Mehmet Özdoğru

Mehmet Özdoğru

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Ticaret sicili müdürlüklerinin etkin çalışması ve tacirlerin sicil hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması amacıyla şube ve temsilcilikler ile kadro yapılanmasında düzenlemeye gidildi.

Ticaret Bakanlığının "Ticaret Sicili Müdürlükleri Hakkında Tebliğ"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Tebliğle ticaret sicili müdürlüklerinin kurumsal olarak teşkilatlanması, şube ve temsilciliklerinin açılması, bunların yönetim ve organizasyonu, faaliyetlerinin yeterli sayıda ve nitelikli personel eliyle etkin, verimli, kaliteli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi ve tacirlerin ticaret sicili hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması amaçlandı.

Buna göre, odaların teklifiyle ticaret sicili müdürlükleri kurulabilecek. Ayrıca, bünyesinde müdürlük bulunan oda yönetim kurulunun teklifi ve Bakanlık onayıyla bunlara bağlı şube ve temsilcilikler açılabilecek. Odalar bünyesinde faaliyetlerini yürüten ticaret sicil müdürlükleri, ticaret şirketleriyle diğer tacirlerin kayıtlarını tutmanın yanı sıra sicil kayıtlarında meydana gelen değişiklikler ve terkin işlemlerini yürütecek.

Odalar, birden fazla müdürlüğü ilgilendiren merkez nakli, birleşme, bölünme, şube kuruluşu ve kapanışı, unvan ve sermayeyle yetkili değişikliği gibi merkez ve şubeye ilişkin tescil işlemlerinde doğru ve hızlı bilgi paylaşımının ve iletişimin sağlanması konusunda iş birliği içinde olacak.

Daha önce temsilcilik ve benzeri adlar altında ticaret sicili müdürlüklerine bağlı faaliyet gösteren birimlerin şube veya temsilcilik olarak işlemlerini sürdürebilmeleri için 1 yıllık sürede Bakanlığa başvuru yapmaları gerekecek. Bu sürede başvuru yapılmaması halinde söz konusu birimlerin faaliyetlerine Bakanlıkça son verilecek.

Öte yandan, çeşitli il ve ilçelerde kurulan 238 ticaret sicili müdürlüğünün listesi ile asgari çalışacak personel sayısı da Resmi Gazete'de yayımlandı.

https://www.dunya.com/ekonomi/ticaret-sicili-islemlerinde-kolaylik-saglayacak-duzenleme-haberi-460709

340 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ekinde yer alan sözleşmeler, 18.02.2017 tarih ve 29983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Genel Tebliği ile yeniden düzenlenerek, serbest muhasebeci veya serbest muhasebeci mali müşavirlere 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışan sigortalıların prime esas kazanç ve hizmet bilgilerine ilişkin yeni sorumluluklar getirilmiştir. Bu nedenle, serbest muhasebeci veya serbest muhasebeci mali müşavirler, mükellefleri ile düzenlemiş oldukları mevcut “Elektronik Beyanname Aracılık ve Sorumluluk” veya “Elektronik Beyanname Aracılık” sözleşmelerinde 5510 sayılı Kanun ile ilgili sorumluluklara ilişkin ifadeler yer almıyorsa ve mükelleflerinin çalıştırdığı sigortalıların sigorta primleri ve kazançları toplamı, meslek adları ve kodları ile prim ödeme gün sayılarına ilişkin bilgilerini içeren bir Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi beyan edeceklerse, 340 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ekinde yer alan 5510 sayılı Kanuna ilişkin bilgileri ihtiva eden “Elektronik Beyanname Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmesi” veya “Elektronik Beyanname Aracılık Sözleşmesi”ni düzenleyerek İnternet Vergi Dairesi sistemine bilgi girişi yapmaları gerekmektedir.

Mükellefleri adına 5510 sayılı Kanuna göre sigortalıların sigorta primleri ve kazançları toplamı, meslek adları ve kodları ile prim ödeme gün sayılarına ilişkin beyan yapmayacak olan serbest muhasebeci veya serbest muhasebeci mali müşavirlerin “Elektronik Beyanname Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmesi” veya “Elektronik Beyanname Aracılık Sözleşmesi” bilgilerini yenilemelerinde zorunluluk bulunmamaktadır.

Kaynak: GİB

e-Defter Beratlarının Aylık veya Geçici Vergi Dönemleri Bazında Yüklenebilmesine İlişkin Duyuru

Bilindiği üzere, 19/10/2019 tarihli ve 30923 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No’lu Elektronik Defter Genel Tebliğinde değişiklik yapan 3 Sıra No’lu Elektronik Defter Genel Tebliğin “4.3.4” bölümünde aylık dönemler için oluşturulacak e-Defterlerin berat dosyalarının aylık veya geçici vergi dönemleri bazında yüklenebilmesi imkanı getirilmiştir.

Bu kapsamda;

Geçici vergi dönemleri bazında berat yükleme tercihinde bulunmak isteyen mükelleflerin, mali mühür veya elektronik imza ile e-Defter uygulamasına giriş yapıp “Bilgi Güncelle” kısmından “Berat Yükleme Tercihi” bölümünden; Aylık yükleme / Geçici vergi dönemleri bazında yükleme şeklinde seçimlerini yapmaları mümkün bulunmaktadır.

Yapılan tercih 31/01/2020 tarihine kadar e-Defter uygulaması üzerinden güncellenebilir. Bu tarihten sonra yapılan seçimin değiştirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Söz konusu yükleme tercihi, ilgili hesap dönemini kapsamakta olup, 2020/Ocak döneminden itibaren yüklenecek berat dosyaları için geçerli olacaktır.

Tercihlerini 31/01/2020 tarihine kadar bildirmeyen mükellefler, 2020 hesap dönemi berat dosyaları için Aylık yükleme seçeneğini tercih etmiş olarak değerlendirilecektir. Söz konusu mükellefler, berat dosyalarını ilgili olduğu ayı takip eden üçüncü ayın son gününe kadar (hesap döneminin son ayına ait berat dosyalarını, gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerinin verildiği ayın son gününe kadar) yüklemek zorundadırlar.

Duyurulur.

— Aylık yükleme tercihinde bulunulması durumunda, e-Defter berat dosyalarının yükleme sürelerini gösterir tablo için TIKLAYINIZ

— Geçici vergi dönemleri bazında yükleme tercihinde bulunulması durumunda, e-Defter berat dosyalarının yükleme sürelerini gösterir tablo için TIKLAYINIZ

Kaynak: GİB

Geçen yılın son günleri ve yeni yılda vergi gündeminin en üst sırasında hiç kuşkusuz 7194 sayılı yasa yer aldı. Sadece bu değil tabii ki. Geçtiğimiz yıl çıkarılan birçok yasa ve kararla vergi mevzuatında önemli değişiklikler yapıldı. Biz de bu yazımızda, 2019 yılındaki değişiklikleri özetleyip 2020 yılına etkileri konusunu değerlendirdik.

İnternet reklamlarında vergi kesintisi

2018 Aralık ayında yayımlanan bir Cumhurbaşkanı kararı ile internet ortamında reklam hizmeti verenlere veya bu hizmete aracılık edenlere yapılan ödemeler tevkifat (vergi kesintisi) kapsamına alındı. Buna göre 2019 yılbaşından itibaren yurt içinde bu kapsamda yapılan ödemeler ile yurt dışı kurumlara yapılan aynı türden ödemeler üzerinden yüzde 15 (Türkiye’de yerleşik kurumlara yapılan ödemeler üzerinden yüzde 0) oranında tevkifat yapılmaya başlandı.

Kur farklarında KDV

Yurt içi hizmet veya mal teslimlerinde KDV matrahını oluşturan unsurların sayıldığı 24. maddede vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirlerin matraha dahil olduğuna ilişkin düzenleme yer alıyordu. Bu maddede kur farkı sayılmamasına rağmen KDV tebliğinde yer alan, yurt içi işlemlerde oluşan kur farkları üzerinden de KDV hesaplanması gerektiğine yönelik açıklamalar nedeniyle bu konu mükellefle idare arasında uyuşmazlıklara neden olmuştu.

En son Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu kararı ile yurt içi işlemlerde oluşan kur farklarının KDV’ye tabi olmayacağı netleşti derken, 18 Ocak 2019’da yürürlüğe giren 7161 sayılı yasa ile ilgili maddeye “kur farkı” ibaresi eklenerek, sorun yasal zeminde, mahkeme kararının aksi yönde çözülmüş oldu.

İkale tazminatları

İkale, işçi ve işverenin ortak iradesiyle iş akdinin sona erdirilmesi olarak tanımlanıyor. Karşılıklı sonlandırma da denen bu sözleşme kapsamında ödenen tazminatların vergilendirilmesiyle ilgili 2019 yılında iki temel değişiklik yapıldı.

İlki geçici bir süreyle getirilen iade imkanıydı. Buna göre 27 Mart 2018 tarihinden önceki ikale sözleşmeleri kapsamında yine bu tarihten önce yapılan ödemeler üzerinden kesilen vergiler, başvuruları üzerine işten ayrılmış olan kişilere iade edildi.

Bir diğer düzenleme de 27 Mart 2018 tarihinden sonra yapılan ikale ödemeleriyle ilgiliydi. Bu kapsamda yapılan ödemelerin kıdem tazminatı tavanına kadar (2020 yılında her bir çalışılan yıl için 6 bin 730 lira 15 kuruş) olan kısmı gelir vergisinden istisna olarak değerlendiriliyor. Bu tutarı aşan bir ödeme yapılması durumunda aşan kısım gelir vergisine tabi tutuluyor.

Geri kazanım katılım payı

Başta plastik poşetler olmak üzere bazı ambalaj maddeleri ve atık maddeler için geri kazanım katılım payı uygulamasına geçildi. Kapsama giren mallar arasında; plastik poşetler, taşıt lastikleri, akümülatörler, piller, bitkisel ve madeni yağlar, bazı elektronik, elektrikli eşyalar, ilaçlar ile plastik, metal, kompozit, cam ve ahşap ambalaj maddeleri bulunuyor. Yasada poşetler için satış noktalarından, diğer ürünler için piyasaya sürenlerden/ithalatçılardan geri kazanım katılım payı tahsil edileceğine yönelik hüküm bulunuyor.

Bir varlık barışı daha…

Son yıllarda alıştığımız varlık barışı uygulamalarının en sonuncusu geçtiğimiz yıl temmuz ayında yasalaştı. Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını Türkiye’deki banka ve aracı kurumlara bildirenler yasanın kapsamına giriyorlar. Yurt içinde bulunan ancak kanuni defterlerde yer almayan yukarıda sayılan varlıklar ile gayrimenkullerin, vergi dairesine beyan edilmesi koşuluyla yasal defter kayıtlarına intikal ettirilmesi de bu yasa kapsamında mümkün bulunuyor.

Bildirilen veya beyan edilen söz konusu varlıklar üzerinden yüzde 1 oranında hesaplanan vergiyi vadesinde ödeyip, yurt dışı varlıklarını da 3 ay içerisinde yurda getirenler hakkında bu varlıklar nedeniyle hiçbir vergi incelemesi yapılmayacak.

Beyan ve bildirim için son tarih yasada 2019 yılı sonu olarak belirlenmişti. Ancak 30 Aralık günkü bir Cumhurbaşkanı Kararı ile bu süre 6 ay uzatıldı. Bildirim ve beyan işlemleri 30 Haziran 2020 tarihine kadar yapılabilecek.

İhracat bedellerinin getirilmesi

2018 Eylül ayında yayınlanan bir tebliğle, ihracat bedellerinin en geç 180 gün içerisinde yurda getirilmesine ve en az yüzde 80’inin bankaya satılmasına ilişkin zorunluluk getirilmişti. 6 ay için geçerli olacağı belirtilen bu uygulamanın süresi önce 1 yıla daha sonra da 18 aya çıkarılmıştı.

2019’un son günü yayımlanan başka bir tebliğle, yurda getirilen döviz bedellerinin en az yüzde 80’inin bankalara satılmasına ilişkin zorunluluk kaldırıldı. Söz konusu tebliğle ayrıca uygulamanın geçici olduğuna ilişkin (en son 18 ay süreyle) hüküm de yürürlükten kaldırıldı. Böylelikle ihracat bedellerinin en fazla 180 gün içerisinde yurda getirilmesine ilişkin uygulama kalıcı hale gelmiş oldu.

Yeni vergiler

2019 yılı sonuna doğru (7 Aralık) yayımlanan 7194 sayılı yasa ile hayatımıza 3 yeni vergi daha girmiş oldu. Bunlar genelde 2020 yılında uygulanmaya başlayacak. İlki dijital ortamda sunulan her türlü reklam hizmetleri başta olmak üzere bazı dijital hizmetler üzerinden ödenmesi gereken “Dijital hizmet vergisi”. Verginin konusuna giren hizmetler nedeniyle elde edilen hasılat üzerinden, yüzde 7,5 oranında ödenecek. Uygulama mart başından itibaren başlıyor.

Bir diğer vergi de “konaklama vergisi”. Buna göre otel, motel gibi konaklama tesislerinde verilen geceleme hizmeti ile yeme, içme gibi hizmetler üzerinden konaklama vergisi alınacak. Oranı yüzde 2 olmasına rağmen 2020 sonuna kadar yüzde 1 olarak uygulanacak. Uygulama 1 Nisan’da başlıyor.

En çok tartılan yeni vergi ise “Değerli konut vergisi” oldu. Türkiye sınırları içerisinde bulunan ve değeri 5 milyon lirayı aşan konutların değeri üzerinden binde 3 ile binde 10 arasında değerli konut vergisi alınması öngörülüyor. Bu düzenleme yürürlüğe girdiği için kapsama giren mükelleflerin 2020 Şubat ayında beyanname vermesi gerekecek. Ancak hukuki tartışmalara ve tepkilere neden olan bu verginin 1 yıl ertelenerek, üzerinde yeniden bir çalışma yapılacağı belirtiliyor.

Bazı yeni uygulamalar…

  • 7194 sayılı yasayla gelir vergisi tarifesine yüzde 40’lık yeni bir dilim eklendi. Buna göre 500 bin lirayı aşan gelirlerin yüzde 40 oranında vergilendirilmesi öngörülüyor. Bu düzenleme, ücretliler için 2020 yılında uygulanacak (500 bin lira, 2020 yılında 600 bin lira oluyor). Yani 2020 yılında 600 bin lirayı aşan ücretlerin, bu tutarı aşan kısmı üzerinden yüzde 40 oranında vergi kesilecek. Diğer gelirler (ticari kazanç, serbest meslek, menkul kıymet veya kira gibi) nedeniyle beyanname veren mükellefler ise 2019 yılına ilişkin olarak 2020 mart ayında verecekleri beyannamelerde, 500 bin lirayı aşan matrah üzerinden yüzde 40 oranında vergi ödeyecekler.
  • Aynı yasayla 2020 yılından geçerli olmak üzere, binek otomobil giderleriyle ilgili birçok yeni sınırlamalar getirildi. Örneğin 5 bin 500 liradan daha yüksek bir tutara binek otomobil kiralanırsa, bu tutarı aşan kısım gider kabul edilmeyecek. Aynı şekilde binek otomobillerin benzin, tamir, bakım gibi giderlerinin de yüzde 30’luk kısmının matraha eklenmesi gerekiyor.

Bunun yanında, satın alınan binek otomobillerinde ÖTV ve KDV tutarlarının en fazla 140 bin lirası gider olarak değerlendirilebilecek. Amortisman açısından da sınırlama var. 2020 yılında; ÖTV ve KDV’nin maliyete eklenmediği durumda en fazla 160 bin lira, bu vergilerin maliyete eklendiği durumda ise 300 bin lira üzerinden ayrılan amortismanlar gider kabul edilebilecek.

Yukarıdaki düzenlemeler, serbest meslek erbabı ve ticari kazanç sahibi gelir vergisi mükellefleri ile şirketleri kapsıyor. Ancak bu sınırlamaların 2020 yılından önce alınmış olan binek otomobillerine uygulanıp uygulanmayacağı konusunda tereddütler bulunuyor. İleride ihtilaf yaratma potansiyeli yüksek olan bu düzenlemeyle ilgili uygulama esaslarının bir an önce açıklanması bekleniyor.

  • 2020 yılında; tek işverenden alınan ve aslında vergisi kaynakta kesilmiş olan 600 bin lirayı aşan ücret gelirleri için ayrıca beyanname verilmesi gerekecek. Bu uygulamanın bir olumlu bir de olumsuz yanı var. Önce olumlusu: Bu kişiler sadece beyanname veren mükellefler için geçerli olan indirimlerden (özel okul parası ve sağlık harcamaları gibi) yararlanma imkanına kavuşmuş oluyorlar.

Olumsuz yanı ise ücret dışında başka gelirlerini de (kira, menkul kıymet gibi) beyan eden mükellefler için geçerli. Bir ücretli şu anki uygulamada yani tek işverenden aldığı ücreti beyan etmediği durumda, diğer gelirleri için beyanname verdiğinde yüzde 15’ten başlayan tarifeye göre hesapladığı vergiyi ödüyor. Oysa 2020 yılından itibaren tek işverenden aldığı ücreti de beyan etmek zorunda kaldığında, beyannameye dahil ettiği diğer gelirler üzerinden yüzde 40 oranında vergi ödemek zorunda kalacak. Böylelikle, oran artışı nedeniyle zaten vergisi artmış olan yüksek ücretli kişilerin vergi yükü daha da katlanmış olacak. M. Fatih Köprü   https://www.vergidegundem.com/

Mesleki Sorumluluk Sigortasının Yaptırılması ve Poliçelerin Kurumumuza Bildirilmesine İlişkin Duyuru

Bilindiği üzere, Bağımsız Denetim Yönetmeliğinin (BDY) “Mesleki sorumluluk sigortası” başlıklı 33’üncü maddesinin birinci fıkrasında denetim kuruluşları ve denetim üstlenen bağımsız denetçilerin üstlendikleri ilk denetim işiyle birlikte başlamak üzere, tüm denetimlerini kapsayacak şekilde mesleki sorumluluk sigortası yaptırmalarının şart olduğu; “Bildirimler” başlıklı 34’üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde ise, mesleki sorumluluk sigortası poliçesinin düzenlenme tarihini takip eden günden itibaren; poliçe ve sigorta şirketindeki değişikliklerin ise bu değişiklikleri takip eden günden itibaren en geç 30 gün içinde Kurumumuza bildirileceği hüküm altına alınmıştır.

Denetim kuruluşları ve denetçilerin söz konusu yükümlülüklerini zamanında, tam ve doğru olarak yerine getirmeleri ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle herhangi bir idari yaptırımla karşılaşmamaları adına aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi önem arz etmektedir:

1) Denetim kuruluşları ve denetçilerin, üstlendikleri ilk denetim işiyle birlikte başlamak üzere, tüm denetimlerini kapsayacak şekilde mesleki sorumluluk sigortası yaptırmaları gerekmektedir.

2) Denetim kuruluşları ve denetçilerin, verdiği diğer hizmetler için (SMMM/YMM vb.) yaptırılan ve sadece bu hizmetlerden kaynaklanabilecek zararların karşılanmasına yönelik olan mesleki sorumluluk sigortaları bağımsız denetim hizmetlerine ilişkin teminat sağlamayacağından, mesleki sorumluluk sigortalarının bağımsız denetim hizmetlerini de kapsayacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.

3) Mesleki sorumluluk sigortası poliçesinin, düzenlenme tarihini takip eden günden itibaren; poliçe ve sigorta şirketindeki değişikliklerin ise bu değişiklikleri takip eden günden itibaren en geç 30 gün içinde Kurumumuza bildirilmesi gerekmektedir. Bu bildirim Sözleşme Bilgi Girişi Sisteminde (SBG) yer alan “Mesleki Sorumluluk Sigortası Bildirimi” menüsü üzerinden elektronik ortamda yapılmalıdır.

4) Denetim işi üstlenmiş olan denetim kuruluşları ve denetçilerin, SBG’de yer alan “Mesleki Sorumluluk Sigortası Bildirimi” menüsüne girerek, yukarıda yer alan açıklamalar kapsamında Kurumumuza bildirilmiş, süresi geçerli mesleki sorumluluk sigortalarının bulunup bulunmadığını kontrol etmeleri önem arz etmektedir.

Duyurulur.

Kaynak: Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu

17 Ocak 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31011

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından:

MADDE 1 – 20/1/2010 tarihli ve 27468 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çek Defterlerinin Baskı Şekline ve Bankaların Hamile Ödemekle Yükümlü Olduğu Miktarın Belirlenmesine İlişkin Tebliğ (Sayı: 2010/2)’in 4 üncü maddesinde yer alan “ikibinotuz Türk Lirası” ibareleri “ikibinikiyüzyirmibeş Türk Lirası” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 2 – Aynı Tebliğin geçici 2 nci maddesinde yer alan “binikiyüzellibeş Türk Lirası” ibareleri “binüçyüzkırkbeş Türk Lirası” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 3 – Bu Tebliğ 30/1/2020 tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 4 – Bu Tebliğ hükümlerini Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı yürütür.

Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 121. maddesinde yer alan ve vergiye uyumlu mükellefler için geçerli olan vergi indirimine ilişkin hüküm uyarınca, maddede yazan şartları taşıyan mükelleflerin yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin % 5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilmektedir.

Ancak hesaplanan indirim tutarının 1.000.000 TL’yi (Kanuni had) aşması mümkün bulunmamaktadır.

1. İndirimin kapsamındaki mükellefler

İndirim uygulamasından ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükellefleri yararlanabilmektedir. Ancak finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonlarının bu uygulamadan yararlanması mümkün değildir.

2. İndirimin şartları

Söz konusu indirimden yararlanılabilmesine ilişkin şartlarda 7 Aralık 2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7194 sayılı Kanun’la bazı değişiklikler yapılmıştır. Buna göre 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere indirim uygulamasından yararlanmanın şartları aşağıdaki gibidir:

a. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl (2019) ile bu yıldan önceki son iki yıla (2017 ve 2018) ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş olması, (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.)

b. Aynı sürede, haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması,

c. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla, vergi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilerin ödenmiş olması ve vergi aslı (vergi cezaları ile fer'i alacaklar dâhil) 1.000 TL’nin üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması,

d. Vergi indiriminin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl (2019) ile önceki 4 takvim yılında (2015-2018) Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde sayılan fiillerin işlenmemiş olması,

gerekmektedir.

Yukarıdaki bölümde geçen “vergi beyannameleri” ibaresi, yıllık gelir vergisi ve kurumlar vergisi beyannameleri, geçici vergi beyannameleri, muhtasar, muhtasar ve prim hizmet beyannameleri ile Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi beyannamelerini kapsamaktadır.

3. 2020 yılında verilecek gelir ve kurumlar vergisinde indirim uygulaması

Yukarıda yer verilen şartları sağlayanlardan;

- Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar, 31 Mart 2020 tarihine kadar verilmesi gereken 2019 yılına ilişkin gelir vergisi beyannamelerinde,

- Kurumlar vergisi mükellefleri ise 30 Nisan 2020 tarihine kadar verilmesi gereken 2019 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamelerinde,

söz konusu indirimden yararlanabileceklerdir. Ancak hesaplanan indirim tutarının 2020 yılı için 1.400.000 TL’yi aşma imkânı bulunmamaktadır.

4. Geçen yıldan devreden indirim tutarlarının mahsuben iadesinde süre sınırı

Kanun’da indirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutarın, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebileceği hükmü yer almaktadır. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmemektedir.

Buna göre 2019 yılında verilen 2018 yılına ilişkin gelir vergisi beyannamelerinde hesaplanan indirim tutarı, ödenmesi gereken vergisinden fazla olan gelir vergisi mükelleflerinin 31 Mart 2020 tarihinden önce, aynı kapsamdaki kurumlar vergisi mükelleflerinin ise 30 Nisan 2020 tarihinden önce, söz konusu indirim tutarlarının tahakkuk eden diğer vergilerden mahsubu talebinde bulunmaları gerektiğini hatırlatmak isteriz.

Bu süre içerisinde başvurmayan mükellefler haklarını kaybedeceklerdir. Söz konusu tutarların her halükârda, nakden iade imkânı da bulunmamaktadır. https://www.vergidegundem.com/

Perşembe, 16 Ocak 2020 11:26

Kurumlar Vergisine Göre Kısmi Bölünme

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde, tam mükellef bir sermaye şirketi veya sermaye şirketi niteliğindeki yabancı bir kurumun Türkiye’deki işyeri ya da daimi temsilcisinin bilançosunda yer alan taşınmazlar ile bilançoda yer alan ve en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ya da sahip oldukları üretim veya hizmet işletmelerinin bir veya birkaçının mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine kayıtlı değerleri üzerinden ayni sermaye olarak konulması kısmi bölünme olarak kabul edilmiştir.

Bu düzenleme ile iştirak hisselerinin kısmi bölünme kapsamında ayni sermaye olarak konulabilmesi için aktifte yer alan bu kıymetlerin en az iki tam yıl süreyle elde tutulması şarttır.

Kısmi bölünme işleminde, aktifi ve pasifi düzenleyici hesaplar, ilgili olduğu aktif veya pasif hesapla birlikte devrolunmak zorundadır.

19.2.2.1. Üretim ve hizmet işletmelerinin ayni sermaye olarak konulması

Üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunludur. Kısmi bölünme sonucu hem bölünen işletmenin hem de bölünme sonucunda varlıkları devralan işletmenin faaliyetine devam etmesi esastır. Bu kapsamda, söz konusu işletmelerin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli taşınmaz, her türlü tesis, makine ve teçhizat, alet, edevat, taşıtlar, gayrimaddi haklar ile hammadde, mamul, yarı mamul mallar gibi aktif kıymetler ile ilgili pasif kıymetlerin tümünün devredilmesi zorunludur.

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinde, devir ve tam bölünme işlemlerinde maddede belirlenen sınır dahilinde devralınan kurumların zararlarının indirimi kabul edilmiş ancak, kısmi bölünme işlemlerinde zarar mahsubuna ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Bu nedenle kısmi bölünmede, bölünen kurumdan devralan kuruma zarar intikali öngörülmediğinden, geçmiş yıl zararlarının hiçbir şekilde devredilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, kurum bilançosunda yer alan devredilen üretim ve hizmet işletmeleri ile doğrudan ilgili olan nakit, alacaklar, menkul kıymetler ve borçların da devri zorunludur.

Bu kıymetlerden nakit, alacaklar ve menkul kıymetlerin devredilen işletme ile doğrudan bağının kurulamaması halinde ise bu kıymetlerin devri ihtiyaridir.

Devredilecek söz konusu kıymetlerin tutarının mükellefçe belirlenmesi esastır. Mevcut kayıtlardan bu kıymetlerin devredilen işletme ile ilgili olanların tespit edilebilmesi halinde, bu tutar; kayıtlardan devredilen işletme ile ilgili olanların tespit edilememesi halinde ise mükellefin belirleyeceği uygun dağıtım anahtarlarına göre hesaplanan tutar dikkate alınacaktır.

Devredilen üretim ve hizmet işletmeleriyle doğrudan ilgili olan borçların mükellef tarafından tespit edilememesi halinde, devredilecek işletmenin aktif içerisindeki payı üzerinden bir dağıtım anahtarı tespit edilmesi ve buna göre devredilecek borçların tutarının hesaplanması mümkündür.

Örneğin; aktif toplamı 2000 birim olan şirketin aktif içindeki payı 500 birim olan cam üretim işletmesinin kısmi bölünme kapsamında devredilmesi ancak, mevcut kayıtlardan da bu işletme ile doğrudan ilgili nakit, alacaklar, menkul kıymetler ve borçların tutarlarının gerçek durumunun tespitinin mümkün olamaması halinde, dağıtım anahtarı %25 olarak dikkate alınacak ve buna isabet eden borç tutarı devre konu olacaktır.

Bununla birlikte, kısmi bölünmede borçların da devredilmesi halinde ayni sermaye tutarının devredilen borç tutarı kadar eksik gerçekleşeceği tabiidir.

Örnek: (A) Kurumunun cam ve porselen üretimi yapan iki üretim işletmesi bulunmaktadır. İşletmenin mevcut bilançosu aşağıdaki gibidir.

Fotoğraf açıklaması yok.

(A) Kurumu, cam işletmesini kısmi bölünme yoluyla yeni kurulacak (B) Kurumuna ayni sermaye olarak devretmek istemektedir.

  1. İşletme kayıtlarından borç toplamının 50 biriminin, kasa ve alacaklardan da 20’şer birimin cam işletmesi ile doğrudan ilgili olduğunun belirlenebilmesi durumunda, cam işletmesinin kısmi bölünme suretiyle devredilmesi sonucunda [(100+20+20)–50=] 90 birim ayni sermaye konulmuş olacaktır.

Kısmi bölünme sonrası (A) Kurumunun bilançosu aşağıdaki gibi olacaktır.

Fotoğraf açıklaması yok.

  1. İşletme kayıtlarından nakit ve alacaklar ile borç toplamının ne kadarının cam işletmesi ile ilgili olduğunun belirlenememesi durumunda, cam işletmesinin aktif toplamı içerisindeki %20’lik payı dikkate alınacak ve buna ilişkin (100x%20=) 20 birim nakit, (130x%20=) 26 birim alacak ile (100x%20=) 20 birim borç tutarı devre konu olacaktır. Bu durumda (100+20+26-20=) 126 birim ayni sermaye konulmuş olacaktır.
  2. Kurum, cam işletmesine ait taşınmaz ve hammaddenin tamamı ile makinelerin 10 birimlik kısmını devretmek istemektedir. Kısmi bölünmede, üretim ve hizmet işletmelerinin belli bir kısmının sermaye şirketlerine ayni sermaye olarak konulması mümkün olmayıp işletme bütünlüğünün korunması gerekmektedir. Bu nedenle, cam işletmesini devrederken cam işletmesine ait makine, taşınmaz ve hammadde kalemlerinin tamamının devredilmesi gerekmektedir.

19.2.2.1.1. Devredilen iktisadi kıymetlerle birlikte bunlara ait borçların da devredilmesi halinde devre konu net değerin sıfır veya negatif olması durumu

Kısmi bölünmeye konu olan iktisadi kıymetlerle birlikte bunlara bağlı borçların da devredilmesi sonucu devre konu iktisadi kıymetlerin kayıtlı değerlerinin sıfır veya negatif olması durumunda, devredilen iktisadi kıymetler defter değerleri üzerinden devredilecek, ancak devredilen iktisadi kıymetler karşılığında alınan iştirak hisselerinin bilançoda iz bedeli ile takip edilmesi gerekecektir.

Örnek 1: Bir üretim ve bir de hizmet işletmesi bulunan Kurum (A), aktifinde kayıtlı değeri 100 birim olan üretim işletmesi ile bu işletmeyle ilgili 100 birimlik borcunu kayıtlı değeri üzerinden kısmi bölünme suretiyle Kurum (B)’ye ayni sermaye olarak koymuştur. Devre konu üretim işletmesinin gerçek değeri 1000 birim olup karşılığında gerçek değeri 900 birimlik iştirak hissesi alınmış olması söz konusu iştirak hisselerinin Kurum (A)’nın aktifine bu değer üzerinden kaydedilmesini gerektirmeyecektir. Söz konusu iştirak hisseleri kayıtlarda iz bedeliyle takip edilecek, elden çıkartılması halinde kâr realize edilmiş olacaktır. 

Kısmi bölünme öncesi durum :

Fotoğraf açıklaması yok.

Söz konusu kısmi bölünme işlemi sonucu Kurum (B)’ye pozitif değerli bir ayni sermaye konulmaması nedeniyle Kurum (A)’nın devrettiği üretim işletmesinin rayiç değerinden kaynaklanan iştirak hisselerinin iz bedeli ile bilançoda takip edilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, devre konu net değerin negatif olması durumunda ise bu negatif farkın geçici bir hesapta izlenmesi gerekmektedir. İktisadi kıymetler karşılığında alınan ve kayıtlarda iz bedeliyle takip edilecek iştirak hisselerinin, elden çıkartılması halinde ise bu geçici hesap kapatılarak vergilendirilecek kârlar hesabına aktarılacaktır.

Örnek 2: Kurum (A)’nın, aktifinde kayıtlı değeri 50 birim, gerçek değeri 500 birim olan hizmet işletmesini devrettiğini ve 100 birimlik borcun hizmet işletmesi ile ilgili olduğu varsayıldığında ise kısmi bölünme öncesi ve sonrasındaki durum aşağıdaki gibi olacaktır.

Kısmi bölünme öncesi durum :

Söz konusu kısmi bölünme işlemi sonucu Kurum (B)’ye pozitif değerli bir ayni sermaye konulmaması nedeniyle Kurum (A)’nın devrettiği hizmet işletmesinin rayiç değerinden kaynaklanan iştirak hisselerinin iz bedeli ile Kurum (A)’nın bilançosunda takip edilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, devre konu net değerin negatif olması nedeniyle de bu fark gerek Kurum (A)’nın gerekse Kurum (B)’nin bilançosunda geçici bir hesapta izlenecektir. Kurum (A)’nın kayıtlarda iz bedeliyle takip edilecek söz konusu iştirak hisselerinin elden çıkarılması halinde ise bu geçici hesap kapatılarak vergilendirilecek kârlar hesabına aktarılacaktır.

Kurum (A)’nın hizmet işletmesinin devir kaydı aşağıdaki gibidir.

————————— / —————————— 

BORÇLAR HS.           100,00

İŞTİRAKLER HS.           0,01

  • (Kurum B)

         HİZMET İŞLETMESİ         50,00

         GEÇİCİ  HESAP      50,01

————————— / —————————— 

Kayıtlarda iz bedeliyle takip edilen iştirak hisselerinin satış kaydı ise aşağıdaki gibidir.

————————— / —————————— 

  KASA H.   400,00

  GEÇİCİ HESAP       50,01

         İŞTİRAKLER H.         0,01

  • (Kurum B)

         MENKUL KIYMET SATIŞ KÂRLARI      450,00

————————— / —————————— 

Ayni sermaye konulması sonucu elde edilen söz konusu iştirak hisselerinin Kurum (A)’nın ortaklarına verilmesi halinde de pasifte oluşan geçici hesabın vergilendirilecek kârlar hesabına aktarılarak kapatılması gerekecektir.

Kısmi bölünme sonucu elde edilen iştirak hisselerinin Kurum (A)’nın ortaklarına verilmesi durumunda muhasebe kaydı aşağıdaki gibi olacaktır.

————————— / —————————— 

GEÇİCİ HESAP         50,01  

         İŞTİRAKLER H.      0,01

  • (Kurum B)

         DÖNEM K/Z           50,00

————————— / ——————————

19.2.2.1.2. Üretim ve hizmet işletmelerine bağlı taşınmazların durumu

Üretim ve hizmet işletmeleri ile fiziki veya teknik bütünlük arz eden ve bu işletmelerden ayrılması mümkün olmayan binalar, arsa ve araziler de bu işletmelere dahil taşınmazlar olarak kabul edilecektir. Ancak, bir fabrika binasının içinde iki ayrı üretim işletmesi bulunması halinde üretim işletmelerinden birinin devri fabrika binasının da bölünüp devredilmesini gerektirmeyecektir.

Örneğin; sahip olduğu taşınmazda un ve yem imal eden bir şirketin, un imaline ilişkin üretim işletmesini mevcut veya yeni kurulacak bir sermaye şirketine ayni sermaye olarak koyması halinde, bu işletmeye bağlı aktif ve pasif kıymetlerin işletme bütünlüğü oluşturacak şekilde devredilmesi zorunlu olup un üretim işletmesinin bulunduğu taşınmazın, üretim işletmesi ile birlikte kısmi bölünmeye konu edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.

19.2.2.1.3. Üretim ve hizmet işletmelerinin belli bir kısmının kısmi bölünmeye konu edilmesi

Üretim ve hizmet işletmelerinin belli bir kısmının sermaye şirketlerine ayni sermaye olarak konulması mümkün olmayıp işletme bütünlüğünün korunması gerekmektedir.

Örneğin; kısmi bölünme kapsamında bir şirketin cam işletmesini devrederken bu işletmeye ait makine, taşınmaz ve hammadde kalemlerinin tamamını devretmesi gerekmektedir. Cam işletmesine ait üç üretim bandının bulunması halinde ise bunların birbirinden bağımsız olarak ticari faaliyeti devam ettirebilecek niteliği haiz olması halinde, bu üretim bantlarının sadece ikisinin kısmi bölünme kapsamında diğer işletmeye devredilmesi, bir adet üretim bandının cam işletmesinde bırakılması mümkün olup bu üretim bantlarında kullanılan makinelerin bir kısmının devredilmesi bir kısmının ise işletmede bırakılması söz konusu olamayacaktır.

Tek bir üretim veya hizmet işletmesi bulunan kurumun, taşınmazlar ve iştirak hisselerini kısmi bölünmeye konu etmesi mümkün olup anılan işletmeyi ise kısmi bölünme kapsamında devretmesi mümkün değildir.

Birbirinden ayrı varlık ifade eden ve birbirinden ayrı olarak bir ticari faaliyeti devam ettirebilecek nitelikte olan varlıklardan oluşan işletmelerin, bu varlıkları kısmi bölünmeye konu edilebilecektir.

Örneğin; iplik ve kumaş üretiminden konfeksiyon imalatına kadar tüm aşamaları ihtiva eden üretim işletmesinin, iplik veya kumaş üretimi ya da konfeksiyon imalatına ait bölümlerinin ayrı ayrı bölünebilmesi mümkünken, kumaş üretimine ilişkin kasarlama veya apre bölümlerinin kısmi bölünmeye konu edilmesi mümkün olmayacaktır.

19.2.2.2. Bölünmenin gerçekleştiği tarihe kadar bölünen varlıkların değerinde meydana

gelecek değişikliklerin durumu

Şirket organlarınca bölünme kararının alındığı tarih ile bölünmenin Ticaret Sicilinde tescil edildiği tarih arasında, işletmelerin faaliyetlerini devam ettirmeleri neticesinde, stoklarda meydana gelecek eksilmeler, devralan şirketin kabul etmesi halinde nakit ile tamamlanabilecektir.

Stoklarda fazlalık meydana gelmesi halinde ise bunların devredilebilmesi mümkün olduğu gibi işletmede bırakılması da kısmi bölünmeye engel teşkil etmeyecektir.

19.2.2.3. İştirak hisselerinin ortaklara verilmesi

Kısmi bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir. Taşınmaz ve iştirak hisselerinin Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendine göre devrinde, devralan şirketin hisselerinin devreden şirketin ortaklarına verilmesi halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.

Örneğin; Ortakları (A) ve (B) olan (R) Limited Şirketi aktifinde kayıtlı olan ve banka kredisi kullanılarak satın alınmış olup henüz ödenmemiş 50.000.- YTL borcu bulunan taşınmazı, kayıtlı değeri olan 100.000.- YTL üzerinden (Y) A.Ş.’ye kısmi bölünme kapsamında devretmiş ve bu devir karşılığında (Y) A.Ş.’den alınan hisse senetleri Ortak (A) ve (B)’ye verilmiştir.

Buna göre, (Y) A.Ş. ayni sermaye olarak konulan taşınmaz nedeniyle 50.000.- YTL’lik sermaye artırımında bulunacak, bu sermaye artırımına ilişkin hisse senetlerinin (R) Limited Şirketinin ortaklarına verilmesi nedeniyle, (R) Limited Şirketi de 50.000.- YTL’lik sermaye azaltımında bulunacaktır.

Örnekten de anlaşılacağı üzere, devredilen kıymetlere karşılık edinilen devralan şirket hisselerinin ortaklara verilmesi halinde, bölünen şirkette sermaye azaltımına gidileceği tabiidir.

Öte yandan, devralan şirketin hisselerinin devreden şirkette kalması halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin pasif kıymetlerin (borçların) devri ihtiyaridir.

(4 Seri No'lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği'nin 3. maddesiyle eklenen bölüm)

19.2.3. Bölünme işlemlerinde hisse devri

5904 sayılı Kanunla 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 404 üncü maddesine eklenen fıkra ile Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesine göre yapılacak bölünmelerde anılan 404 üncü madde hükmünün uygulanmayacağı belirtilmiştir.

Bu düzenleme ile birlikte, 6762 sayılı Kanunun 404 üncü maddesinde yer alan ayın karşılığı olan hisse senetlerinin şirketin tescilinden itibaren iki yıl geçmeden başkalarına devrine izin vermeyen sınırlama, 5904 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 3/7/2009 tarihinden itibaren Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesine göre yapılacak bölünmelerde uygulanmayacaktır.

19.3. Devir ve bölünmeye ilişkin ortak hususlar

19.3.1. Alınan hisse senetlerinin durumu

Devir veya bölünme işlemine konu olan varlıkların kayıtlı değerleri üzerinden diğer şirketlere intikal ettirilmesi, devrolan veya bölünen şirketin ortaklarına ya da bölünen şirkete varlıkların kayıtlı değeri kadar hisse verilmesini gerektirmemektedir. Bölünen ve devralan şirketlerin karşılıklı olarak devre konu varlıkların değerlerini belirlemek suretiyle devrolan veya bölünen şirketin ortaklarının haklarını koruyacak bir değişim oranı tespit etmeleri gerekmektedir. Değişim oranının bölünen ve devralan şirketlerin hisselerinin gerçek değeri üzerinden belirlenebilmesi mümkündür.

Ancak, yapılan işlemin Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yapılan devir veya bölünme işlemi sayılabilmesi için devir veya bölünmeye konu edilen varlıklara karşılık iktisap edilen hisselerin, varlıklarını devreden şirketin ortaklarına, devreden veya bölünen şirketteki hisselerine isabet eden servet değeri ile orantılı olarak dağıtılması gerekecektir.

Örneğin; sermayesi 1.000.000.- YTL olan ve aktifinde 200.000.- YTL ve 800.000.- YTL’lik iki adet taşınmazı bulunan (Z) Ltd. Şti.’nin %60 hissesi Ortak (A)’ya, % 20 hissesi Ortak (B)’ye, %10 hissesi Ortak (C)’ye ve %10 hissesi de Ortak (D)’ye  ait bulunmaktadır. (Şirketin aktifinde yer alan taşınmazların cari değerlerinin de aynı olduğu varsayılmıştır.)

(Z) Ltd. Şti.’nin tasfiyesiz infisah etmek suretiyle bölünmesi sonucu;

200.000.- YTL’lik taşınmazı ayni sermaye olarak mevcut (Y) Ltd. Şti’ye konulmuş ve (Y) Ltd. Şti.’den alınan iştirak hisselerinin tamamı Ortak (B)’ye verilmiştir.

800.000.- YTL’lik taşınmaz ayni sermaye olarak konularak (K) Ltd. Şti. kurulmuş ve yeni kurulan şirketin iştirak hisselerinin %75’i Ortak (A)’ya, %12,5’u Ortak (C)’ye ve %12,5’u da Ortak (D)’ye verilmiştir.

Bölünen (Z) Ltd. Şti.’nin ortaklarına verilen devralan şirketlerin hisseleri, ortakların bölünen

(Z) Ltd. Şti.’deki hisselerine isabet eden değerle orantılı dağıtılmış ve ortakların servet değerlerinde bir artış meydana gelmemiştir. Bu çerçevede, söz konusu bölünme işleminin Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır.

Anılan örnekte;

  • 200.000.- YTL’lik taşınmaz ayni sermaye olarak mevcut (Y) Ltd. Şti.’ye konulmuş ve (Y) Ltd. Şti.’den alınan iştirak hisselerinin tamamının Ortak (A)’ya verilmiş olması ve/veya
  • 800.000.- YTL’lik taşınmazın ayni sermaye olarak konularak (K) Ltd. Şti. kurulmuş ve yeni kurulan şirketin hisselerinin %50’sinin Ortak (A)’ya, %45’inin Ortak (C)’ye ve %5’inin de Ortak (D)’ye verilmiş olması halinde,

bölünen (Z) Ltd. Şti.’nin ortaklarına verilen devralan şirketlerin hisseleri, ortakların bölünen (Z) Ltd. Şti.’deki hisselerine isabet eden değerle orantılı dağıtılmadığından, söz konusu bölünme işleminin Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Öte yandan, devir ve bölünme işlemi sonucunda devre konu şirketlerin gerçek değerleri üzerinden belirlenecek bir değişim oranına göre devralan şirketin sermaye paylarının ortaklara verilmesinde, ortakların servet değerlerinde meydana gelecek ve izah edilemeyecek farkların transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı veya değer artış kazancı açısından tenkit edilebileceği tabiidir.

19.3.2. Amortisman uygulaması

Devir ve bölünme neticesinde devre konu iktisadi kıymetler, mukayyet değerleri üzerinden; aktif ve pasifi düzenleyici hesaplar, ilgili olduğu aktif ve pasif hesaplarla birlikte devrolunacağından, söz konusu iktisadi kıymetlerin devir işleminin amortisman uygulamaları bakımından ilk iktisap olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle devralan kurumda devir ve bölünme işlemi nedeniyle devrolan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin bakiye değerleri üzerinden kalan amortisman süreleri dikkate alınarak amortisman ayrılmaya devam edilecektir.

19.3.3. Devir ve bölünmelerde elde edilen hisselerin iktisap tarihi

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 ve 20 nci maddeleri kapsamında gerçekleştirilen devir ve bölünme (kısmi bölünme dahil) hallerinde, devir olan veya bölünen şirketin ortaklarına verilen hisselerin iktisap tarihi olarak, bu yeni hisselerin verilmesine neden olan devirolan veya bölünen şirketin hisselerinin iktisap edildiği tarihin esas alınması gerekmektedir.

19.4. Hisse değişimi

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, tam mükellef bir sermaye şirketinin, diğer bir sermaye şirketinin hisselerini, bu şirketin yönetimini ve hisse çoğunluğunu elde edecek şekilde devralması ve karşılığında bu şirketin hisselerini devreden ortaklarına kendi şirketinin sermayesini temsil eden iştirak hisselerini vermesi, hisse değişimi olarak tanımlanmıştır.

Hisseleri devralınan şirketin ortaklarına verilecek iştirak hisselerinin itibari değerinin %10’una kadarlık kısmının nakit olarak ödenmesi, işlemin hisse değişimi sayılmasına engel teşkil etmeyecektir.

Bu hükme göre yapılan işlemin hisse değişimi olarak kabul edilebilmesi için aşağıda belirtilen koşulların yerine getirilmesi gerekmektedir:

  • Devralan kurumun sermaye şirketi olması,
  • İştirak hisseleri devredilen kurumun sermaye şirketi olması,
  • Devralan kurumun tam mükellef olması,
  • Devralan kurumun diğer şirketin hisselerini yönetim ve hisse senedi çoğunluğunu elde edecek şekilde devralması,
  • İştirak hisseleri devredilen kurumun ortaklarına devralan kurumun kendi sermayesini temsil eden iştirak hisselerinin verilmesi gerekmektedir.

Örnek:

Hisse değişiminden önce:

Fotoğraf açıklaması yok.

Hisse değişiminden sonra:

(Y) Şirketinin ortakları olan (A) ve (B), bu şirketteki ortaklık paylarını (Z) Şirketine bu şirketin hisse senetleri karşılığında devretmektedir. Bunun karşılığında (A) ve (B), (Z) şirketinin iştirak hisselerini alarak (C) ve (D) ile birlikte (Z) Şirketinin ortağı haline gelmektedir.

Yukarıdaki örnekte, (A) ve (B)’nin (Y) şirketindeki ortaklık paylarının tamamını (Z) Şirketine devrettikleri varsayılmıştır. Aynı işlemin, (Y) Şirketinin yönetim ve hisse çoğunluğu elde edilecek şekilde gerçekleştirilmesi de mümkündür.

Bu durumda, (Z) Şirketinin devraldığı (Y) Şirketi hisseleri karşılığında, sermaye artırımı yapması gerekecektir. Artırdığı sermayeyi temsil eden hisse senetleri ise (Y) Şirketinin ortakları olan (A) ve (B)’ye verilecektir.

Perşembe, 16 Ocak 2020 10:51

Defter Ve Belgelerin Saklanma Süreleri

509 Seri No'lu Vergi Usul Kanunu (VUK) Genel Tebliği’nin yayınlanması ile birlikte ticari ve mesleki faaliyette bulunan vergi mükelleflerinin önemli bir kısmı elektronik defter tutmak ve elektronik belge düzenleme zorunluğu kapsamına girmiştir. Kapsama girmeyenler eskiden olduğu gibi defter tutacak ve kağıt belge düzenleyeceklerdir. Elektronik defter ve belgelerin saklanmasında bazı farklılıklar olmakla birlikte defter ve belgelerin muhafaza edilmesi gereken süreler farklı değildir.

Vergileme ile ilgili defter ve belgeler VUK'un 253’üncü maddesine göre, “Bu kanuna göre defter tutmak mecburiyetinde olanlar, tuttukları defterlerle düzenleyerek verdikleri ve aldıkları belgelerin bir örneğini, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.”

Beş yıllık sürenin dolmasından sonra vergileme ile ilgili ibraz zorunluluğu kalmadığı düşüncesiyle iş yerinde alan işgal etmesinden kurtulmak için yok edilebilmektedir.. Karar vermeden önce aşağıdaki hususları da değerlendirmek gerekir.

Defter ve belgelerin 5 yıldan sonra da saklaması gerekli durumlar

Defter ve belgelerin saklanma süresi 5 yıl olmakla birlikte, bazı durumlarda kayıt ve belgeleri beş yıldan daha uzun sürelerle muhafaza etme gereği bulunmaktadır.

Beş yıllık süre geçmiş olsa bile böyle durumlarda defter ve belgeleri saklama zorunluğu devam etmekte, incelenmek üzere talep edilmesi halinde incelemeye ibraz edilmesi gerekmektedir. Bunların başlıca örnekleri aşağıda olduğu gibidir.

Geçmiş yıl zararları

Bilindiği gibi Gelir Vergisi Kanunu’nun (GVK) 88’inci maddesine göre, gelirin toplanmasında gelir kaynaklarının bir kısmından hasıl olan zararlar(bazı istisnalarla)diğer kaynakların kazanç ve iratlarından mahsup edilir. B mahsup neticesinde kapatılamayan zarar kısmı müteakip yılların gelirinden indirilir. Arka arkaya beş yıl içinde mahsup edilemeyen zarar bakiyesi müteakip yıllarda indirilemez.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 9’uncu maddesinde zarar mahsubuna ilişki ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır.

Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince zararın gelecek yıllara devri halinde devreden bu zararların mahsup edilebildiği yıldan itibaren 5 yıllık zaman aşımı süresi boyunca zararın oluştuğu yıla ilişkin defter ve belgelerin muhafaza edilmesi gerekecektir.

Yıllara sari inşaat işleri

Yıllara sari inşaat işleri işin bittiği yılda vergilendirilmektedir. Dolayısıyla, bu kapsamdaki defter ve belgelerin de işin bittiği yılı takip eden yıldan itibaren 5 yıl süre ile saklanması gerekecektir. İşin bir yıldan daha fazla vergilendirme dönemine yayılmış olması nedeniyle işe başlanılan ilk yıldan itibaren defter ve belgelerin muhafaza edilmesi gerekir. İnşaat işi iki yıl sürmüşse ilk yıl defter ve belgeleri 6 yıl saklanmak durumunda olacaktır.

Yukarıda açıkladığımız gibi inşaat işlerinin zararla kapanması dolaysıyla yıllık beyannamede zarar ortaya çıkmışsa ayrıca zararın mahsubunun gerçekleştiği yıldan itibaren beş yıllık zaman aşımı süresi beklenecektir. Defter ve belgelerin saklama süreleri 5 yılı aşmış olacaktır.

Amortismanlar

Geçmiş yıl zararlarında olduğu gibi, bir gider unsuru olan amortismanların da gider yazıldığı yılda tevsik edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle amortismana tabi kıymetin iktisabı ile ilgili belgeler bakımından, 5 yıllık zamanaşımı-saklama süresi, kıymetin tamamen itfa edildiği yılı izleyen takvim yılı başından başlar. Sabit kıymetin amortisman süresi 5 yılsa sabit kıymetin alım faturası 10 yıl saklanmış olacaktır.

KDV Mahsup ve İadesi

İlgili olduğu dönemden sonraki yıl içinde katma değer vergisi indirimi ve iadesi söz konusu olması halinde KDV’nin dayanağı olan defter ve belgelerin muhafaza yükümlülüğü beş yıl olmakla beraber istisna veya muafiyet şartlarının ihlali halinde ihlal edildiği yılı izleyen yılın başından itibaren 5 yıl daha saklanması gerekir.

Vergi beyannamelerinin takdir komisyonuna sevk edilmesi

Beş yıllık zaman aşımı süresi dolmadan beyanların vergi idaresince, takdir için takdir komisyonuna sevk edilmesi halinde zaman aşımının işlemesi durur. Ancak duracak süre bir yılı aşamaz. Beyanlarının takdire sevk edildiğini bilen vergi mükelleflerinin defter ve belgelerini bu durumu dikkate alarak saklamaları uygun olur.

Kurumların tasfiyesinde defter belgelerin saklanma süresi

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 17’nci maddesi birinci fıkrasının (ç) bendine göre ,bir yıldan fazla süren tasfiyelerde tarh zaman aşımı ,tasfiyenin sona erdiği yılı izleyen yılın başından başlar. Bu tarihten itibaren beş yıl süre ile defter ve belgelerin muhafazası gerekir. Tasfiye iki yılda tamamlanmışsa tasfiyenin başladığı yılın defter ve belgeleri de muhafaza ve incelemeye yetkililerce istendiğinde ibrazı gerekir.

Diğer kanunlardaki saklama süreleri

Öte yandan,5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86’ıncı maddesinde, işveren ve iş yeri sahipleri, iş yeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yılın başından başlamak üzere 10 yıl süreyle, saklamak ve kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde on beş gün içinde ibraz etmekle yükümlü tutulmuşlardır. Dolayısıyla, sosyal sigortalar kapsamına giren evrak ve belgeler ile defterlerin 5510 sayılı Kanun uyarınca 10 yıl süreyle muhafaza edilmesi gerekmektedir.

Türk Ticaret Kanunu’nda defter ve belgelerin saklanma süresi 10 yıl olarak belirlenmiştir. Açılabilecek ticari davalarda delil olması bakımından defter ve belgelerin varlığı önemlidir. Akif Akarca/Dr. Mehmet Şafak

https://www.dunya.com/kose-yazisi/vuka-gore-defter-ve-belgelerin-saklanma-sureleri-ve-ozellikli-durumlar/460580

Çarşamba, 15 Ocak 2020 14:13

Kurumlar Vergisine Göre Devir

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, birleşmenin özel bir türünü devir olarak tanımlamakta, tam mükellef kurumlar arasında kayıtlı değerler üzerinden ve kül halinde devralma suretiyle gerçekleştirilen işlemler devir olarak nitelendirilmektedir.

Buna göre, aşağıdaki şartlar dahilinde gerçekleşen birleşmeler devir hükmündedir:

  • Birleşme sonucunda infisah eden kurum ile birleşilen kurumun kanuni veya iş merkezlerinin Türkiye’de bulunması,
  • Münfesih kurumun devir tarihindeki bilanço değerlerinin, birleşilen kurum tarafından bir bütün halinde devralınması ve aynen bilançosuna geçirilmesi.

Devir tarihi, şirket yetkili kurulunun devre ilişkin kararının Ticaret Sicilinde tescil edildiği tarihtir.

Kurumların yukarıdaki şartlar dahilinde tür değiştirmeleri de devir hükmündedir.

Bir kurumun kendisinde iştiraki bulunan veya iştirak ettiği başka bir kurumu kül halinde devralması nedeniyle kurum bünyesinde yapacağı sermaye artışının söz konusu iştirak paylarına isabet eden tutarda daha az gerçekleşmesi Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların ihlali anlamına gelmemektedir.

İştirakler hesabında yer alan değerin, iştirak hisselerinin itibari değerine eşit olmaması halinde aradaki müspet veya menfi farkın kurumun vergiye tabi kazancının tespiti ile ilgilendirilmeksizin geçici hesaplarda izlenmesi mümkün olup bu geçici hesapların vergiye tabi kurum kazancının tespiti ile ilişkilendirilmeksizin kurum kayıtlarında sona erdirilmesi de mümkün bulunmaktadır.

Page 1 of 431

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

Öne Çıkanlar

  • Ticaret Sicili İşlemlerinde Düzenleme Yapıldı Ticaret sicili müdürlüklerinin etkin çalışması ve tacirlerin sicil hizmetlerine erişiminin…
  • Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi (GİB' den Önemli Duyuru) 340 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ekinde yer alan…
  • e-Defter Beratlarının Aylık veya Geçici Vergi Dönemleri Bazında Yüklenebilmesi e-Defter Beratlarının Aylık veya Geçici Vergi Dönemleri Bazında Yüklenebilmesine İlişkin…

Duyurular

Top