Mehmet Özdoğru

Mehmet Özdoğru

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
Cuma, 18 Ekim 2019 13:59

Anonim Şirket Nasıl Kurulur?

Anonim şirket; sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığı ile sorumlu bulunan şirket türüdür.

Pay sahipleri sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur. Ortakların şirket alacaklılarına karşı olan sorumluluk yüzdeleri, koydukları sermaye ile doğrudan ilişkilidir.

Anonim şirketin kuruluş sermayesi 50.000 TL'den az olamaz. Ayrıca kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş olan halka açık olmayan anonim şirketlerde başlangıç sermayesi 100.000 TL den az olamaz.

Anonim şirketler tek ortaklı olabileceği gibi ortak üst limitinde de herhangi bir sınırlama yoktur.

Anonim şirketin kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç doğrultusunda kurulması mümkündür.  

Anonim şirketlerin hisselerini halka arz etmesi söz konusudur. Anonim şirket; yönetim kurulu tarafından temsil edilmektedir ve yönetilmektedir. 

Anonim Şirket Nasıl Kurulur?

Kuracağınız şirket türünün Anonim Şirket olmasına karar verdiyseniz, öncelikle aşağıdaki soruların cevaplarını vermeniz gerekmektedir.

  • Anonim Şirketin unvanı ne olacak ? (Örneğin; KLM Danışmanlık ve Pazarlama Anonim Şirketi)
  • Anonim Şirketin Sermayesi ne kadar olacak (min. 50.000 TL)
  • Anonim Şirketin merkez adresi neresi olacak? (Kira sözleşmesinin düzenlenmiş olması gerekmektedir)
  • Anonim Şirketin ortakları kimler olacak?
  • Anonim şirketinizin Yönetim kurulu ve İmza yetkilileri kim olacak?
  • Anonim şirketiniz tek ortaklı değilse ortakların sermaye payları ne olacak?

Bu soruların cevaplarını bulduktan sonra anlaşma sağladığınız mali müşaviriniz MERSİS (https://mersis.gtb.gov.tr/) sistemi üzerinden şirket ana sözleşmesini hazırlar ve şirketin potansiyel vergi kimlik numarasını alır. Bu vergi kimlik numarası, şirket kurulduktan sonra da geçerli olacak vergi kimlik numarasıdır. Şirket kuruluşunu kendinizde yapabilirsiniz ancak ana sözleşmenin hazırlanması ve karmaşık bir süreçtir. Bu nedenle mali müşavir ile hazırlamak daha doğru olacaktır.

Anonim şirketlerde ana sözleşmede belirtilen pay sahiplerinin en az ödenmesi gereken sermaye tutarını banka hesabına paydaşların bilgilerine yer verilerek kimin ne kadar yatırdığını gösteren bankadan yazı alınmalıdır. Tek başına dekont kabul edilmemektedir. Bankada bulunan sermaye blokajı tescil işlemlerinden sonra kaldırılmaktadır.

Şirket ana sözleşmesinin MERSİS (https://mersis.gtb.gov.tr/) sistemine girilip onaylanmasından sonra, Anonim şirket kuruluşu için bağlı olunan Ticaret Odası’na gidilir. Hangi bölge temsilciliğine, hangi gün ve saatte gitmek istediğinizi randevu sistemi ile belirlenmektedir.

Ticaret odasına gidildiğinde yanınızda götürmeniz gereken evraklar şunlardır:

  • Oda Kayıt Dilekçesi.
  • Oda Kayıt Beyannamesi. (Ortakların fotoğrafı yapıştırılarak düzenlenmeli.)
  • Şirkette yabancı ortak var ise, Şirket Kuruluş Başvuru Formu.

Eğer şirket kuruluşu için kurucu ortaklar Ticaret Odası’nda bulunamıyor ve yerine vekaleten mali müşavir gidiyorsa, noterden şirket kuruluş vekaleti çıkarılabilir. (Şirket kuruluş vekaleti 95 TL)

Burada ödeyeceğiniz tutarlar şirketinizin ana sözleşmesine göre değişkenlik göstermektedir. Ticaret odasına belgelerinizi eksiksiz teslim edip gerekli ödemeler yapıldıktan Anonim şirket kuruluş başvurunuz onaylanır ve tescil yazısı, sicil tasdiknamesi, faaliyet belgesi alınır.

Ticaret odasında şirket kuruluş esnasında 2018 yılında yapına düzenleme ile defter tasdikleri de yapılmaktadır. Anonim şirket türleri için tasdik edilecek defterler :Defter-i kebir, yevmiye defteri, envanter defteri, yönetim kurul karar defteri, genel kurul karar defteri,ve ortaklar pay defteri, damga vergisi defteri.

Anonim şirketin ana sözleşmesi Ticaret Sicil Müdürlüğü’nde tescil edildikten sonra, noterden imza sirküleri ve mali müşavir için vekaletname çıkartılır. Şirket ortakları, noterde şirket unvanı altında imza atacak ve bundan sonraki tüm işlemler için bu belgeler kullanılabilecektir.

İmza sirkülerinin masrafı, şirket ana sözleşmesinin uzunluğuna göre değişmektedir. (Ortalama 220 TL)
Mali müşavir için noterden çıkarılacak vekaletname ise 142 TL’dir.

Şirketinizin tescilinden sonra vergi dairesine mali müşaviriniz çıkartmış olduğunuz vekaletname ile birlikte;

  • İşe Başlama Bildirim Formu 2 Adet
  • İmza Sirkülerinin Fotokopisi
  • İşyeri kira kontratı veya iş yeri tapu fotokopisi
  • Ticaret Sicil Tasdiknamesinin fotokopisi
  • Mali müşavir ile yapılan sözleşme
  • Ortakların nüfus cüzdan fotokopileri (ortaklar kendileri gidiyorsa gerek yok)
  • Ortakların ikametgah belgeleri 

Belgeleri ile vergi dairesine başvuruda bulunur. Vergi dairesine verilen bu evraklar sonucunda şirketinizin vergi levhası çıkmış olacaktır.

Anonim Şirket Kuruluşu İçin Gerekli Belgeler Nelerdir?

  1. Kuruluş Dilekçesi (İmzalı-kaşeli)
  2. 7099 Sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun gereğince Müdürlüğümüzce onaylanmış ya da noter onaylı, ıslak imzalı şirket ana sözleşmesi
  3. 7099 Sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun gereğince Müdürlüğümüzce onaylanmış ya da noter onaylı, şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınan kişilere ait şirket unvanı altında düzenlenmiş imza beyannamesi
  4. Nakdi sermayenin kanunda veya şirket sözleşmesinde öngörülmüş bulunan en az tutarının Kanuna uygun olarak bankaya yatırıldığını gösterir banka mektubu
  5. Şirket sermayesinin on binde dördünün Rekabet Kurumu hesabına yatırıldığına dair dekont (İlgili Ticaret Odası veznesinden yatırılır)
  6. Oda kayıt beyannamesi, imza beyannamesi fotokopisi 

Anonim Şirketin Avantajları Nelerdir?

  • Anonim şirketlerde ortakların sermaye taahhütleri dışındaki borçlara karşı sorumluluğu yoktur. Kamu borçlarına ilişkin sorumluluk yönetim kurulundadır.
  • Yönetim kurulu üyesi olmayan ortakların 4B(Bağkur) sigortalılığı zorunluluğu yoktur.
  • Halka açılabilirler
  • Genel kurullarda hükümet komiseri bulundurma zorunluluğu vardır.
  • Ortak sayısında üst sınırlama yoktur.
  • Elektronik genel kurul yapılabilir.
  • Esas sermayenin yarısının alacağı karar ile amaç ve konu değişikliği yapılabilir.
  • Ortaklar ve onlarla ilişkili kişilerin şirkete verilen ve özkaynakların yerini alan ödünç tutarlar, her zaman iade edilebilir.
  • Ortakların hisselerini 2 yıl sonra devretmeleri durumunda doğan kazanç vergiden istisnadır.
  • Diğer şirket türlerine göre daha prestijlidir. 

Anonim Şirket Kuruluş Maliyeti Ne Kadardır?

Anonim şirket kurarken, kuruluş giderlerinin hesaplanması ortaklık sayısı, şirketinizin faaliyeti, yaptığınız işin türüne göre değişkenlik gösterir.

Anonim şirket kuruluş maliyetlerinden, noter masrafları, vergi dairesi masrafları, rekabet kurulu masrafları ülke genelinde aynıdır, değişkenlik göstermez. Ancak ticaret odası kayıt ücretleri ve mali müşavirlik hizmet ücretleri her şehirde değişkenlik göstermektedir.

İstanbulda kurulacak bir Anonim şirket için örnek maliyet çalışmasını aşağıda inceleyebilirsiniz.

Yeni Kurulacak “KLM Danışmanlık ve Pazarlama Anonim Şirketi”

Kurucu Ortak: 1 Kişi

Temsilci – Müdür: 1 Kişi

Sermaye: 50.000 TL

Kira: 1.000 TL (Brüt)

Sektör: Mobilya

Noter Masrafları: 600,00 TL

  • Kuruluş Vekaleti 1 Adet: 95,00 TL
  • Ana Sözleşme Onayı 1 Adet: 00 TL
  • İmza Sirküleri 2 Adet Her Müdür için :  165,00 TL
  • Şirket Kuruluşu Sonrası Mali Müşavir Vekaleti: 140,00 TL

Vergi Dairesi Masrafları: 22,68 TL

  • Kira Damga Vergisi; Kefilsiz: 1.000 x 12 = 12.000 x 1,89/ 1000 = 22,68 TL
  • Sanal Ofis Kira Damga Vergisi: 1.000 x 12 = 12.000 x 9,48/1000 = 113,76 TL
  • Kira Damga Vergisi Kefilli: 1.000 x 12 = 12.000 x 11,37/1000= 136,44 TL

Ticaret Odası; 1.250,00 TL

  • Sicil Kayıt, Rekabet Kurulu, Resmi Defterlerin Onayı 250,00 TL
  • Mali müşavirlik kuruluş ücreti: 823 TL (min). Mali müşavirlik ücreti İstanbul için hesaplanmış olup çalışacağınız mali müşavire göre değişkenlik göstermektedir.

Ortalama toplam kuruluş maliyet: 2.700 TL örnek amaçlı ve min. değerlerle hazırlanmıştır. Ancak bu tutar çeşitli değişkenlerle yukarı yönlü farklılık gösterebilir. Örneğin, şirket ana sözleşmesinin kelime sayısı ve şirketin fazladan tescil edeceği faaliyet konuları için tutarda değişkenlik olabilir, aynı şekilde fazladan her bir ortak ve her bir müdür size ayrı ek maliyetler doğuracaktır.

Yazar kasa kullanılacaksa giderlerinize ortalama 1.000 TL – 1.250 TL arasında gider eklemeniz gerekmektedir.

İşyerinizi açtıktan sonra sizi bekleyen giderler ise aşağıdaki gibidir. Bu kalemlere iş hacminize göre tutar değişeceğinden tutar belirtilmemektedir.

  • Her ay KDV
  • Her ay çalışanınız var ise sigorta primi
  • Her ay BAĞ-KUR primi
  • Üç ay da bir Stopaj
  • Üç ay da bir Kurumlar Geçici Vergi
  • Yılda bir yasal defter tasdiklerini
  • Yılda bir yıllık kurumlar vergisi
  • Yılda bir meslek odası üye aidatlarını

Derviş Ali Doğanşahin

https://www.firmakuruyorum.com/anonim-sirket-nedir

Kişisel verilerin işlenmesi, Kanunun 3. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre; kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem, kişisel verilerin işlenmesi olarak kabul edilmiştir.

Kişisel verilerin işlenme şartları ise Kanunun 5. maddesinde sayılmış olup, buna göre aşağıdaki hallerden en az birinin bulunması durumunda kişisel verilerin işlenmesi mümkündür.

İlgili kişinin açık rızasının varlığı,

• Kanunlarda açıkça öngörülmesi,

• Fiili imkansızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması,

• Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması,

• Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması,

• İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması,

• Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması,

• İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

Fotoğraf açıklaması yok.

Kişisel verilerin işlenme şartları, yani hukuka uygunluk halleri, Kanunda sayma yoluyla belirlenmiş olup, bu şartlar genişletilemez.

"Kişisel Verilerin "Açık Rıza" Olmadan İşlenme Şartları" indirmek için Tıklayınız

 

İmtiyazlı pay sahiplerinin onayını gerektirmeyen halleri ortaya koyabilmek için, öncelikle hangi hallerde imtiyazlı pay sahiplerinin onayını almak gerekir sorusuna cevap vermek gerekir. TTK’nın 454. maddesinin birinci fıkrasına göre;

- Şirket genel kurulu tarafından esas sözleşmenin değiştirilmesi yönünde alınan karar,

- Şirket kayıtlı sermaye sistemine tabi olup da genel kurulca yönetim kuruluna sermayenin artırılması konusunda yetki verilmesine dair karar,

 -Şirket kayıtlı sermaye sistemine tabi olup da yönetim kurulunun kayıtlı sermaye tavanı içerisinde sermayenin artırılmasına ilişkin karar

imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlâl edecek nitelikte ise, bu kararlar anılan pay sahiplerinin yapacakları özel bir toplantıda alacakları bir kararla onanmadıkça uygulanamaz.

Diğer bir deyişle, imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikteki esas sözleşme değişiklikleri ile kayıtlı sermaye sistemine tabi anonim şirketlerde yönetim kuruluna sermayenin artırılması konusunda yetki verilmesine dair genel kurul kararları ve yönetim kurulunun sermayenin artırılmasına ilişkin kararlarının uygulanabilmesi için, imtiyazlı payların sahiplerinin onayının alınması gerekir. İmtiyazlı pay sahipleri, onaylarını kendi aralarında yapacakları özel bir toplantı ile kararlaştırırlar. İmtiyazlı pay sahiplerinin kendi aralarında yapacakları bu özel toplantıya ise “imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu” denir.

Öğretide, imtiyazlı pay sahiplerinin onayının aranması, genel kurul kararları açısından askıda hükümsüzlüğün bir hali olarak da ifade edilmektedir. Askıda hükümsüzlük, genel kurul kararının kanunun öngördüğü unsurların eksikliği dolayısıyla başlangıçta hüküm ve sonuç doğurmaması, ancak unsurların tamamlanmasıyla hukuki sonuçlarını tam olarak meydana getirmesi olarak tanımlanmaktadır(5). Diğer bir deyişle, aslında hukuken geçerli olan bir genel kurul kararının tam anlamıyla hüküm doğurabilmesi için ayrıca ek bazı şartların gerçekleşmesine ihtiyaç var ise, askıda hükümsüzlük gündeme gelir. Ek şart gerçekleşir ise genel kurul kararı tamamen geçerli, gerçekleşmezse tamamen geçersiz olur(6).

Bu açıklamadan sonra, imtiyazlı pay sahiplerinin onayını gerektirmeyen hallerden ilkine geçebiliriz. TTK’nın 454. maddesindeki düzenleme imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını korumak için getirildiğinden, eğer esas sözleşmenin değiştirilmesine, yönetim kuruluna sermayenin arttırılması konusunda yetki verilmesine dair genel kurul kararları ile yönetim kurulunun sermayenin arttırılmasına ilişkin kararı imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikte değil ise, bu durumda imtiyazlı pay sahiplerinin onayına gerek duyulmaz. Onaya gerek olmayınca, imtiyazlı pay sahiplerinin özel kurul olarak toplantıya çağrılmalarına, toplanıp karar almalarına da gerek yoktur.

Örneğin, şirketin adresinin değiştirilmesi, iç kaynaklardan sermaye artımına gidilmesi, şirketin işletme konusunun değiştirilmesi gibi genel kurul kararlarının çoğu zaman imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır. Bu durumda, imtiyazlı pay sahiplerinin onayına da gerek duyulmaz. İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun onayı, sadece imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edici nitelikteki esas sözleşme değişikliklerine ve yönetim kuruluna sermayenin arttırılması konusunda yetki verilmesine dair genel kurul kararları ile yönetim kurulunun sermayenin arttırılmasına ilişkin kararının varlığında aranır. Hal böyle olunca; kâr dağıtımı, yönetim kurulu üyelerinin seçimi, azli, ibra gibi genel kurul kararları da imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun onayına tabi olmaz. Benzer şekilde, kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulunun sermayenin arttırılmasına ilişkin kararı haricindeki kararları da imtiyazlı pay sahiplerinin onayına tabi bulunmamaktadır.

İmtiyazlı pay sahiplerinin açık onayını gerektirmeyen ikinci halde ise, imtiyazlı pay sahiplerinin dolaylı olarak onay verdikleri kabul edilmekte ve bu da kendi içersinde ikiye ayrılmaktadır. TTK’da iki yerde, imtiyazlı pay sahiplerinin, özel kurul olarak toplanıp karar almasalar dahi, esas sözleşmenin değiştirilmesine ve yönetim kuruluna sermayenin arttırılması konusunda yetki verilmesine dair genel kurul kararlarını onayladıkları kabul edilmiştir. Bu düzenlemelerin ilki TTK’nın 454. maddesinin beşinci fıkrasında yer almaktadır. Anılan fıkrada “Çağrıya rağmen, süresi içinde özel kurul toplanamazsa, genel kurul kararı onaylanmış sayılır.” denilmiştir.

TTK’nın 454/f.2 hükmü gereği, anonim şirket yönetim kurulunun, en geç genel kurul kararının (ve sermaye artırımına ilişkin yönetim kurulu kararının) ilân edildiği tarihten itibaren bir ay içinde özel kurulu toplantıya çağırması gerekir. Yönetim kurulunun anılan süre zarfında çağrıda bulunmaması halinde, imtiyazlı pay sahiplerinden her biri yönetim kurulunun çağrı süresinin son gününden başlamak üzere, onbeş gün içinde, özel kurulun toplantıya çağırılmasını şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir. Bu çerçevede, eğer yönetim kurulu veya mahkeme tarafından yapılan çağrıya rağmen, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu süresi içinde toplanmaz ise, şirket genel kurulunun esas sözleşmenin değiştirilmesine ve yönetim kuruluna sermayenin arttırılması konusunda yetki verilmesine ilişkin kararları onaylanmış sayılır. Bu hüküm şirketi korumak amacıyla öngörülmüştür. Zira, çağrıya rağmen toplantının nisaplara ulaşılamadığı için yapılmaması, genel kurul kararının sürüncemede kalması sonucunu doğurmakta ve uygulamanın gecikmesi, şirkete zarar vermektedir(7).

Ancak, md. 454/f.5 hükmünde yönetim kurulunun çağrıda bulunmaması, imtiyazlı pay sahiplerinin de mahkemeye başvurmaması durumunda, genel kurul kararının onaylanmış sayılıp sayılmayacağı açık değildir. Zira, md. 454/f.5 hükmü imtiyazlı pay sahiplerinin “çağrıya rağmen” toplanmaması halinde genel kurul kararının onaylanmış sayılacağını öngörmektedir. Bu hususun yargı kararları ile açığa kavuşacağı kanısındayız.

İmtiyazlı pay sahiplerinin esas sözleşme değişikliklerini, özel kurul toplantısı yapmasalar dahi, onaylamış sayılacakları ikinci düzenleme ise TTK’nın 454. maddesinin dördüncü fıkrasında yer almaktadır. Anılan fıkrada “Genel kurulda, imtiyazlı payların sahip veya temsilcileri, esas sözleşmenin değiştirilmesine, üçüncü fıkrada öngörülen toplantı ve karar nisabına uygun olarak olumlu oy vermişlerse ayrıca özel toplantı yapılmaz.” hükmüne yer verilmiştir. Göndermede bulunulan md. 454/f.3 hükmüne göre, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu, imtiyazlı payları temsil eden sermayenin yüzde altmışının çoğunluğuyla toplanır ve toplantıda temsil edilen payların çoğunluğuyla karar alır. Bu toplantı ve karar nisabına uyulmadığı takdirde, özel kurul kararı alınmamış sayılır(8). Yasa koyucu, izleyen toplantılarda düşmeyen bu ağır nisaplarla şirketin korunmasını ve küçük bir çoğunlukla olumsuz karar alınmasının önlenmesini amaçlamıştır(9).

Bu çerçevede, şirket esas sözleşmesinin imtiyazlı paysahiplerinin haklarını ihlâl edecek şekilde değiştirilmesine ve yönetim kuruluna sermayenin arttırılması konusunda yetki verilmesine ilişkin kararın alındığı genel kurula imtiyazlı payları temsil eden sermayenin yüzde altmışının çoğunluğu da katılmış ve bu payların çoğunluğu genel kurul kararı yönünde olumlu oy kullanmış ise, bu kararın ayrıca imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu tarafından onaylanması zorunluluğu ortadan kalkar. Bu durumda, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu ayrıca toplantıya çağrılmaz ve genel kurul kararını onaylaması için toplanıp karar alması beklenmez.

Kanun’un bu konudaki hükmü emredici nitelikte olduğundan dolayı, genel kurul toplantısına katılmayan yahut katılamayan imtiyazlı pay sahipleri, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun toplanıp esas sözleşme değişikliklerine ve yönetim kuruluna sermayenin arttırılması konusunda yetki verilmesine dair genel kurul kararlarının onaylanmasının görüşmesini talep edemezler, yönetim kurulu da özel kurulu toplantıya çağıramaz. Soner ALTAŞ* Yaklaşım / Ekim 2019 / Sayı: 322

  1. GİRİŞ

İletişim ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda ekonomilerin birbirleriyle giderek daha fazla ilişki içinde olması, tüketicilerin ihtiyaçlarını ve bunları giderme isteğini daha çok artırmış ve farklılaştırmıştır. Günümüzde geniş bilgisayar ağları sayesinde, dünyanın herhangi bir yerinden başka bir yerine sipariş verilmesi ve tüketici ihtiyaçlarının hızlı ve etkin bir şekilde karşılanması mümkün hale gelmiştir([1]). Ticari faaliyetlerin mekan ve zaman olgularından bağımsız olarak günün her saatinde gerçekleştirilebilmesi ise e-Ticaret ile mümkün olmaktadır.

e-Ticaret (elektronik ticaret), 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda([2]), “fiziki olarak karşı karşıya gelmeksizin, elektronik ortamda gerçekleştirilen çevrim içi iktisadi ve ticari her türlü faaliyet” olarak tanımlanmıştır.

Ticaret Bakanlığı, her geçen gün daha önemli hale gelen e-Ticaret alışkanlığının kazandırılmasının desteklenmesi amacıyla, ülkemizde kurulu bulunan ticaret şirketlerine “e-Ticaret sitelerine üyelik desteği” vermektedir. Bu desteğin gayesi, adı geçen Bakanlıkça belirlenen e-Ticaret sitelerine üyelik ücretlerinin desteklenerek şirketlerin e-Ticaret sitelerine üyeliklerinin kolaylaştırılmasını sağlamaktır. Söz konusu destek, Pazar Araştırması ve Pazara Giriş Desteği Hakkında Tebliğ’de([3]) (Tebliğ No: 2011/1) (Tebliğ) belirtilen miktar ve oranlar çerçevesinde Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’ndan karşılanmaktadır.

İşte bu çalışmada, Ticaret Bakanlığı’nca işbirliği kuruluşları üzerinden şirketlere verilen e-Ticaret sitelerine üyelik desteği tüm yönleriyle ele alınmış ve değerlendirilmiştir.

II- GENEL OLARAK E-TİCARET SİTELERİNE ÜYELİK DESTEĞİ

e-Ticaret sitelerine üyelik desteği, şirketlere işbirliği kuruluşları üzerinden verilmektedir. Esasen şirketler, 24.11.2016 tarihine kadar e-Ticaret sitelerine([4]) üyelik desteğine doğrudan başvurabilmekte ve bu desteği alabilmekte iken, belirtilen tarihte yapılan Tebliğ değişikliği([5]) ile anılan desteği “işbirliği kuruluşları” vasıtasıyla alabilir hale gelmişlerdir. Bu durumda, öncelikle “şirket” ve “işbirliği kuruluşları” ibarelerinin kapsamına kimlerin girdiğinin açıklanması uygun olacaktır.

Tebliğ’in 4/1-f maddesinde şirket ibaresi, 13.01.2011 tarih ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 124. maddesinde belirtilen kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketler” şeklinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla, tüm ticaret şirketleri e-Ticaret sitelerine üyelik desteğinden yararlanabilir; fakat adi şirketler ve gerçek kişi tacirler (şahıs firmaları) ile esnaf ve sanatkârlar bu destekten faydalanamaz.

Diğer taraftan, aynı hükmün (d) bendinde ise işbirliği kuruluşları; “Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu, ihracatçı birlikleri, ticaret ve/veya sanayi odaları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, sektör dernekleri ve kuruluşları, sektörel dış ticaret şirketleri (SDŞ), ticaret borsaları, işveren sendikaları ile imalatçıların kurduğu dernek, birlik ve kooperatifler” olarak tarif edilmiştir. O halde, söz konusu destek, esas itibariyle ticaret ve/veya sanayi odaları, ihracatçı birlikleri, sektör dernekleri, sendikalar, organize sanayi bölgeleri gibi kuruluşlar üzerinden alınabilmektedir.

Bu çerçevede, ilerleyen bölümde açıklanacağı üzere, e-Ticaret sitelerine toplu üyelik desteğinden üye şirketlerini yararlandırmak isteyen işbirliği kuruluşlarının; bir e-Ticaret projesi hazırlaması, proje kapsamında e-Ticaret sitelerine aynı dönem üye yapılacak şirket sayısının en az 250 olması, üye olunacak e-Ticaret sitelerinin daha önceden Ticaret Bakanlığından onay almış olması, gerekli belgelerle([6]) birlikte Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğüne başvuruda bulunulması, projenin ihracat stratejisi ve politikaları bağlamında içerik ve amaca uygunluk açısından değerlendirilerek adı geçen Bakanlıkça destek kapsamına alınması gerekmektedir. Projenin onaylanmasının akabinde belirlenen e-Ticaret sitesine üye olmak isteyen şirketler, işbirliği kuruluşuna yazılı olarak başvurur ve ilgili siteye üyelik işlemleri bu kuruluş tarafından yapılır.

III- E-TİCARET SİTELERİNE ÜYELİK DESTEĞİNİN UNSURLARI

Ticaret Bakanlığı tarafından onay verilmiş e-Ticaret sitelerine toplu üyelik giderleri işbirliği kuruluşları için %80 oranında desteklenir. Toplu üyeliklerde başvuruda yer alan her bir şirket için işbirliği kuruluşlarına e-Ticaret sitesi başına yıllık en fazla 2.000 ABD Doları tutarında destek verilir. Üyelik ücretinin %20’si ise şirket tarafından karşılanır. Örneğin; üyelik ücreti 10.000 TL ise bunun 8.000 TL’sini destek kapsamında Bakanlık, geri kalan 2.000 TL’sini ise şirket karşılar. Ancak, Bakanlıkça yapılacak ödemenin TCMB döviz alış kurlarına göre 2.000 ABD Doları karşılığını geçmemesi gerekir. Şirket kendine düşen ödemeyi ise e-Ticaret sitesine değil, projeyi hazırlayan işbirliği kuruluşuna yapar.

Daha önce ifade edildiği üzere, işbirliği kuruluşlarının toplu üyelik desteğinden yararlanabilmesi için başvuruda en az 250 şirketin yer alması gerekir. Ancak işbirliği kuruluşu, onaylanan başvurularını müteakip şirket ilave etme talebinde bulunabilir. Bu arada, üye olmak ve destekten faydalanmak isteyen şirket, ilgili e-Ticaret sitesine hâlihazırda üye olmamalıdır.

Öte yandan, işbirliği kuruluşları, e-Ticaret sitelerine üyelik desteğinden en fazla 5 e-Ticaret sitesi için yararlanabilir. Ayrıca, bir şirket bir e-Ticaret sitesi için en fazla 3 yıl destekten faydalanabilir. Bir e-Ticaret projesinde destek kapsamına alınan şirketler, onay verilen üyelik dönemi tamamlanmadan, aynı niteliğe sahip farklı bir e-Ticaret projesinde yer alamaz. Ayrıca, e-Ticaret sitelerinde yer alan site içi reklam ve reklam bandı (banner) giderleri destek kapsamı dışındadır.

Yukarıda açıklanan bilgilerle aynı doğrultuda olmak üzere, e-Ticaret sitelerine üyelik desteğine ilişkin destek oranı, limiti, süre/adedi ve bu destekten yararlananlar aşağıdaki tabloda özet olarak gösterilmiştir([7]).

e-Ticaret Sitelerine Üyelik Desteği

Destek Türü

Destek Oranı

Destek Limiti

Süre/Adet

Faydalanıcı

e-Ticaret Sitelerine Üyelik Desteği

% 80

Şirket başına, bir site için yıllık en fazla 2.000 ABD

Doları

1 şirket aynı siteden en fazla 3 yıl yararlanabilir.

1 işbirliği kuruluşu en fazla 5 proje yürütebilir.

İşbirliği Kuruluşları

IV- DESTEK KAPSAMINDA OLACAK E-TİCARET SİTELERİNE TİCARET BAKANLIĞI’NCA ONAY VERİLMESİ

Şirketlerin e-Ticaret sitelerine üyelik desteğinden yararlanabilmesi için üye olunacak e-Ticaret sitesinin Ticaret Bakanlığı’nca onaylanmış olması şarttır. Dolayısıyla, internet sitelerinin daha önceden anılan Bakanlığa başvurarak onay almış olması lazımdır. Onay için başvuran e-Ticaret siteleri, Türk ya da yabancı menşeili olabilir. Başvuru ise bu siteleri işleten Türkiye merkezli şirketler ile yabancı sitelerin Türkiye temsilcilikleri tarafından yapılabilir.

Ticaret Bakanlığı’nca belirlenen koşullar ile beyan edilen bilgiler esas alınarak yapılan değerlendirme neticesinde onay verilen e-Ticaret sitelerinin listesi, Bakanlığın resmi internet sayfasında her yıl güncel olarak duyurulur. Nitekim Bakanlık tarafından 2019 yılında 17 e-Ticaret sitesine onay verilmiş ve resmi internet sayfasında yayımlanmıştır.[8] Hali hazırda destek kapsamında olan e-Ticaret sitelerinin adları ile hedef sektörleri ve kurulu bulunduğu ülkeler aşağıda gösterilmiştir:

Ticaret Bakanlığı’nın onay verdiği e-Ticaret siteleri

bysharing.com (Genel, Türkiye)

chemorbis.com (Kimya, Türkiye)

dhgate.com (Genel, Çin)

fibre2fashion.com (Tekstil, Hindistan)

fordaq.com (Orman ürünleri, Belçika)

globalpiyasa.com (Genel, Türkiye)

kompass.com (Genel, Fransa)

makinecim.com (Makine, Türkiye)

PttTrade.com (Genel, Türkiye)

steelorbis.com (Çelik, Türkiye)

stonecontact.com (Doğal taş, Çin)

tradeatlas.com (Genel, Türkiye)

tradekey.com (Genel, S. Arabistan)

turkishbusinessplatform.com (Genel, Türkiye)

turkishexporter.net (Genel, Türkiye)

wlw.de (Genel, Almanya)

zoodel.com (Genel, İsviçre)

Ancak, belirtelim ki, şirketlere yardım ve bilgilendirme konusunda yetersiz kaldığı tespit edilen e-Ticaret sitelerinin onayı kaldırılır. Ayrıca, Ticaret Bakanlığı, her yıl Ocak ayında, onay verilen e-Ticaret sitelerini yeniden değerlendirir ve koşullara uymayan veya bilgileri yetersiz görülen sitelerin onayını kaldırır. Onay verildikten sonra e-Ticaret sitesi alan adının Bakanlık onayı alınmadan değiştirildiğinin veya alan adının farklı bir siteye yönlendirildiğinin tespit edilmesi halinde de ilgili e-Ticaret sitesinin onayı kaldırılır.

V- DESTEK KAPSAMINDA UYGULANABİLECEK YAPTIRIMLAR

Tebliğ bağlamında haksız olarak alındığı tespit edilen e-Ticaret sitelerine üyelik desteği ödemeleri, ilgililerden 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde tahsil edilir. Diğer taraftan Ticaret Bakanlığı, işbirliği kuruluşlarının faaliyetlerini izler ve değerlendirir. Bunların gerçekleştirdiği faaliyetlerin Tebliğ’in amaç ve hükümlerine uygun bulunmaması veya usulüne uygun ve onaylanan şekilde yürütülmediğinin tespit edilmesi durumunda işbirliği kuruluşunun destek başvurusu değerlendirmeye alınmaz.

Bunun yanında, yanıltıcı bilgi ve belge ibraz edildiğinin tespiti halinde ilgililer hakkında kanuni işlem yapılır. Bu noktada tahkikat, soruşturma veya dava konusu edilmiş olanların destek talepleri, konuyla ilgili denetim raporu veya yargı kararı alınıncaya kadar bekletilir. Denetim raporu veya yargı kararı işbirliği kuruluşunun yanıltıcı bilgi ve belge sunduğu yönünde ise bahse konu kuruluşun destek başvurusu değerlendirmeye alınmaz ve işbirliği kuruluşu Ticaret Bakanlığı’nın kapsamdan çıkarım bildirim yazısının evrak çıkış tarihinden itibaren en az 6 ay süresince yeni bir başvuruda bulunamaz.

Yeri gelmişken belirtelim ki, destek kapsamına alınan projeler için işbirliği kuruluşları yılda bir kez değerlendirme ve gelişim raporu hazırlar. Raporun Ticaret Bakanlığı’nca incelenmesi sonucunda, istenilen gelişimi göstermediği tespit edilen projeler destek kapsamından çıkarılabilir.

VI- SONUÇ

Uluslararası piyasalarda Türk ürünlerinin bilinirliğinin artırılması, şirketlerin yeni pazarlara açılmaları, mevcut pazarlardaki ihracatlarını artırmaları, e-Ticareti etkin ve verimli bir şekilde kullanmaları, ürünlerini çok düşük bir maliyetle uluslararası piyasalarda ve sektörün önde gelen e-Ticaret sitelerinde tanıtma imkanı bulmaları ve e-Ticaretten daha fazla pay almalarının sağlanması amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından “e-Ticaret sitelerine üyelik desteği” verilmektedir.

Bu destek kapsamında, Ticaret Bakanlığı’nca onaylanmış e-Ticaret sitelerine toplu üyeliklerde işbirliği kuruluşlarına (ticaret ve/veya sanayi odaları, ihracatçı birlikleri, sektör dernekleri, sendikalar, organize sanayi bölgeleri gibi kuruluşlara) e-Ticaret sitesine üyelik giderinin %80 oranında ve her bir ticaret şirketi için e-Ticaret sitesi başına yıllık en fazla 2.000 ABD Doları tutarında ve 3 yıl boyunca destek verilmektedir. İşbirliği kuruluşlarının anılan destekten yararlanabilmesi için her başvuruda en az 250 şirketi e-Ticaret sitesine üye yapmış olması gereklidir. İşbirliği kuruluşları söz konusu destekten en fazla 5 e-Ticaret sitesi için yararlanabilir.

e-Ticaret sitelerine üyelik desteğine dair tüm süreç işbirliği kuruluşları tarafından yerine getirilmekte olup, şirketlerin sadece talebini üyesi olduğu ve aktif bir e-Ticaret projesi bulunan işbirliği kuruluşlarından birine yazılı olarak iletmesi yeterlidir.

Mustafa YAVUZ* E-Yaklaşım / Ekim 2019 / Sayı: 322

T.C

YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

Esas No: 2017/3179

Karar No: 2018/7568

Tarihi: 18.10.2018

• ANA BABANIN İŞ KAZASI NEDENİYLE ÖLMESİNE BAĞLI AÇMIŞ OLDUĞU DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI İÇİN DESTEK İLİŞKİSİNİN VARLIĞI SGK’DAN GELİR BAĞLANMASI KOŞULUNUN ARANMAYACAĞI

ÖZETİ: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 22/06/2018 tarih 2016/5 E – 2018/6 sayılı kararında, ana ve/veya babanın çocuğunun haksız fiil ve/veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için SGK’dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve/veya babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir.

Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “Ölüm halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır.

İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; “Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır”

DAVA: Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davacılar ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

KARAR

Dosyadaki temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalılar vekillerinin tüm, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

Dava, sigortalının 02.10.2009 tarihli iş kazası sonucu vefatı nedeniyle davacı anne, baba ve kardeşlerin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, Davacı baba Asım’ın maddi tazminat talebinin reddine, Davacı anne İlkay için 36.958,66 TL maddi tazminat ile davacılar Asım ve İlkay için 30.000’er TL, davacılar Erkan ve Soner için 10.000’er TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 02/10/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin ise reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamından; vefat eden sigortalının söz konusu olayda % 20 oranında birleşen kusuru bulunduğu anlaşılmaktadır.

Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde Hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutan adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zararauğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nm gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarım belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)

Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı anne ve baba lehine takdir edilen 30000 TL manevi tazminatın ayrı ayrı az olduğu açıktır.

Mahkemece davacı babaya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gelir bağlanmadığından bahisle destek olgusu ispat edilemediğinden maddi tazminat isteminin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 22/06/2018 tarih 2016/5 E – 2018/6 sayılı kararında, ana ve/veya babanın çocuğunun haksız fiil ve/veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için SGK’dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve/veya babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir.

Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “Ölüm halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır.

İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; “Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır”.

Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ölüm olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ölüm olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararlanan kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ölüm olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.

Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ana ve/veya babanın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir.

Öte yandan; sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölümü hâlinde ana ve/veya babaya ölüm geliri bağlanabilmesi için 5510 sayılı Kanunun 34/d maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu maddeye göre; “Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25’i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25’i, oranında aylık bağlanır”.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ölümü nedeniyle gelir bağlanması halinde; yapılan ödemeler ve bağlanan gelirin Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma zararından indirilecektir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler”.

Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler”.

Ana ve babaya ölüm geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir bağlanan ana ve/veya babanın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.

Kurumca gelir bağlanmayan davacı ana ve/veya babaya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir bölümünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararlanan eş ve çocukların destek zararlarının karşılanamaması sonucunu doğurur.

Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatıyla dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (Mustafa Çenberci, İş Kanunu Şerhi-1978 Ankara, shf 846 ve devamı).

Bu durumda; destekten yoksun kalman zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.

İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; “Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir”. Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir.

Somut olaya gelince; Davacı babaya “her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartını” taşımadığı gerekçesi ile Sosyal Güvenlik Kurumunca ölüm geliri bağlanmadığı açıktır. Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre maddi delillerle hesaplanabilir sürekli ve düzenli fiili bir desteğin varlığı da kanıtlanmamıştır.

Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. Maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı ana ve/veya babanın birbirlerine desteği ile varsa diğer çocuklarından alabilecekleri destek de dikkate alınarak hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurması isabetsizdir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine, 18.10.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Gelir İdaresi tarafından birden fazla işverenden ücret geliri elde edenlere yönelik yapılan incelemeler sonucunda ücret gelirlerinin vergilendirilmesi ve beyanı konusu gündeme oturmuştur.

Konu ile ilgili özellik arz eden bir husus da birleşme nedeniyle infisah eden şirkette çalışan personelin, birleşme sonrasında, devralan veya birleşme sonucunda yeni kurulan şirkette çalışmasını sürdürmesi durumudur. Bu durumda devralan veya birleşme ile kurulan şirketten elde edilen ücret geliri ikinci işverenden mi elde edilmiş sayılacaktır? Yoksa bu durumda tek işveren olduğu mu kabul edilecektir?

Gelir İdaresine göre bu durumda devralan veya birleşme sonucu oluşan şirkette personelin çalışmaya devam ettiğinin kabulü ve söz konusu personelin eski şirketten elde ettikleri ücret gelirleri ile yeni kurulan şirkette elde ettikleri ücret gelirlerinin toplamının aynı işverenden elde edilen ücretler olarak Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde yer alan vergi tarifesinde belirtilen oranlar uygulanmak suretiyle vergilendirilmesi gerekmektedir.

Konuya ilişkin güncel bir özelge aşağıda yer almaktadır. Mehmet Batun YMM

 

Bu resim için alternatif metin açıklaması yok

Görüntünün olası içeriği: yazı

Maliye’den şirkete gelen yazıya 7 gün içinde cevap verilmedi diye bir başkasının vergi borcu, yazı gönderilen şirketin (‘mağdur şirket’)  üstüne kalmış. Maliye’nin gönderilen yazıda özetle “Mal aldığın tedarikçinin vergi borcu var, o ödemedi sen öde” denilmiş... Mal aldığı tedarikçisinin ödemediği vergi borcu, mağdur şirketten (müşteriden) istenmiş. 7 günlük sürede Maliye’ye “borcum yok” veya “şu kadar TL tedarikçime borcum var, onu da Maliye’ye ödüyorum” şeklinde cevap verilmemesi oldukça pahalıya patlamış.

Mağdur şirketin gerçekte tedarikçisine borcu da yokmuş. Ama 7 gün içinde cevap vermeyi ihmal etmiş. 7 gün geçtikten sonra da olsa, Maliye’ye “tedarikçisine borcu olmadığını” bildirmiş. Süresi geçtiği için bu bildirimi dikkate almayan Maliye, tedarikçisinin vergi borcu için ‘mağdur-müşteri şirkete’ bu kez ödeme emri göndermiş.

Mağdur şirket konuyu yargıya taşımış... Danıştay mağduriyeti giderecek şekilde “ödeme emrinin iptaline” karar vermiş. (Danıştay 4. Daire, E. 2010/8630, K. 2013/4481, T. 10 Haziran 2013) 

Kararda ayrıca;

- Maliye tarafından şirketin tedarikçisine borcu olduğuna ilişkin somut bir tespitin yapılmadığı,

- Bu tespitlerin yapılmış olması halinde dahi haciz uygulanabilecek ve sonrasında ödeme emriyle istenebilecek olan tutarın, alacaklının tüm vergi borcu kadar değil, tespit edilen hak ve alacak tutarı kadar olabileceği de vurgulanmış.

Aslında bu riskleri geçen yazımızda Danıştay kararının tarih ve sayısını da vererek ve daha çok vergi borçlusu (tedarikçi) açısından ele almıştık. Ancak yargı kararının ayrıntılarına yer verememiştik. Maliye’nin tahsilat birimleri son dönemde çok sayıda işletmeye yazı (haciz bildirimi) gönderiyor. Maliye’nin de, işletmelerin de gündeminde olan ‘haciz bildirimi yazıları’ konusuna ayrı bir özen gerekiyor. İşletmelerin yazıda adı geçen tedarikçilerine borcu olmasa da, yazıya süresinde cevap vermediklerinde ağır bedeller ödüyorlar.  Sonrasında masraf da yapılarak menfi tespit davası açılması yoluyla borcun olmadığının ispatı mümkün olsa da, hem dava açmak işlemi durdurmuyor hem de davanın sonuçlanması zaman alıyor.

İşletmelerin yargı süreci sonunda lehlerine sonuç elde edebilme ihtimalleri güçlü olsa da, hiçbir durumda zaman kaybı telafi edilemiyor.

Haciz bildirimine 7 gün içinde, ödeme emrine 15 gün içinde dönülmeli.

Yukarıda bahsettik... Haciz bildirimine cevap için, yazıyı tebliğ alanların 7 gün içinde Maliye’ye dönmeleri gerekiyor. 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna (AATUHK- Md. 79) göre işlemler yürütülüyor. Aynı yasanın 58.nci maddesinde ise ödeme emrine itiraz için 15 günlük süre tanınıyor. Ödeme emrine itiraz için belirlenmiş süre de öteden beri 7 günken,  2017 sonunda (7061 sayılı yasa) 15 güne çıkarılmıştı.

Aynı yasada; ödeme emrine itiraz ve haciz bildirimine cevap için farklı süreler belirlenmiş olması, uygulamada kafa karışıklığına neden oluyor. Nitekim bazı vergi dairelerince gönderilen yazılarda haciz bildirimine 15 gün içinde cevap verilmesi de istendi. Gelen haciz bildiriminde; 15 gün içinde cevabi bildirimde bulunulması istenen işletmelerin bu yazıdaki 15 günlük süreyi değil, yasada belirtilen 7 günlük süreyi dikkate alarak cevap vermeleri olası riskleri de kaldıracaktır.

2017 Kasım’da yapılan yasa değişikliği ile ödeme emrine itiraz süresi 7 günden 15 güne çıkarılmışken, haciz bildirimine cevap süresinin 7 gün olarak kalması tüm taraflarda duraksamaya hatta yanılgıya neden oluyor. Yasa değişikliği yapılarak; haciz bildirimine cevap için de sürenin 15 güne çıkarılması, uygulamadaki tereddütleri kaldıracağı gibi, sürelere uyumdaki aksaklıktan kaynaklı mağduriyetleri de sonlandıracaktır. Ahmet Karabıyık

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-karabiyik/7-gunu-geciren-baskasinin-borcunu-oder-41352277

Hani geçtiğimiz genel seçimlerde ve anayasa değişikliklerinde meşhur bir slogan vardı, 'Evet, ama yetmez!' şeklinde.

Maliye’nin muhasebecilerin ölmesi halinde müşterilerinin beyan sürelerinin uzayıp uzamayacağı ile ilgili yaptığı son düzenlemeye karşı da biz aynı sloganı kullanıyoruz: "Evet, ama yetmez!"

Ölüm kaçınılmaz bir son, hayatın bir gerçeği. Bunu son zamanlarda meslek camiamızda kalp krizi ve beyin kanaması ağırlıklı hatta masa başında yaşanan sık ölüm olayları nedeniyle iyice öğrendik. Yaptığımız iş son derece zahmetli ve bir o kadar da sıkıntılı ve stresli. Bunu kimseye anlatamıyoruz, anlatsak da zaten kimse anlamıyor, anlamak istemiyor. Biz de bu nedenle anlatmaktan vaz geçtik. Ama derdimizi çözüm ortaklarımız TÜRMOB ve Maliye’ye doğru ve tam anlatabilmemiz lazım.

Düzenlemeye konu olan sorun neydi?   

YMM ve SMMM’lerin ölmesi halinde, kendilerinin beyan ve bildirim sürelerinin uzaması ile ilgili bir belirsizlik ve herhangi bir sorun yok. Çünkü, Kanunda bununla ilgili bir düzenleme var, meslek mensubunun ölümü halinde kendisine ait beyanname verme ve bildirim sürelerine 3 ay ekleniyor (VUK. Mad. 16). Bu beyan ve bildirimleri, mirasçıları tarafından yerine getiriliyor. 

Sorun, YMM ve SMMM’lerin ölmesi halinde, müşterilerinin beyan ve bildirim sürelerinin uzayıp uzamayacağı ile ilgili. Nedeni ise oldukça basit, çünkü mükellefler beyanname ve bildirimlerini 3568 sayılı Kanun uyarınca yetki almış Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirler (meslek mensubu) aracılığıyla göndermek zorunda. Meslek mensupları aracılığıyla gönderilen beyannameler mükellef tarafından verilmiş kabul ediliyor. Beyanname ve bildirimlerini meslek mensubu aracılığıyla veren mükellefler, meslek mensubunun vefatından geç haberdar olabilmekte ya da yakını  vefat eden meslek mensupları, defin işlemleri ve vefatla ilgili diğer vecibelerin yerine getirilecek olması nedeniyle süreye ihtiyaç duyabilmekte, bu nedenlerle beyanname ve bildirimlerin verilme süreleri aşıldığında da vergi cezaları ile muhatap olmaktalar. YMM ve SMMM’lerin ölmesi halinde, mirasçılarının veya ilgili diğer kişilerin cenaze faslını bırakıp da, müşterilerine ölüm haberini vermesi beklenmez, beklenemez.

Bu soruna gerçek anlamda bir çözüm bulunması şarttı ve çeşitli platformlarda bu konu dile getiriliyordu.

Maliye, sorunu zor durum haline sokarak geçici ve kısmi olarak çözdü!

Maliye, yayınladığı 15 Ekim 2019 tarihli ve 118 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Sirküleri ile tüm beklentileri aksine ama tüm iyi niyetiyle kısmi olarak çözerek, olayı vergideki "zor durum" kapsamında değerlendirdi.

Söz konusu Sirkülerle, Maliye; meslek mensubunun kendisinin veya yakınının vefat etmesi ve vefat tarihi itibarıyla beyanname/bildirimin verilme süresinin bitimine 7 gün veya daha az süre kalmışsa, beyanname/bildirimleri verilen mükelleflerin beyanname/bildirim verilme süreleri ile bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme sürelerini 7 gün uzattı. Vefat tarihi itibariyle beyanname/bildirimin verilme süresinin bitimine 7 günden fazla süre kalmışsa, geçmiş olsun, herhangi bir uzatma yok. Bu uygulamada, eşi ve çocuğu ile kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşi meslek mensubunun yakını olarak kabul ediliyor.

Peki, zor durum hali nedeniyle nasıl ek süre verilebiliyor?

İçinde bulundukları zor durum nedeniyle vergiye ilişkin yükümlülüklerini yerine getiremeyecek olanlara gerekli şartların oluşması halinde ek süre verilebiliyor. Buna ilişkin düzenleme Vergi Usul Kanununun 17. Maddesinde yer alıyor. “Mühlet verme” başlıklı söz konusu 17. Maddeye göre, zor durumda bulunmaları nedeniyle vergiye ilişkin yükümlülüklerini  süresi içinde yerine getiremeyecek olanlara, kanunî sürenin bir katını, kanunî sürenin bir aydan az olması halinde bir ayı geçmemek üzere, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca münasip bir süre (mühlet) verilebiliyor. Bu sürenin verilebilmesi için:

  1. Ek süre isteyenin, sürenin bitmesinden evvel yazı ile istemde bulunması,
  2. İstemde gösterilen mazeretin, mühlet verecek makam tarafından kabule layık görülmesi,
  3. Ek sürenin verilmesi halinde verginin alınmasının tehlikeye girmemesi.. gerekiyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı mühlet verme yetkisini tamamen veya kısmen mahalline devredebileceği gibi bölgeler, iller, ilçeler veya sektörler ile iş kolları ya da mükellef grupları itibarıyla yazılı başvuru şartı aramaksızın da kullanabiliyor.

Maliye sirküler ile konuyu nasıl çözdü?

- Maliye, söz konusu Sirkülerle olayı VUK 17. Maddesinde düzenlenen “zor durum” kapsamında değerlendirdi.

- Meslek mensubunun kendisinin veya yakınının vefat etmesi ve vefat tarihi itibarıyla beyanname/bildirimin verilme süresinin bitimine 7 gün veya daha az süre kalmışsa, yakını veya kendisi vefat eden meslek mensubu tarafından beyanname/bildirimleri verilen mükelleflerin beyanname/bildirim verilme süreleri ile bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme sürelerinin son günü, bunların verilmesi gereken sürenin son gününü takip eden günden itibaren 7. güne uzatıldı.

- Meslek mensubunun kendisinin veya yakınının vefat etmesi ve vefat tarihi itibarıyla beyanname/bildirimin verilme süresinin bitimine 7 günden fazla kalmışsa, herhangi bir ek süre verilmesi söz konusu değil.

- Beyanname/bildirim verme ve ödeme sürelerinin uzatılması, vergi dairelerince yukarıda belirtilen şartların oluştuğunun anlaşılması durumunda re’sen yapılabileceği gibi ilgililerin yazılı başvurusuna istinaden de yapılabilecek.

- Vergi dairesince re’sen uzatma yapılmadığı durumlarda, bu sürelerin dolmasından önce veya sonra beyanname/bildirimleri veren meslek mensubunun kendisinin veya yakınının vefat ettiğinin ve vefat tarihinin ispat ve tevsik edilmesi gerekiyor.

Maliye'nin bu çözüm yöntemi uygun mu? Ne yapılması lazım?

Maliye, mevcut mevzuat hükümleri çerçevesinde sorunu tüm iyi niyetiyle çözdü. Bugüne kadar yapılmayan söz konusu düzenleme ve konuya gösterdikleri hassasiyet için Gelir İdaresi Başkanlığı’ndaki tüm Üstad ve arkadaşlarımıza teşekkür ederiz. Ama bu çözüm şekli olayı kısmen rahatlattı ancak tam olarak çözmedi. Bir kere, zor durumda bulunmaları nedeniyle vergiye ilişkin yükümlülüklerini  süresi içinde yerine getiremeyecek olanlara, kanunî sürenin bir katını, kanunî sürenin bir aydan az olması halinde bir ayı geçmemek üzere ek süre verilebiliyorken, söz konusu sirküler ile 7 gün gibi dip bir süre verilmesini doğru bulmuyoruz. Geleneklerimize göre bile ölenin 7’si, 40’ı ve 52’si var. Şaka bir yana, ek 7 gün çok az bir süre. O da beyanname ve bildirim süresinin bitimine 7 gün kalmışsa geçerli, 7 günden fazla ise ek 7 gün de yok. 

Bize göre, bu sürenin beyanname ve bildirim süresinin bitimine kaç gün kalıp kalmadığına bakılmaksızın en az 1 ay olması lazım. Bir de bu gibi konularda süre olayını idarenin inisiyatifi dışına çıkarılması şart. Sorunun tam olarak çözülebilmesi bakımından, Vergi Usul Kanununun 16. Maddesinde, meslek mensubunun kendisinin veya yakınının vefat etmesi halinde, vefat tarihi itibarıyla beyanname/bildirim verilme sürelerine 1 ay ekleneceği hususunda bir değişiklik yapılmasının uygun olacağı kanaatindeyiz. Hatta değişikliğe, ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk hali de eklenmeli.

17 Ekim’de Kayseri SMMM Odası'nda 'Varlık Barışı' seminerimiz var!

Yarın Kayseri’de, Kayseri SMMM Odası’nın düzenlediği, benim de konuşmacı olduğum Varlık Barışı konulu bir seminerimiz var. Orada, Varlık Barışı uygulamasını ve sağladığı avantajları detaylı olarak anlatacağız.Abdullah Tolu

https://ogunhaber.com/yazarlar/abdullah-tolu/maliyeden-muhasebecisi-olen-sirketlere-ek-sure-jesti-100115m.html

SGK’nın 30.09.2019 tarihli ve E.14405354 sayılı Genel Yazısında:

7161 sayılı Kanun ile 4735 sayılı Kanuna eklenen “Sözleşmelerin tasfiyesi veya devri” başlıklı Geçici 4.Maddede;

  • 31.08.2018 tarihinden önce ihalesi yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği 18.01.2019 tarihi itibarıyla devam eden sözleşmelerin, imalat girdilerinin fiyatlarında beklenmeyen artışlar meydana gelmesi nedeniyle, yüklenicinin 60 gün içinde idareye yazılı olarak başvurması şartıyla Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak idarenin onayına bağlı olarak feshedilip tasfiye edilebileceği veya devredilebileceği,
  • Bu durumda devir alacak kişilerde ilk ihaledeki şartların aranacağı, devirden veya fesihten kaynaklanan kısıtlama ve yaptırımlar uygulanmayacağı ve yüklenimi ortak girişim tarafından yürütülen sözleşmelerde ortaklar arasında devir veya hisse devirlerinde ilk ihaledeki yeterlik şartları aranmayacağı, sözleşmesi feshedilen veya sözleşmeyi devreden yüklenicinin teminatının iade edileceği,
  • Bu kapsamda devredilen sözleşmeler ile bu kapsama girmekle birlikte devredilmeyen sözleşmelerde, bu maddenin yürürlüğe girdiği 18.01.2019 tarihinden sonraki 60 gün içinde idareye yazılı olarak başvurulması kaydıyla süre uzatımına ilişkin kısıtlama ve şartlara tabi olmadan Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak idare tarafından süre uzatılabileceği,
  • Sözleşmenin bu madde kapsamında feshi veya devri durumunda yüklenicinin fesih veya devir tarihine kadar gerçekleştirdiği imalatlar dışında idareden herhangi bir hak talebinde bulunamayacağı, düzenlenecek fesihnamelerden ve devredilecek sözleşmelerden damga vergisi alınmayacağı,

Düzenlemelerinin yapıldığını belirterek SGK işyeri tescil işlemleri açısından:

1-) 60 gün içinde (en geç 19.03.2019 tarihine kadar) yükleniciler tarafından idarelere yazılı olarak başvurulan ve Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak idarenin onayına bağlı olarak devri yapılan ihale konusu işlerde SGK’da yeni bir işyeri dosyası tescil ettirilmeyeceği, işyeri devri yapılarak işlemlerin ilk açılan işyeri dosyası üzerinden yerine getirilebileceği,

2-) 31.08.2018 tarihinden önce ihalesi yapılmasına rağmen en geç 19.03.2019 tarihine kadar yükleniciler tarafından idarelere yazılı olarak başvurulmayan veya maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki 60 gün içinde başvurulmasına karşın Hazine ve Maliye Bakanlığının olumsuz görüşü sebebiyle idarece devri uygun görülmeyen sözleşmeler için ise “İlişiksizlik Belgesi” konulu 2011/13 sayılı Genelgesinin 9.13 başlıklı bölümünde belirtildiği şekilde ayrı işyeri dosyası tescil edileceği,

Açıklamıştır.

Buna göre; 4735 sayılı Kanunun Geçici 4.Maddesi kapsamında devir alınan ihaleli işler için yeni işyeri dosyası tescil edilmeyeceği için, SGK tarafından işyeri tesciline bağlı olarak idari para cezası uygulanmış olması durumunda, bu cezaların iptali konusunda SGK müdürlüklerine  başvuru yapılabilecektir.

Söz konusu genel yazı metnine aşağıdaki bağlantı aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

30/09/2019 tarihli ve E 14405354 sayılı SGK Genel Yazısı

Çarşamba, 16 Ekim 2019 10:18

Kimler Toptan Yaşlılık Ödemesi Alabilir

Sosyal güvenlik sistemine ödenen primler emekli olmaya ve maaş bağlanmasına yetmiyorsa, yaşlılık toptan ödemesi adı altında primleri iade alabilirsiniz. Bunun için erkek çalışanların 60, kadın çalışanları ise 58 yaşını doldurması gerekiyor.

OKUYUCULARDAN sıklıkla gelen sorular arasında Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ödenen primlerin iade alınıp alınamayacağı geliyor. Kimileri, primlerin topluca geri ödenip ödenmediğini merak ediyor, kimileri de hangi şartlarda iade alabileceğini soruyor. Öncelikle şunu belirteyim, bu konuda maalesef kamuoyunda yanlış bir kanı hakim. Sanılıyor ki, her isteyen SGK’ya başvurup, ödediği primleri iade alabilir.

KADINLAR İÇİN 58 YAŞ

Primler geri alınabilir mi? Evet, alınabilir. Buna da yaşlılık toptan ödemesi deniyor. Bu ödemeden yararlanılabilmesi için de bazı şartların yerine getirilmesi gerekiyor. Bu şartların başında da yaş şartı geliyor. Kadınlar için 58, erkekler için 60 yaşını doldurduğu halde emekli aylığı bağlanmasına hak kazanamayanlar, geçen süre içinde ödedikleri primleri yaşlılık toptan ödemesi adı altında iade alabiliyor. Özetle, kişilerin askerlik ve doğum borçlanması bile prim gün sayısını doldurmaya yetmiyorsa ve yaşı da artık çalışmaya imkan tanımıyorsa ödediği primleri geri alabilir. Altını bir kere daha çizeyim, ‘SGK’ya şu kadar prim ödedim, başvurup bunları geri alayım’ diye bir şey söz konusu değil. Emeklilik yaşı doldurulmasına rağmen ödenen primler emekli aylığı alınmasına yetmiyorsa toptan ödeme alınıyor. Yani, erkekse 60, kadınsa 58 yaşından küçük olanlara böyle bir iade yapılmıyor. Prim iadesi imkanından işçi statüsünde çalışanlar, kendi adına Bağ-Kur’lu olarak çalışanlar ve memurlar

yararlanabilir. Bunun için SSK’lı olarak çalışanlar ile memurların işten ayrılması, Bağ-Kur’lu çalışanların da işyerini kapatması gerekiyor. Bu şartlarda geçmişte adlarına yatan primleri toptan ödeme yoluyla alabiliyorlar.

NASIL HESAPLANIYOR?

Örneğin, 7 bin gün prim gün sayısını doldurup, 60 yaşında emekli olacak bir erkek çalışan 60 yaşını doldurmuş ve sadece 1.500 gün prim ödemişse emekli aylığı almaya hak kazanmadığı için 1.500 günlük primini geri iade alabilir. Aynı şartlarda 58 yaşını tamamlamış bir kadın sadece 1.750 gün prim ödemişse, ödediği bu prim emekli aylığı almaya yetmeyeceğinden, 58 yaşında SGK’ya başvurup, 1.750 günlük primini iade alabilir.

Tüm primler iade alınabiliyor mu? Kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası primleri toptan ödeme yoluyla geri iade edilmiyor. İşçi ve memurlar, kendi adlarına yatırılan; Bağ-Kur’lular ise kendi adlarına ödedikleri malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerini iade alabiliyorlar. Sigortalı vefat etmişse, geride kalanlar da yaşlılık toptan ödemesi imkânından yararlanabiliyor. İade tutarı ise SGK’nın her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı uygulamasına göre yapılıyor. Çalışanın doğum ya da askerlik borçlanması hesaplamanın dışında tutuluyor.

PRİM İADESİNDEN NASIL YARARLANACAKSINIZ?

· Belirli yaşı tamamlamış, belirli süre prim ödemeniz gerekiyor.
· Ödediğiniz primlerin emekli aylığı almaya yetmiyor olması gerekiyor.
· İşçi ve memur olarak çalışanların işten ayrılmış olması gerekiyor.
· Bağ-Kur’luların ise işyerini kapatması gerekiyor. Noyan Doğan

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/noyan-dogan/kimler-toptan-yaslilik-odemesi-alabilir-41351442

 
Page 1 of 392

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

Öne Çıkanlar

  • Anonim Şirket Nasıl Kurulur? Anonim şirket; sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı…
  • Kişisel Verilerin "Açık Rıza" Olmadan İşlenme Şartları Kişisel verilerin işlenmesi, Kanunun 3. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre; kişisel…
  • Anonim Şirkette İmtiyazlı Pay Sahiplerinin Onayını Gerektirmeyen Kararlar İmtiyazlı pay sahiplerinin onayını gerektirmeyen halleri ortaya koyabilmek için, öncelikle hangi…

Duyurular

Top