan borcun bir kısmına dava açılabilir. Ancak dava dilekçesinde dava açılacak kısmın türü ve tutarının açıkça gösterilmesi gerekir. Aksi halde dava açılmamış sayılır.

Dava Açılması Borçlu Hakkındaki Takip İşlemlerini Durdurur mu?

Dava açan borçlu hakkında takip işlemleri, davayı gören mahkemece yürütmeyi durdurma kararı verilmediği sürece devam eder.

Dava Açan Borçlunun Tamamen veya Kısmen Haksız Çıkması Durumunda Ne Olur?

Açmış olduğu davada tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, haksız çıkılan borç tutarı kadar olan kamu alacağı % 10 zamla tahsil edilir.

Vergi Mahkemesinde Açtığı Davayı Kaybeden Borçlu Ne Yapmalıdır?

Borçlu borcun tamamına veya bir kısmına karşı vergi mahkemesinde açtığı davanın tamamen veya kısmen reddi halinde, ret kararının kendisine tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde mal bildiriminde bulunmak mecburiyetindedir. Bu 15 günlük süre içerisinde ödeme emrine konu borcun tamamen ödenmesi halinde, mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü de ortadan kalkacaktır.

İlk derece mahkemesinde açtığı davayı kaybeden borçlunun, açtığı davaya konu tutarın 2019 yılı için 6.000 TL’yi aşması halinde üst yargıya başvurması mümkündür.

Borcun bir kısmına karşı dava açılması dava konusu yapılmayan kısım için mal bildiriminde bulunma süresini uzatmaz.

Vergi Usul Kanununa Göre Posta Yoluyla Tebligatta Yeni Dönem Broşürü İçin tıklayınız

http://www.alomaliye.com/2019/07/16/odeme-emrine-karsi-yapilacak-islemler/

3728 sayılı kanunun 56. Maddesiyle KVK'nun  5. Mddesinin 1 fıkrasına eklene (j) bendiyle; 09.08.2016 tarihinde yürürlüğe girmek üzere, her türlü taşınır ve taşınmaz malların 6361 ayılı kanun kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, kurumlar tarafında finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarına satışından doğan kazançlar ile bu kurumlarca söz konusu varlıkların devralındığı kuruma kira süresi sonunda devrinden doğan kazançlara yönelik istisna uygulaması getirilmiştir. 

Bu istisna kapsamında;

1. Kiracı, her türlü taşınır ve taşınmaz mallarını 6361 sayılı kanun kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, kiralayan kurumlara devreden kurumları,

2. Kiralayan kurumlar, finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları ile  kalkınma ve yatırım banklarını,

3. Sat-kirala-geri al işlemi her türlü taşınır ve taşınmaz malların 6361 sayılı kanun kapsamında geri kiralama amacıyla ve  sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, kiracılara tarafında kiralayanlara satışı, kiralayanlar tarafından kiracılara kiralanması ve kiralayanlarca söz konusu varlıkların kiracılara kira süresi sonunda devrine ilişkin süreci ifade etmektedir.

Konuyla ilgili olarak 11 seri nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde düzenlenen açıklamalara göre taşınır ve taşınmaz malların sat-kirala-geri al işlemine konu edilmesi ile ilgili kimlerin ve nasıl bu istisnadan faydalanacağı, istisna uygulamasına konu edilecek iktisadi kıymetler, istisnadan faydalanma şartları, satış kazancının özel fon hesabında tutulması, fon hesabında tutulan kazancın işletmeden çekilmememsi, istisna uygulamaları, varlıkların sat-kirala-geri al süreci tamamlanmadan üçüncü kişi ve kurumlara satılması halindeki durum.. söz konusu tebliğde ayrıntılı olarak izah edilmiştir (Bkz. 2017Beyanname Düzenleme Klavuzu, HUD yayınları cilt 2 s.82-86).

Özetle sat ve geri kirala işlemlerinin vergisel ve mali avantajları aşağıda olduğu gibidir:

1. Sat ve Geri Kirala, şirketin üzerine kayıtlı gayrimenkullerin leasing firmasına satıldıktan sonra tekrar kiralanması işlemidir.

2. Sat ve Geri Kirala işlemi, leasinge uygun olabilecek ikinci el değerliliği olan gayrimenkullerle yapılır. Ofis, dükkan,otel,fabrika binası,depo gibi gayrimenkuller Sat ve Geri Kirala işlemine konu olabilir.

3. Kiralama süresi sonunda sattığınız gayrimenkul tekrar sizin olacaktır.

a- İşletme sermayesinde ek finansman imkanı,

b - Kısa vadeli banka borçlarının orta ve uzun vadeye yayılmasıdır.

5. Sat ve Geri Kirala işleminin başında,gayrimenkulün Şirket tarafından satın alınması sırasında ödenecek tapu harcı binde 4,55'tir.

6. Süre sonunda kiracıya devir sırasında ise tapu harcı ödenmeyecektir. Nazlı Gaye Alpaslan

https://www.hurses.com.tr/av-nazli-gaye-alpaslan/-satgeri-kirala-islemlerinde-vergisel-avantajlar/haber-27942

editörden,

İstisnaya konu edilecek satış kazancı, satış işlemi ile birlikte doğacağından, satış işlemi ister peşin, isterse vadeli olarak yapılmış olsun istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanacaktır.

  • Satış bedelinin tahsil süresi açısından bağlayıcı bir süre bulunmamaktadır.

Bu varlıkların satışından elde edilecek istisna kazancın, “kiracı tarafından” pasifte özel bir fon hesabına alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, fon hesabına alınma işleminin, kiracılarca varlıkların kiralayanlara satışının yapıldığı yılı izleyen hesap döneminin başından itibaren kazancın beyan edildiği döneme ait kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği tarihe kadar yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla, istisna kazanç tutarı, satışın yapıldığı dönemin genel sonuç hesaplarına yansıyacak olup kurumlar vergisi beyannamesinin ilgili satırında gösterilmek suretiyle istisnadan yararlanılabilecektir. Anılan istisnadan geçici vergi dönemleri itibarıyla da yararlanılması mümkün olup belirtilen süre zarfında söz konusu kazancın fon hesabına alınmaması durumunda, kurumlar vergisi beyannamesinde istisnadan yararlanılabilmesi mümkün olmadığı gibi geçici vergi dönemleri itibarıyla yararlanılan istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerden kaynaklanan vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ayrıca aranacaktır. İstisna, satış kazancının %100’üne uygulandığından, kazancın tamamı fon hesabına alınacaktır.

  • Burada dikkate alınması gereken husus, aynı kazanç istisnasının finansal kiralama şirketlerine, yatırım, kalkınma bankalarına da tanınmasına karşın, onların bu kazancı fon hesabına alıp almayacaklarıdır. Kanun düzenlemesinde kazanç istisnası şartlarından birisi olan “fona alınma işlemi” sadece kiracı sıfatındaki kurum ve kuruluşlara tanındığından  bunlar tarafından fona alınması yeterli olup, kiralayan konumundaki kurumların bu zorunluluğunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
  • Bir başka önemli konu, bu istisnada kazancın tamamına ilişkin tutarın fon hesabına alınması gerekmektedir. 5520 sayılı KVK’nın 5/1e maddesindeki gibi bir kısmını istisna olarak belirlememe ve fona almama imkanı yoktur. Zira, satışa ilişkin bedelin 2 yıl içinde tahsil şartı burada öngörülmemiştir.
  • Ayrıca, istisna için hem kiralayan hem de kiracının taşınmaz veya taşınırı 2 tam yıl elde tutmak zorunda olmadığını da ifade etmek gerekmektedir.

Fon Hesabında Tutulan Kazancın İşletmeden Çekilmemesi

Fon hesabına alınan kazanç tutarı kiracı tarafından sadece, gerek kira süresi boyunca gerekse kira süresinin sonunda varlıkların geri alınmasından sonra bu varlıklar için ayrılacak amortismanların (bu varlıkların kiralayan kurumlara devrinden önce kiracıdaki net bilanço aktif değerine isabet eden amortismanlar hariç) itfasında kullanılabilecektir.

Ancak, fon hesabına alınan kazanç tutarının bunun dışında, başka bir hesaba nakledilmesi, işletmeden çekilmesi veya dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılması ya da kurumun tasfiyesi halinde (bu Kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç), istisna uygulanması nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir.

Sat-kirala-geri al işlemine konu edilen varlıklara ilişkin olarak gerek kira süresi boyunca gerekse kira süresinin sonunda varlıkların geri alınmasından sonra kiracılar tarafından hesaplanacak amortismanların, kiralayan kurumlara devrinden önce (birden fazla kere sat-kirala-geri al işlemine konu edilen varlıkların ilk kez devrinden önce) ilgili varlığın kiracıdaki net bilanço aktif değerine isabet eden kısmı kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilecek, kalan kısmı ise sadece özel fon hesabından mahsup edilebilecektir.

  • Bu durumda karışıklığa ve matrah farkına neden olmaması için mükelleflerin-kiracıların bu işlemi yaptıklarında özel fona aldıkları kazancı amortismana mahsup edilecek tutar ve mahsup edilemeyecek tutar olarak iki ayrı fon açmaları veya fon alt hesabında tutarları önceden hesaplayarak ilgili hesaplarda izlemelerini önermekteyiz.
  • 548-(Amortisman Mahsubu Mümkün) Özel Fon; 549-(Amortisman Mahsubu Mümkün Olmayan) Özel Fon; veya
  •  549-Özel Fonlar, (549.01-Amortisman Mahsubu Mümkün Fon); (549.02-Amortisman Mahsubu Mümkün Olmayan Fon)
  • Fonun kaç yıl tutulacağına dair belirleme yoktur.
  • Fonun sermayeye ilave edilmesinin hukuki açıdan sorun yaratıp yaratmayacağı açık değildir. Yalnız, bize göre amortisman mahsubunda kullanılmayacak kısmın sermayeye ilavesinin mümkün olması gerekmekte ve kanunun amacına aykırı bir durumun ortaya çıkmayacağı düşünülmektedir.
  • Fonun kısmen başka hesaba çekilmesi veya dağıtıma tabi tutulasında işlemin tamamına ilişkin kazancın mı, yoksa aktarılan kısım için mi işlem yapılacağı tartışmalıdır. Kanun metni ve Genel Tebliğde kısmen veya tamamen çekilen, aktarılan tutar için işlem yapılacağı belirlenmemiş,  nakledilen, aktarılan, çekilen kısım için istisna uygulanmayacağıve cezalı tarhiyat yapılacağı anlaşılmaktadır.

Örnek: (Ç) A.Ş. 13/5/2014 tarihinde 2.500.000.- TL’ye iktisap ettiği ve aktifine aldığı taşınırını 8/9/2016 tarihinde sat-kirala-geri al işlemine konu ederek (D) Katılım Bankası A.Ş.’ye 3.000.000.- TL bedelle devretmiştir. Bu sürede (Ç) A.Ş.’nin söz konusu taşınırı için ayırdığı amortisman tutarı 500.000.- TL’dir.

(Ç) A.Ş. istisnaya konu 1.000.000.- TL tutarındaki kazancını pasifte özel bir fon hesabında takip edecektir. Özel fon hesabında takip edilecek olan bu tutar sadece, sat-kirala-geri al işlemine konu edilen taşınıra ilişkin olarak gerek kira süresi boyunca, gerekse kira süresinin sonunda taşınırın geri alınmasından sonra 3.000.000.-TL üzerinden ayrılacak amortismanların, bu tutar ile taşınırın (D) Katılım Bankası A.Ş.’ye devredildiği tarihte kiracıdaki net bilanço aktif değeri arasındaki fark olan (3.000.000.- TL – 2.000.000.- TL =) 1.000.000.- TL’ye isabet eden kısmına mahsup edilmek suretiyle kullanılabilecektir. Dolayısıyla, gerek kira süresi boyunca, gerekse kira süresinin sonunda taşınırın geri alınmasından sonra 3.000.000.- TL üzerinden ayrılacak toplam amortismanların, en fazla 2.000.000.- TL’lik kısmı kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilecek olup kalan 1.000.000.- TL’lik kısmı ise özel fon hesabından mahsup edilecektir.

Söz konusu özel fon hesabının bu taşınır için ayrılacak amortismanların (bu varlıkların kiralayan kurumlara devrinden önce kiracıdaki net bilanço aktif değerine isabet eden amortismanlar hariç) itfası dışında kullanılması mümkün bulunmamaktadır. Özel fon hesabında yer alan tutarın herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilmesi, işletmeden çekilmesi veya dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılması ya da kurumun tasfiyesi halinde istisna uygulanması nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir.

https://www.ozdogrular.com.tr/v1/component/k2/item/3572-sat-geri-kiralama-sale-and-leaseback-y%C3%B6nteminde-istisna-kazanc%C4%B1n-tespiti,-%C3%B6zel-durumlar-ve-sorunlar%C4%B1

Vergi Denetim Kurulu bünyesinde oluşturulan risk analiz merkezi, kayıt dışı faaliyette bulunabilecek kişi ve sektörleri topladığı bilgi, veri ve istatistikleri inceleyerek tespit ediyor.

Vergi Denetim Kurulu bünyesinde oluşturulan risk analiz merkezi, kayıt dışı faaliyette bulunabilecek kişi ve sektörleri topladığı bilgi, veri ve istatistikleri inceleyerek tespit ederken, yapılan analizlerle 22 bin 664 mükellef incelemeye sevk edildi.

Vergi Denetim Kurulu Faaliyet Raporu'ndan derlenen bilgilere göre, kayıt dışı faaliyette bulunma riski taşıyan sektörler, ilgili kurumlarla iş birliği yapılmak ve her türlü bilgi, veri ve istatistiği toplayarak oluşturulan Risk Analiz Sistemi yoluyla tespit ediliyor.

Sistemde incelenecek mükelleflerin seçiminde risk odaklı ve objektif verilere dayalı yöntemler kullanılırken, mükelleflerin faaliyetleri sektörler itibarıyla analiz edilip mukayeseler yapılıyor ve böylece risk alanları saptanıyor.

Risk Analiz Sistemi aracılığıyla ihbar, görüş ve öneri raporları, araştırma geliştirme raporları, projeler, eylem planları, diğer kamu kurumlardan gelen her türlü yazı ve yürütülen medya takip çalışmalarından kaynaklanan veriler dikkate alınarak mükellefler ile ilişkilendiriliyor, analiz ediliyor ve incelemeye sevki sağlanıyor.

Bu çalışmayla 2018 yılında risk analiz modeli, proje çalışmaları, görüş ve öneri raporları, diğer kurum ve kuruluşlardan gelen taleplerle yürütülen risk analiz çalışmaları neticesinde sistem üzerinden toplam 22 bin 664 mükellef incelemeye sevk edildi. Yürütülen çalışmalarla, 4 bin 494 mükellef analizlere tabi tutuldu. Analiz çalışmalarında 28 bin 323 risk unsuru değerlendirilerek, inceleme çalışmalarında kullanılmak üzere raporlandı.

Önceki yıl yürütülen çalışmalarda ise sistem üzerinden 26 bin mükellef incelemeye sevk edilirken, yürütülen çalışmayla 10 bin 767 mükellef analizlere tabi tutuldu. Analiz çalışmalarında 61 bin 147 risk unsuru değerlendirilerek inceleme çalışmalarında kullanılmak üzere raporlandı.

Hazırlanan mükellef bilgi raporları da Bilgi İşletim Sistemi üzerinden elektronik ortamda görevli vergi müfettişine sunuluyor ve müfettişlerce mükellefe ilişkin değerlendirmede bulunuluyor.

Muhasebecilere sahte belge takibi

Sistemin sağladığı analizler sonucunda sahte belge düzenleme organizasyonları ve yine bunlardan kaynaklı sahte fatura kullanma fiillerine yönelik özel bir çalışma ekibi kuruldu.

Yapılan çalışmalarla, sahte belge düzenleme yönünden yüksek riske sahip mükellefler belirlenirken, bu mükelleflerin beyannamelerini veren mali müşavirlerle görüşmeler yapılarak, farkındalık oluşturulması sağlandı.

Bir başka çalışmayla da muhasebecilerin, sahte belge düzenleme organizasyonları içerisinde bulunma durumları araştırılırken, araştırma sonucunda sahteci mükelleflerin bir kısım muhasebecilerde yoğunlaştığı görüldü. Sistemde yapılan analizlerle, sahte belge düzenleyicisi mükelleflerin hangi illerde yoğun olduğu tespit edildi.

Bu kapsamda emniyetle görüşmeler yapılarak sahte fatura düzenleyicisi mükelleflerle, bunların fatura temin ettikleri diğer mükellefler arasındaki fatura akışı, ortaklık ilişkileri, muhasebecilik ilişkileri gibi bilgilerden hareketle bir organizasyon tespit edildi. Yapılan çalışmayla, sahte belge organizasyonunda yer alan mükellefler partiler halinde incelemeye sevk edildi.

Vergi iadeleri ve akaryakıt sektörüne özel modül

Vergi kaçakçılığı ile mücadelede vergi iadelerine ayrı bir önem verilirken, verilerin takibi, iade yönünden riskli mükelleflerin ve haksız iade talep eden mükelleflerin tespit edilmesi, incelemeye sevk edilmesi ve inceleme sonuçlarının takip edilmesi amacıyla Risk Analiz Sistemi'nde özel bir modül geliştirilecek.

Akaryakıt sektöründe ortaya çıkması muhtemel vergi kayıp ve kaçağını en aza indirmek amacıyla da risk unsurlarını belirlemek, belirlenen risk unsurları ve elde edilen veriler ışığında analizler yaparak riskli mükellefleri tespit etmek için de yine sistemde özel modül geliştirilmesi kararı alındı. Bu kapsamda, denetim ve düzenleme sorumluluğuna sahip diğer kamu kurum ve kuruluşları ile sektördeki vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi için alınabilecek tedbirler, veri paylaşımı ve koordinasyon çalışmaları da başlatıldı.

Kaynak: AA

Pazartesi, 15 Temmuz 2019 11:34

Yurtdışı Borçlanmasında Sayılı Günler

Önümüzdeki haftalar yurtdışı borçlanması yapacak kişiler için çok önemli. Nitekim TBMM gündeminde olan torba yasada yurtdışı borçlanmasından yararlanmak isteyenleri ilgilendiren bazı maddeler mevcut. Bu maddelerde borçlanma tutarı ve borçlanılan sürelerin değerlendirilmesine yönelik kötü haberler mevcut. Bu sebeple de yurtdışı borçlanması yapmak isteyenlerin ellerini çabuk tutmaları gerekiyor.

Borçlanma Oranı Yükselecek!..
Bir kişinin yurtdışı borçlanması yapabilmesi için borçlanılacak her gün için belli oranda prim ödemesi gerekiyor. Mevcut durumda, borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 32'si tutarında.
Buna göre bir aylık yurtdışı borçlanması yapmak isteyenler en az 818 TL, bir yıllık borçlanma yapmak isteyenler ise en az 9.823 TL prim ödemesi gerekiyor.
Yapılacak değişiklik ile %32’lik oran %45 olarak değiştiriliyor. Söz konusu değişikliğin nedeni ise ödenen prim ile kısa sürede emekli olunması sebebiyle SGK’nın aktüeryal dengesinin olumsuz etkilenmesi olarak gösteriliyor.

Yapılacak değişiklikten sonra 2019 yılı için bir aylık yurtdışı borçlanması yapmak isteyenler en az 1.151 TL, bir yıllık borçlanma yapmak isteyenler ise en az 13.815 TL prim ödemesi gerekecek. Yani ödenecek tutarda yaklaşık %40’lık bir artış söz konusu olacak…

Ne Kadar Süreniz Var?
Yurtdışı borçlanmasında yapılacak söz konusu artıştan etkilenmemek için önünüzde çok uzun bir süre yok. Nitekim bu değişiklik Resmi Gazete’de yayımını izleyen aybaşından itibaren yürürlüğe girecek. Yani şayet Temmuz ayında yayınlanırsa 1 Ağustos 2019 tarihinde, Ağustos ayında yayınlanırsa 1 Eylül 2019 tarihinde yeni uygulamaya geçilecek.
Peki söz konusu tarihlere kadar yurtdışı borçlanması yapmak isteyenlerin ne yapması gerekiyor? Öncelikle yeni uygulamanın yürürlük tarihinden önce borçlanma başvurusunda bulunulması gerekiyor. Ancak bu tarihe kadar borçlanma talebinde bulunulması yeterli değil. Aynı zamanda tahakkuk ettirilen borç tutarının, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenmesi gerekiyor. Şayet bu sürede ödeme yapılmazsa yeniden yapılacak başvurularda zamlı tarife uygulanacak.

Sigortalılık Statüsü de Değişiyor…
Torba kanunla yapılan düzenlemede göze çarpan bir başka değişiklik ise yurtdışı borçlanmasındaki sigortalılık statüsü ile ilgili. Mevcut durumda, yurtdışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Kanuna göre hangi sigortalılık haline göre geçmiş sayılacağının belirlenmesinde; Türkiye’de sigortalılıkları varsa borçlanma talep tarihindeki en son sigortalılık haline göre, sigortalılıkları yoksa 4/b kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul ediliyor. Yani yurtdışı borçlanmasında şayet talep tarihinden önce en son 4/a kapsamında sigortalılığınız varsa borçlanılan süreler 4/a kapsamında değerlendiriliyor. Aynı durum 4/c’liler yani memurlar için de geçerli ve borçlanılan süreler 4/c kapsamında değerlendiriliyor.
Yapılacak değişiklik ile yurtdışı borçlanmasına ait sürelerdeki ikili uygulamaya son verilecek ve tüm süreler 4/b kapsamında değerlendirilecek. Bu durum hizmetlerin birleştirilmesi esnasında son yedi yıl dikkate alınırken sigortalı aleyhine sonuçlar doğurabilir. Nitekim bilindiği üzere 4/b kapsamında emekli olabilmek için daha uzun prim ödeme gün sayıları isteniyor.

Aynen borçlanma tutarındaki zamda olduğu gibi bu değişiklikten etkilenmemek ve mümkünse borçlanılan sürelerin 4/a ve 4/c kapsamında değerlendirilmesini sağlamak için yasanın Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihi takip eden aybaşına kadar başvurmak ve tahakkuk ettirilen borç tutarının, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenmesi gerekiyor. Aksi halde borçlanılacak tüm süreler 4/b kapsamında değerlendirilecek.

Sigortalılık Hangi Tarihten Geriye Gidecek?
Torba yasa ile düzenlenen bir başka husus ise borçlanma yapılması halinde hangi tarihten geriye götürüleceği ile ilgili.
Buna göre, Türkiye’deki sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler için yapılacak borçlanmada bu süreler Türkiye’deki sigortalılık başlangıç tarihinden, Türkiye’de sigortalılık yok ise borçlanma tutarının tamamen ödendiği tarihten itibaren geriye götürülecek ve ilgili aylara mal edilecek. 



15.07.2019
Dr. Mehmet BULUT 
İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı


This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

http://www.sadettinorhan.net/15_7_2019_makale.html

Pazartesi, 15 Temmuz 2019 11:11

Arabulucu Tutanağına Yazılanlara Dikkat

Son dönemde çalışma hayatında arabuluculuk tutanaklarının içerikleri giderek daha fazla dava konusu oluyor. Feragat ve ibra hükümleri bu davalarda öne çıkıyor. Sizin için inceledik...

Zorunlu arabuluculuğun çalışma hayatımıza girmesiyle, yargının dava yükünün hafiflediği, işçilerin birçok alacağına hızlı bir şekilde ulaştığı su götürmez bir gerçek.

İşçinin alacağı için arabulucuya başvurması ve işverenin de sürece katılmasıyla süreç işlemeye başlıyor. Taraflar anlaşırsa bir anlaşma tutanağı ile uyuşmazlık sona erdiriliyor.

Anlaşamamaları halindeyse düzenlenen anlaşmazlık tutanağı, açılacak davanın anahtarı oluyor. Anlaşma halinde sorunun tamamen ortadan kalktığını, işçi ile işverenin bir daha karşı karşıya gelmeyeceğini söylemek pek mümkün değil.

Feragat ve ibra

Son dönemde giderek arabuluculuk tutanaklarının içerikleri dava konusu olmaya başladı. Özellikle işçinin ileride açabileceği davalardan feragat ettiğine veya işvereni bütün alacakları için ibra ettiğine dair hükümlerin düzenlenen anlaşma tutanaklarında yer almaya başlaması ile birlikte bu anlaşma tutanakları dava konusu haline geldi.

Feragat bir kişinin beyanı ile hakkından vazgeçmesidir. İbra ise tarafların karşılıklı anlaşarak haklarından vazgeçmeleridir. İbra anlaşma ile yapılırken, feragat tek taraflı olarak yapılır.

İkisi de bir hakkı sona erdirmektedir. Bu sebeple sıkı şartlara bağlı tutulmuştur. İş hukukunda ancak dava açıldıktan sonra yapılan feragatler geçerli sayılmakta, dava açma hakkından vazgeçildiğine dair feragatler geçerli kabul edilmemektedir. İbranın geçerli olması içinse, fesih tarihinin üzerinden 1 ay geçmesi, alacakların kalem kalem gösterilmesi ve gösterilen kalemlerin banka kanalıyla ödenmesi gerekmektedir.

Çoğu işveren yollarını ayırdığı veya aradaki anlaşmazlığı tamamen sona erdirmek istediği çalışanları ile arabuluculuk nezdinde anlaşma tutanağı imzalarken, anlaştığı bedellerin dışında diğer olası alacak kalemlerinin ileride işçi tarafından talep edilmeyeceğine ilişkin hükümler eklenmesini talep ediyor.

Alacağına bir an önce kavuşmak isteyen işçi ise bu talebi kabul ederek tutanağı imzalıyor. Buna rağmen, arabuluculuk süreci sona erdikten sonra diğer alacakları için dava açabiliyor.

YARGITAY BU KONUDA NE DİYOR?

Yargıtay, kıdem ve ihbar tazminatları toplamının belirtildiği, bunların dışında işveren nezdinde kıdem, ihbar, fazla çalışma, genel tatil hafta tatili, yıllık izin prim, ikramiye, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları dahil olmak üzere hiçbir hak ve alacağı kalmadığının ifade edildiği, kalmış olsa bile bu miktarın dışındaki alacaklardan feragat edildiğinin yazıldığı, işçinin işvereni her şekilde ibra ettiğini kabul ettiği yönünde ibare bulunan bir anlaşma tutanağını inceledi.

Kararda belirtilen hususlar Yargıtay’ın arabuluculuktaki ibra ve feragatlere ilişkin görüşünü açıklar niteliktedir.

1 ay geçmeden olursa

Yargıtay ibranamelere ilişkin Borçlar Kanunu’nun ilgili maddesinin emredici hukuk kuralı niteliğinden hareketle, arabuluculuk tutanağının düzenlendiği tarih ve ibra beyanının içeriğini dikkate almış, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri bir zamanda uyuşmazlık konusu olmadan ve işçinin başvurusu bulunmadan ibra niteliğinde arabuluculuk tutanağı düzenlenemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

Karar doğrultusunda, iş ilişkisi sona ermeden veya sona ermesinden itibaren bir ay geçmeden tutulan arabuluculuk tutanaklarında ibra hükmü bulunması halinde bu ibra hükmü geçersiz kabul edilecektir.

Ayrıca verilen bu karar uyarınca, söz konusu süre uygun olsa bile çalışanın arabuluculuk başvurusunda talepte bulunduğu alacaklar dışında bir alacağına ilişkin - kendi talebi olmadan -, bu alacakla ilgili konular yapılan arabuluculuk görüşmelerinde konuşulmadan, bu alacağın olmadığına, olsa bile bu alacak hakkında talepte bulunulmayacağına ilişkin hükümler geçersiz kabul edilecektir.

TARTIŞMALAR VAR

Karara yöneltilen eleştirilerin başında arabuluculuk sürecine yargılama gibi yaklaşılmasının yanlış sonuçlar doğuracağı hususu gelmektedir.

Bu görüşte olanlarca, arabulucunun mahkemeden çok farklı yöntemler uygulaması ve sürecin temelinin müzakereye dayanması nedeniyle müzakerede menfaatlerin yargılamadan çok farklı şekilde dengelenebileceği, dolayısıyla başta öngörülmese de sonradan öngörülen bir haktan, başka bir hakkı almak için vazgeçilebileceği belirtilmektedir.

Arabulucu sonrası aranız bozulursa...

Diğer görüşte olanlara göre ise her hak için ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekmektedir. Aksi durumda işçi aleyhine açık hak kayıpları yaşanacaktır. Aynı görüş doğrultusunda, bu tutanakların dar yorumlanması gerektiği belirtilmektedir.

Dar yorumlamanın da iş hukukuna hâkim olan işçiyi koruma ve işçi lehine yorum ilkelerinin bir gereği olduğu ifade edilmektedir.

İfadeler önemli

Mevcut yargı uygulamasına bakıldığında, taraflar açısından geniş kapsamlı ihtilaf çözümü için, her alacak talebinin kalemler halinde baştan yazılmasının ve her alacak kalemi üzerinde müzakere yapılarak bir bedel üzerinde anlaşılmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir.

Bu şekilde hem eleştiriler dengelenebilecek hem de arabuluculuğun işlevsiz kalmasının önüne geçilebilecektir. Çünkü müzakere alanını geniş tutmak ve müzakere kalemleri üzerinde tek tek sonuca varmak arabuluculuğa etkinlik kazandıracaktır. Cem Kılıç

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/cem-kilic/arabulucu-sonrasi-araniz-bozulursa-2904934

Pazartesi, 15 Temmuz 2019 10:13

Muhasebe ve Vergi Uygulamalarında Sanal Ofis

Gerçek ve tüzel kişilerde işyeri 213 sayılı VUK’nun 156.maddesinde düzenlenmiştir. VUK’un kabulünden sonra neredeyse 56 yıl geçmiştir. Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra mükelleflerin iş yapma biçimleri, işyeri ve diğer ticari organizasyonlarda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Geldiğimiz yıllarda mükellefler vergiye tabi faaliyetlerini sabit bir işyeri yerine daha farklı mekanlarda sürdürebilmektedirler. Örneğin, vergiye tabi faaliyetini bir mükellef homeofis şeklinde bir mekanda sürdürebileceği gibi sanal ofislerde de vergiye tabi faaliyetlerini icra edebilmektedir.

Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Antep gibi büyük kentlerde birçok vergi mükellefi özellikle pazarlama, danışmanlık, serbest meslek faaliyetleri, müşavirlik vb. faaliyetlerini sanal ofislerde başarılı olarak icra edebilmektedirler. Sanal ofislerde günün koşullarına uygun her türlü iletişim araçları, telefon, faks, sekreterlik hizmetleri, bilgisayar vs. hizmetler düzenli olarak gerçekleştirilebilmektedir. Sanal ofislere her türlü tebligat ve vergi ve hukuki anlamda hüküm ifade eden birçok tebligatlarda yapılabilmektedir. Özellikle 2016 yılından itibaren gerçek ve tüzel kişilerde e-tebligatın zorunlu hale getirilmiş bulunması nedeniyle fiziki ortamda tebligat neredeyse geçmişte kalmaktadır.

Günümüzde ticari ve birçok vergisel faaliyetler fiziki bir işyeri, sabit bir işyeri açmak yerine daha çok teknolojinin sunduğu olanaklar içeren sanal ofislerde gerçekleştirilebilmektedir. Özellikle serbest meslek işi üreten birçok serbest meslek erbabı home ofis veya sanal ofislerde faaliyetlerini sürdürebilmektedirler. Sanal ofislere ödenen kiralar, elektrik, su, telefon ve diğer yönetsel giderler vergi uygulamasında GVK md.40 hükmüne göre giderleştirilebilmektedir. Sekreterya hizmetleri ile ilgili her türlü giderler sanal ofis yöneticisi tarafından kullanıcılara fatura edilmektedir. Bunlarla ilgili her türlü giderler ve yüklenilen KDV’ler kullanıcıları da muhasebeleştirilebilmektedir.

Sonuç olarak, sanal ofis sözleşmelerine istinaden kullanılan işyerleri için vergi daireleri tarafından işe başlama yoklaması düzenlenebilmektedir. Teknolojik olanakların giderek gelişmesi ile beraber sanal ofislerin önümüzdeki yıllarda giderek yaygınlaşacağı izlenimi ortaya çıkmaktadır.

Vergi usul yasamızda yapılacak düzenlemeler sırasında sanal ofis ve home ofis gibi işyerlerinin ilgili 156.maddeye eklenmesinde ve bu konuda Gelir İdaresini aydınlatıcı düzenlemeler yapılmasında yarar görülmektedir. Nazlı Gaye Alpaslan

https://www.hurses.com.tr/av-nazli-gaye-alpaslan/muhasebe-ve-vergi-uygulamalarinda-sanal-ofis/haber-27921

Page 1 of 344

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

Öne Çıkanlar

  • Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi İle İlgili SGK Mali Tatil Genel Yazısı T.C.SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞISigorta Primleri Genel Müdürlüğü Sayı: 24010506-010.07.01-E.10288846 Tarih: 16/07/2019 Konu: Mali…
  • Kötü Niyet Tazminatı (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı E: 2015/27110) T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2015/27110 Karar No: 2018/22088 Tarihi: 03.12.2018…
  • Takdire Sevk Nedeni İle Duran Zamanaşımı Süresi İçinde Defter Ve Belge İbrazının Talep Edilmesi Mükelleflerin defter ve belgeleri,  Zamanaşımı süresinin son yılında vergi…

Duyurular

Top