Mehmet Özdoğru

Mehmet Özdoğru

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

6103 sayılı TTK ‘nın geçici md. 7 hükmüne göre, sermaye artışı yapmayan limited şirketler Ticaret Sicil ‘de ilan edilerek münfesih durumundadırlar. TBMM ‘de yasalaşması beklenen yeni torba yasada yer alan bir hükme göre limited şirketler ve anonim şirketlerde asgari sermaye artışını yapmayan sermaye şirketleri için önemli bir kolaylık hükmü getirilmektedir. Buna göre, limited şirketlerin asgari sermayelerini 10.000-TL ‘ye çıkarmaları halinde münfesih durumundan kurtulma olanağı getirilmektedir. Öte yandan, anonim şirketler açısından da asgari sermayesinin 50.000-TL’ ye çıkarmaya anonim şirketlere de bu anlamda bir kolaylık getirilerek, münfesih durumundan kurtulma olanağı verilmektedir.(1)

Bugün itibariyle, vergi dairesinde kaydı açık olup, ticaret sicilinde ise münfesih duruma sokulan ve sermayesi 5.000-TL olarak gözüken bir çok limited şirket mevcuttur. Durum böyle olunca, gözler TBMM ‘de bekleyen torba yasaya çevrilmiş durumdadır. Hali hazırda, 5.000-TL sermayesi olan ve bu sermaye artışını gerçekleştirmemiş olan şirketler 6103 sayılı geçici md. 7 hükmüne göre münfesih durumundadırlar. Bu gibi şirketlerin, banka çalışmaları, vergi dairesi kayıtları ve imza sirküleri resmi kurumlar nezdinde geçerlilik taşımamaktadır.

Vergi dairelerinin ticaret sicil ile eşgüdümlü çalışarak verilen süre içerisinde (14 Şubat 2014 tarihine kadar) sermaye artışlarını yapmamış daha birçok şirketin durumu düşündürücüdür. Özellikle piyasada çok yaygın bir şirket türü olan limited şirketler açısından ticari faaliyetini sürdüren fakat sermayesini 10.000-TL’ ye çıkarmamış olan pek çok limited şirketin gözü hali hazırda TBMM ‘de bekleyen torba yasadadır. Torba yasa ‘nın yürürlüğe girmesi ile beraber, verilecek (6) aylık süreç içerisinde sermayesini 5.000-TL’ den 10.000-TL’ ye çıkarmaları halinde şirket güncel hale gelecektir. Böylece şirketin, imza sirküleri de canlanmış olarak resmi kurumlarda geçerlilik taşıyacaktır. Hali hazırda, sermaye artışı yapmayan bu gibi şirketlerin resmi kurumlar nezdinde kanuni temsilcilerinin imza sirküleri geçerli değildir. Bu şirketlerin, kredi kullanmaları, faaliyetleri bir çok problemler ile karşılaşmalarına neden olmaktadır. Fiili olarak çalışan bu gibi şirketlerin sermaye artışlarını gerçekleştirmemeleri önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Torba yasa bu gibi şirketler açısından kurtarıcı bir fonksiyon arz edecektir. Nazlı Gaye Alpaslan

https://www.hurses.com.tr/av-nazli-gaye-alpaslan/5000tl-sermayesi-olan-limited-sirketler-munfesih-durumda-sayilir/haber-26912

---------------------------
[1] Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre 1 Ocak 2012 itibariyle Türkiye'de kayıtlı anonim ve limited şirket sayısı 842 bin 192 olmakla beraber faal olan şirket sayısı ise 633 bin 947'dir. Yine aynı tarih itibariyle kooperatif sayısı 71 bin 258 olmakla beraber sadece 32 bin 16 tanesi faal olarak gözükmektedir. Bu verilere bakıldığında halihazırda yaklaşık 250 bin adet şirket gayri faal durumda ve hukuki olarak tasfiye edilmeyi beklemektedir.

Tek tip Kooperatif Ana Sözleşmeleriyle, Ticaret Sicil Yönetmeliğine göre, kooperatiflerin iktisadi işletme açabileceği konusunda hiçbir düzenleme bulunmaması ve Ticaret Sicilinde tescili olmayan bir teşekkülün noterde defter onaylatmasında yaşanan sorunlarla ilgili olarak Gelir İdaresi Başkanlığı, Birliğimize gönderdiği yazıda aşağıdaki açıklamalarda bulunmuştur.

ÖZET:

1. Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerin ortak dışı işlemlerinden elde ettikleri kazançları, bu işlemleri nedeniyle oluştuğu kabul edilen iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacak olup bu kazançlar üzerinden hesaplanan kurumlar vergisi, kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılan kooperatif tüzel kişiliği adına tarh olunacaktır.

2. Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerin farklı alan veya konularda yaptığı tüm ortak dışı işlemler nedeniyle, alan veya konu ayrımı gözetilmeksizin, kooperatif tüzel kişiliğine bağlı olarak tek bir iktisadi işletme için kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilecek ve bu iktisadi işletmenin kurumlar vergisi beyannamesi de dahil olmak üzere mükellefiyetle ilgili tüm ödevlerin yerine getirilmesinden kooperatif tüzel kişiliği sorumlu olacaktır,

3. Kooperatiflerin gerçekleştirdikleri ortak dışı işlemlerine ilişkin olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilecektir.

4. Kurumlar vergisinden muaf kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle kooperatif tüzel kişiliğine bağlı oluştuğu kabul edilen iktisadi işletmelerin kendi adlarına defter tutma yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Ancak ortak dışı işlemlerden doğan kazanç ve kurumlar vergisi matrahının tespit edilebilmesi için ortak dışı işlem kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi ve diğer işlemlerle ilişkilendirilmeyerek kooperatif tarafından tutulan defterlere bu ayrımı sağlayacak şekilde kaydedilmesi gerekmektedir. 1/1/2018 tarihinden önce kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmiş olan kooperatiflerin, muafiyete ilişkin diğer şartları da taşıyor olmaları kaydıyla, 1/1/2018 tarihi itibarıyla kurumlar vergisi mükellefiyet kayıtları sonlandırılacaktır. Bu kooperatiflerin 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirdikleri ortak dışı işlemlerine ilişkin olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı oluştuğu kabul edilen ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilmek suretiyle bu işlemlerden elde ettikleri kazançları tespit edilerek vergilendirilecektir. Söz konusu mükellefiyet tesisi kooperatiflerce herhangi bir işlem yapılmaksızın ilgili Vergi Dairesi Müdürlüklerince yerine getirilecektir.

5 Aralık 2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları İle Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle muafiyetlerini kaybetmemelerine ve bu işlemlerinden doğan kazançlarının kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme olarak Maliye

Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde vergilendirilmesine ilişkin düzenleme yapılmıştı.

Bu değişikliğe ilişkin olarak 23/12/2017 tarihli ve 30269 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 14 seri no.lu Kurumlar Vergisi Tebliğinin ile açıklama ve düzenlemeler yapılmıştı. Tebliğde aşağıdaki düzenlemeler yer almıştı.

⎯ Kooperatiflerin, 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirecekleri ortak dışı işlemler nedeniyle muafiyetleri etkilenmeyecek; ancak bu işlemlerden elde edilen kazançlar kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.

⎯ Kooperatiflerin, 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirecekleri ortak dışı işlemler nedeniyle muafiyetleri etkilenmeyecek; ancak bu işlemlerden elde edilen kazançlar kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.

⎯ Ortak dışı işlemlerde bulunmaları nedeniyle 1/1/2018 tarihinden önce kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmiş olan kooperatiflerin, muafiyete ilişkin diğer şartları da taşıyor olmaları kaydıyla, 1/1/2018 tarihi itibarıyla kurumlar vergisi mükellefiyet kayıtları sonlandırılacaktır.

Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatifler, ortak dışı işlemlerine ilişkin hesap ve kayıtlarını kooperatif hesaplarıyla ilişkilendirmeksizin iktisadi işletme adına tasdik ettirecekleri ayrı defterlerde izleyeceklerdir.15 Şubat 2019 tarihli ve 30687 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği (Seri No: 17) ile  Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nin “4.13.3. Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerde ortak dışı işlemlerin vergilendirilmesi” başlıklı bölümünün beşinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmişti.

“Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerce, ortak dışı işlemlerden doğan kazancın ve kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından ortak dışı işlem kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi, ortak dışı işlemlere ait hasılat, maliyet ve gider unsurlarının diğer işlemlerle ilişkilendirilmemesi ve kooperatif tarafından tutulan defterlere, bu ayrımı sağlayacak şekilde kaydedilmesi gerekmektedir.”

Meslek mensuplarımızdan Birliğimize gelen sorulardan 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile yapılan düzenlemelerden 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde yer alan parantez içi hükümdeki değişiklik ile 23/12/2017 tarihli ve 30269 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 14 seri no.lu Kurumlar Vergisi Tebliğinin uygulanmasında aşağıdaki sorunların ortaya çıktığı görülmüştür.

⎯ Değişik Bakanlıklarca hazırlanan ve uygulanan tek tip Kooperatif Ana Sözleşmeleriyle, Ticaret Sicil Yönetmeliğine göre, kooperatiflerin iktisadi işletme açabileceği konusunda hiçbir düzenleme bulunmamaktadır.

⎯ Ticaret Sicilinde tescili olmayan bir teşekkülün noterde defter onaylatabilmesi de mümkün görünmemektedir.

⎯ Kooperatiflerde genel kurulun verdiği bir yetki olmadan yönetim kurulu şube açamamaktadır.

⎯ Kooperatifin sahip olduğu sabit kıymetlerinin, ruhsat, çalışma izni, kapasite raporu ve benzeri kazanımların iktisadi işletmeye ne şekilde aktarılacağı konusunda hiçbir açıklama bulunmamaktadır.

⎯ Kooperatifte yıllardır çalışan personelin kazanılmış hakları ödenmeden iktisadi işletmeye aktarılamamaktadır.

Bu nedenlerle, kooperatiflere büyük külfet getirecek, uygulanmasındaki zorluklar nedeniyle de Vergi İdaresiyle ihtilaf yaratacakbu düzenlemelerin açıklığa kavuşturulması gerektiği değerlendirilerek 8 Mart 2019 tarihli ve 2288 sayılı Yazımızla Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan görüş istenilmiştir.

Bu bilgi istem yazımızla ilgili olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı,

20 Mayıs 2019 tarihli ve 27238360-125.04.02-E..72955 sayılı Yazıları ile aşağıdaki görüşleri bildirmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre;

1) Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerin ortak dışı işlemlerinden elde ettikleri kazançları, bu işlemleri nedeniyle oluştuğu kabul edilen iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacak olup bu kazançlar üzerinden hesaplanan kurumlar vergisi, kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılan kooperatif tüzel kişiliği adına tarh olunacaktır.

2) Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerin farklı alan veya konularda yaptığı tüm ortak dışı işlemler nedeniyle, alan veya konu ayrımı gözetilmeksizin, kooperatif tüzel kişiliğine bağlı olarak tek bir iktisadi işletme için kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilecek ve bu iktisadi işletmenin kurumlar vergisi beyannamesi de dahil olmak üzere mükellefiyetle ilgili tüm ödevlerin yerine getirilmesinden kooperatif tüzel kişiliği sorumlu olacaktır,

3) Kooperatiflerin gerçekleştirdikleri ortak dışı işlemlerine ilişkin olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilecektir.

4) Kurumlar vergisinden muaf kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle kooperatif tüzel kişiliğine bağlı oluştuğu kabul edilen iktisadi işletmelerin kendi adlarına defter tutma yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Ancak ortak dışı işlemlerden doğan kazanç ve kurumlar vergisi matrahının tespit edilebilmesi için ortak dışı işlem kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi ve diğer işlemlerle ilişkilendirilmeyerek kooperatif tarafından tutulan defterlere bu ayrımı sağlayacak şekilde kaydedilmesi gerekmektedir.

5) 1/1/2018 tarihinden önce kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmiş olan kooperatiflerin, muafiyete ilişkin diğer şartları da taşıyor olmaları kaydıyla, 1/1/2018 tarihi itibarıyla kurumlar vergisi mükellefiyet kayıtları sonlandırılacaktır. Bu kooperatiflerin 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirdikleri ortak dışı işlemlerine ilişkin olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı oluştuğu kabul edilen ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilmek suretiyle bu işlemlerden elde ettikleri kazançları tespit edilerek vergilendirilecektir. Söz konusu mükellefiyet tesisi kooperatiflerce herhangi bir işlem yapılmaksızın ilgili Vergi Dairesi Müdürlüklerince yerine getirilecektir.

Öte yandan 1/1/2018 tarihinden önce muaf olan kooperatiflerin sonradan ortak dışı işlemlerde bulunması durumunda kooperatiflerin işe başlama dilekçesiyle ilgili Vergi Dairesi Müdürlüğüne başvurmaları yeterlidir.

6) Kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme oluşmuş kabul edilmesi hususu kurumlar vergisi açısından hüküm ifade etmekte olup iktisadi işletmenin ticaret siciline tescil edilmesini zorunlu kılan bir düzenleme yapılmamıştır. Öte yandan, diğer mevzuatlar ile ilgili tereddütler Bakanlığımız görev ve yetki alanında değildir.

Söz Konusu Yazılara Erişim İçin Tıklayınız

Kaynak: TÜRMOB

T.C.

HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI

Gelir İdaresi Başkanlığı

Sayı : 27238360-125.04.02-E.72955

Tarih: 20.05.2019

Konu : Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğe İlişkin Uygulama

TÜRMOB TÜRKİYE SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODALAR BİRLİĞİ

İlgi : 08/03/2018 tarihli ve 2288 sayılı yazınız. GİM

İlgide kayıtlı yazınızda, 5/12/2017 tarihli ve 30261 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile yapılan düzenlemelerden 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde yer alan parantez içi hükümdeki değişiklik ile 23/12/2017 tarihli ve 30269 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 14 seri no.lu Kurumlar Vergisi Tebliğinin uygulanmasına yönelik olarak;

– Özellikle Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin soğuk hava deposu, akaryakıt satış yeri, ilaç ve gübre satış yeri gibi tek bir işletmeleri bulunduğu, bu işletmelerin bölünerek içinden bir iktisadi işletme çıkartılmasının mümkün gözükmediği,

– Birliğinize intikal eden olaylarda vergi daireleri tarafından söz konusu kooperatiflerin ortak dışı işlemleri için 01.01.2018 tarihi itibariyle ayrı bir iktisadi işletme kurularak tescilinin yapılmasının istenildiği,

– Uygulanan tek tip kooperatif sözleşmesi ve Ticaret Sicili Yönetmeliği dikkate alındığında kooperatiflerin iktisadi işletme açabileceği yönünde bir düzenleme bulunmadığı,

– Ticaret Sicilinde tescili olmayan bir teşekkülün noterde defter onaylatabilmesinin mümkün olmadığı,

– Kooperatifin sahip olduğu sabit kıymetlerinin ruhsat, çalışma izni, kapasite raporu ve benzeri kazanımların iktisadi işletmeye ne şekilde aktarılacağı hususunda hiçbir açıklama bulunmadığı,

Kooperatif personelinin kazanılmış hakları ödenmeden iktisadi işletmeye aktarılamayacağı belirtilerek bu düzenlemelerin açıklığa kavuşturulması talep edilmiştir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında, kooperatifler kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış, aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde ise, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmelerinde sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklarla iş görülmesine ilişkin hükümler bulunup, bu hükümlere fiilen uyan kooperatifler ile bu kayıt ve şartlara ek olarak kuruluşundan inşaatın bitim tarihine kadar yönetim ve denetim kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun 13 üncü maddesine göre bunlarla ilişkili olduğu kabul edilen kişilere veya yukarıda sayılanlarla işçi ve işveren ilişkisi içinde bulunanlara yer vermeyen ve yapı ruhsatı ile arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olan yapı kooperatiflerinin (Kooperatiflerin ortakları dışındaki kişilerle yaptıkları işlemler ile kooperatif ana sözleşmesinde yer almayan konularda ortakları ile yaptıkları işlemler “ortak dışı” işlemlerdir. Kooperatiflerin faaliyetin icrasına tahsis ettikleri ve ekonomik ömrünü tamamlamış olan demirbaş, makine, teçhizat, taşıt ve benzeri amortismana tabi iktisadi kıymetleri elden çıkarmaları ile yapı kooperatiflerinin kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için bir işyeri veya konut elde etmeleri ortak dışı işlem sayılmaz. Kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme oluşmuş kabul edilir. Kooperatiflerin, iktisadi işletmelerinden ve tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılımlarından kazanç elde etmelerinin ve bu kazançların daha sonra ortaklara dağıtılmasının muafiyete etkisi yoktur. Ortak dışı işlemlerden elde edilen kazançların vergilendirilmesine ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.) kurumlar vergisinden muaf oldukları hüküm altına alınmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin; “4.13.1. Muafiyet şartlan” başlıklı bölümünde ise, “Kooperatiflerin kurumlar vergisi muafiyetinden yararlanabilmeleri için ana sözleşmelerinde

• Sermaye üzerinden kazanç dağıtılmamasına,

• Yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi,

• Yedek akçelerinin ortaklara dağıtılmamasına,

• Sadece ortaklarla iş görülmesine

dair hükümlerin bulunması ve bu kayıt ve şartlara da fiilen uyulması gerekmektedir. Bu şartlara ana sözleşmelerinde yer vermeyen ya da yer vermekle beraber bu şartlara fiiliyatta uymayan kooperatifler, muafiyet hükümlerinden yararlanamayacaktır.” açıklamaları yapılmış olup “4.13.3. Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerde ortak dışı işlemlerin vergilendirilmesi” alt başlığında;

“7061 sayılı Kanunla 5520 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendine eklenen parantez içi hükümle 1/1/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, kurumlar vergisinden muaf kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme oluşmuş kabul edileceği, kooperatiflerin bu iktisadi işletmelerinden ve tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılımlarından kazanç elde etmelerinin ve bu kazançların daha sonra ortaklara dağıtılmasının da muafiyete etkisinin olmayacağı ve ortak dışı işlemlerden elde edilen kazancın vergilendirilmesine ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığınca belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

Bu suretle kooperatiflerin, 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirecekleri ortak dışı işlemler nedeniyle muafiyetleri etkilenmeyecek; ancak bu işlemlerden elde edilen kazançlar kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacaktır. Dolayısıyla, muafiyete ilişkin diğer şartları taşıyan kooperatiflerin ortak dışı işlemlerinden elde edilen kazançları kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacak, ortak içi işlemlerinden elde edilen kazançlarının kurumlar vergisine tabi tutulması söz konusu olmayacaktır.

Ortak dışı işlemlerle ilgili olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı oluştuğu kabul edilen iktisadi işletme adına gerekli kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilecektir.

Öte yandan, ortak dışı işlemlerde bulunmaları nedeniyle 1/1/2018 tarihinden önce kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmiş olan kooperatiflerin, muafiyete ilişkin diğer şartlan da taşıyor olmaları kaydıyla, 1/1/2018 tarihi itibarıyla kurumlar vergisi mükellefiyet kayıtları sonlandırılacaktır. Bu kooperatiflerin 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirdikleri ortak dışı işlemlerine ilişkin olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilmek suretiyle bu işlemlerden elde ettikleri kazançları vergilendirilecektir.

Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatifler, ortak dışı işlemlerine ilişkin hesap ve kayıtlarını kooperatif hesaplarıyla ilişkilendirmeksizin iktisadi işletme adına tasdik ettirecekleri ayrı defterlerde izleyeceklerdir.

Ayrıca, kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerin tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılımları, iktisadi işletmeleri ile bu kuramlardan kazanç elde etmeleri ve söz konusu kazançları daha sonra ortaklarına dağıtmaları muafiyetlerini etkilemeyecektir.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Aynı Tebliğin;

“14.1. Beyannamenin verilmesi” başlıklı bölümünde “Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerin farklı alan veya konularda yaptığı tüm ortak dışı işlemler nedeniyle, alan veya konu ayrımı gözetilmeksizin, her bir kooperatifin tüzel kişiliğine bağlı tek bir iktisadi işletme için kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilecektir. Bu iktisadi işletmenin mükellefiyetle ilgili ödevlerinin yerine getirilmesinden kooperatif tüzel kişiliği sorumlu olacaktır.” açıklamaları,

”15.3.9. Vergiden muaf olan kuramlara dağıtılan kar paylarında vergi kesintisi” başlıklı bölümünde ise “Tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılan ve kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflere, iştirak ettiği tam mükellef kurumlar tarafından 1/1/2018 tarihinden itibaren dağıtılan kar payları üzerinden %15 vergi kesintisi yapılacaktır. Ancak söz konusu kooperatiflerin elde etmiş oldukları bu kar paylarının, daha sonra ortaklara dağıtılması durumunda dağıtılan tutarlar üzerinden Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca herhangi bir vergi kesintisi yapılması söz konusu olmayacaktır.”

açıklamaları yer almaktadır.

Anılan Tebliğin “16.3 Tarhiyatın muhatabı” başlıklı bölümünde de kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle oluşan iktisadi işletmenin kazançları üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinin, kooperatif tüzel kişiliği adına tarh olunacağı açıklanmıştır.

Öte yandan, 15/02/2019 tarihli ve 30687 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 17 seri no.lu Kurumlar Vergisi Tebliğinin 1 inci maddesi ile ”4.13.3. Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerde ortak dışı işlemlerin vergilendirilmesi” başlıklı bölümünün beşinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerce, ortak dışı işlemlerden doğan kazancın ve kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından ortak dışı işlem kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi, ortak dışı işlemlere ait hasılat, maliyet ve gider unsurlarının diğer işlemlerle ilişkilendirilmemesi ve kooperatif tarafından tutulan defterlere, bu ayrımı sağlayacak şekilde kaydedilmesi gerekmektedir.”

Bu hüküm ve açıklamalara göre;

1- Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerin ortak dışı işlemlerinden elde ettikleri kazançları, bu işlemleri nedeniyle oluştuğu kabul edilen iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacak olup bu kazançlar üzerinden hesaplanan kurumlar vergisi, kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılan kooperatif tüzel kişiliği adına tarh olunacaktır.

2- Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerin farklı alan veya konularda yaptığı tüm ortak dışı işlemler nedeniyle, alan veya konu ayrımı gözetilmeksizin, kooperatif tüzel kişiliğine bağlı olarak tek bir iktisadi işletme için kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilecek ve bu iktisadi işletmenin kurumlar vergisi beyannamesi de dahil olmak üzere mükellefiyetle ilgili tüm ödevlerin yerine getirilmesinden kooperatif tüzel kişiliği sorumlu olacaktır.

3- Kooperatiflerin gerçekleştirdikleri ortak dışı işlemlerine ilişkin olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilecektir.

4- Kurumlar vergisinden muaf kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle kooperatif tüzel kişiliğine bağlı oluştuğu kabul edilen iktisadi işletmelerin kendi adlarına defter tutma yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Ancak ortak dışı işlemlerden doğan kazanç ve kurumlar vergisi matrahının tespit edilebilmesi için ortak dışı işlem kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi ve diğer işlemlerle ilişkilendirilmeyerek kooperatif tarafından tutulan defterlere bu ayrımı sağlayacak şekilde kaydedilmesi gerekmektedir.

5- 1/1/2018 tarihinden önce kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmiş olan kooperatiflerin, muafiyete ilişkin diğer şartları da taşıyor olmaları kaydıyla, 1/1/2018 tarihi itibarıyla kurumlar vergisi mükellefiyet kayıtları sonlandırılacaktır. Bu kooperatiflerin 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirdikleri ortak dışı işlemlerine ilişkin olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı oluştuğu kabul edilen ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilmek suretiyle bu işlemlerden elde ettikleri kazançları tespit edilerek vergilendirilecektir. Söz konusu mükellefiyet tesisi kooperatiflerce herhangi bir işlem yapılmaksızın ilgili Vergi Dairesi Müdürlüklerince yerine getirilecektir.

Öte yandan 1/1/2018 tarihinden önce muaf olan kooperatiflerin sonradan ortak dışı işlemlerde bulunması durumunda kooperatiflerin işe başlama dilekçesiyle ilgili Vergi Dairesi Müdürlüğüne başvurmaları yeterlidir.

6- Kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme oluşmuş kabul edilmesi hususu kurumlar vergisi açısından hüküm ifade etmekte olup iktisadi işletmenin ticaret siciline tescil edilmesini zorunlu kılan bir düzenleme yapılmamıştır. Öte yandan, diğer mevzuatlar ile ilgili tereddütler Bakanlığımız görev ve yetki alanında değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Kaan KASIM

Başkan a.

Gelir İdaresi Başkanı

TÜRMOB

Sayı : 2018/02288

Tarih: 08.03.2018

Konu : Kooperatif iktisadi işletmeleri

T.C.

MALİYE BAKANLIĞI

Gelir İdaresi Başkanlığı’na

5 Aralık 2017 tarih ve 30261 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 7061 sayılı kanunun 88. maddesiyle 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4. maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi değiştirilmiş, konuyla ilgili olarak; 23 Aralık 2017 tarih ve 30279 sayılı Resmi Gazetede 14 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Tebliği yayımlanmıştır.

Anılan düzenlemelerde, 5520 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendine eklenen parantez içi hükümle 1/1/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, kurumlar vergisinden muaf kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme oluşmuş kabul edileceği, kooperatiflerin bu iktisadi işletmelerinden ve tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılımlarından kazanç elde etmelerinin ve bu kazançların daha sonra ortaklara dağıtılmasının da muafiyete etkisinin olmayacağı ve ortak dışı işlemlerden elde edilen kazancın vergilendirilmesine ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığınca belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

Ancak uygulamada, özellikle Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin soğuk hava deposu, akaryakıt satış yeri, ilaç ve gübre satış yeri, süt toplama ve süt mamulleri üretim tesisi, zeytin işleme tesisi gibi tek bir işletmeleri bulunmakta ve bu işletmelerin bölünerek içinden bir iktisadi işletme çıkartılması mümkün gözükmemektedir. Birliğimize intikal eden olaylardan, vergi dairelerinin, kooperatif yöneticilerini arayarak, ortaklarla olan işlemlerin kurumlar vergisinden muaf olarak devam edeceğini, ortak dışı işlemleri için ise 01.01.2018 tarihi itibariyle ayrıca bir iktisadi işletme kurmalarının kanun ve tebliğ gereği olduğunu bildirerek, Yönetim Kurulu kararıyla iktisadi işletmenin tescilinin yapılmasını istedikleri anlaşılmıştır.

Oysa ki;

Değişik Bakanlıklarca hazırlanan ve uygulanan tek tip Kooperatif Ana Sözleşmeleriyle, Ticaret Sicil Yönetmeliği incelendiğinde görüleceği gibi, kooperatiflerin iktisadi işletme açabileceği konusunda hiçbir düzenleme bulunmamaktadır.

Ticaret Sicilinde tescili olmayan bir teşekkülün noterde defter onaylatabilmesi de mümkün görünmemektedir.

Kooperatiflerde genel kurulun verdiği bir yetki olmadan yönetim kurulu şube bile açamamaktadır.

Kooperatifin sahip olduğu sabit kıymetlerinin, ruhsat, çalışma izni, kapasite raporu ve benzeri kazanımların iktisadi işletmeye ne şekilde aktarılacağı konusunda hiçbir açıklama bulunmamaktadır.

Kooperatifte yıllardır çalışan personelin kazanılmış hakları ödenmeden iktisadi işletmeye aktarılamayacağı da önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu nedenlerle, kooperatiflere büyük külfet getirecek, uygulanmasındaki zorluklar nedeniyle de Vergi İdaresiyle ihtilaf yaratacak bu düzenlemelerin açıklığa kavuşturulması gerektiği değerlendirilmiştir.

Bilgilerinizi ve konuya açıklık getirilmesi hususunda gereğini arz ederim.

A.Masis YONTAN

Genel Başkan

TÜRMOB, "Şirketlerin Mali Yapılarını Güçlendirmeye Yönelik Öneriler Raporu"nda 28 tavsiyeye yer verdi. 

Raporu değerlendiren TÜRMOB Başkanı Masis Yontan, işletmelerin ülkenin değerleri olduğunu ve korunması gerektiğine işaret ederek, "Ekonominin can damarı olan işletmelerimizin, ekonomik sıkıntı ve sorunlarını aşabilmeleri geleceğimiz için de son derece önemli. Sıkıntılı dönemlerde her türlü fedakarlığı sergileyerek, varlıklarımızı kaybetmeden sorun ve sıkıntıların üstesinden gelmemiz gerekiyor." ifadesini kullandı.

Ülke ekonomilerinin zaman zaman sorun yaşayabildiğinin altını çizen Yontan, söz konusu dönemlerde gayrisafi hasılada meydana gelen dalgalanmalar sonucunda durgunluk veya enflasyonun ortaya çıktığını, işletmelerin ve bireylerin bu koşullardan olumsuz etkilendiğini bildirdi.

Yontan, böyle bir tablonun işletmeler açısından, stokların artışı, nakit ihtiyacı ve borçlarını ödeyemeyenlerin sayısının artması gibi domino taşı etkisiyle bütün sektörleri ve vergi gelirlerini etkileyecek bir durumu ortaya çıkardığını kaydetti. Yontan, "Enflasyon ve/veya işsizliği arttıran bu iktisadi yapı, işletme bilançolarını da olumsuz etkiler" değerlendirmelerinde bulundu.

Öne çıkan öneriler

Ekonominin sorun yaşadığı dönemlerde işletmelerin dikkate almaları gereken vergi uygulamaları konusunda bilgilendirme yapılan raporda, şirketlerin mali yapılarını güçlendirmeye yönelik 28 öneriye yer verildi. Raporda öne çıkan öneriler özetle şöyle sıralandı:

- Sermaye artırımına vergi avantajı getirilmeli, artırılan sermaye doğrudan vergi matrahından indirim konusu yapılabilmeli.

- İşletmelerin bilançolarını güçlendirmek amacıyla gayrimenkullerini satmak durumunda kalan işletmeler için, gayrimenkul satışlarından elde edilen kazançların vergiden istisna olması durumunda uygulanan oran, tekrar en az yüzde 75 olarak uygulanmalı.

- Kurumlar vergisi mükelleflerinin işletme aktifine kayıtlı gayrimenkullerinin satışından elde edilen gelirlerine uygulanan yüzde 50 vergi istinası, gelir vergisi mükelleflerine de getirilmeli. Ticari, zirai ya da serbest meslek kazancı elde eden mükelleflerin faaliyetleri dolayısıyla şahsi gayrimenkullerini satmak zorunda kalabilecekleri dikkate alındığında bu istisna, değer artış kazancı elde eden mükellefler için de geçerli olmalı.

- Kur farklarından doğan kar ya da zararların gelecek döneme ait gelir ya da gider olarak muhasebeleştirilmesine olanak sağlayan yasal düzenleme yapılmalı.

- TTK gereğince yapılan sermaye azaltımı işlemleri ve sermaye tamamlama ödemeleri vergi dışı bırakılmalı.

- Kur farkı ve faiz giderlerinin maliyete ilavesi ya da doğrudan gider yazılması konusunda oluşturduğu döneme bakılmaksızın mükelleflere seçimlik hak tanınmalı.

- Yurt dışı ilişkili kişilerden faizsiz olarak yapılan borçlanmalar üzerinden KDV hesaplanmamalı.

- Vazgeçilen alacakların geçmiş yıl zararlarına da mahsubu imkanı getirilmeli.

- Kur farkının KDV matrahına dahil olmasına yönelik düzenlemeden vazgeçilmeli.

- Asgari ücret vergi dışı bırakılmalı.

https://www.dunya.com/kobiden/sirketlerin-mali-yapilarini-guclendirmek-icin-28-oneri-haberi-446031

Cumartesi, 25 Mayıs 2019 11:05

YENİ EKONOMİ YAKLAŞIMI PAKETİ

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, yeni ekonomi yaklaşımını programı kapsamında açıklamalarda bulunmuştu. Albayrak bu alandaki adımların atılmasıyla birlikte güçlü temellerle yola çıkılacağını ve bu süreçle birlikte 2018, 2019 yılında Türkiye birinci fazı bitirip istikrarlı büyüme dediğimiz ikinci faza geçeceğini söylemişti.

Ayrıca Albayrak yeni ekonomik yaklaşımının genel mimarisini 3+1 seklinde yorumlamıştı. Bunlar sırasıyla şöyle ;

1 Ekonomik dengelenme. Enflasyonla mücadele… Mali disiplin sıkı bir Ankara Maliye Bakanlığı göreceğiz.

2 İstikrarlı büyüme… Enflasyonla mücadele büyüme politikaları ile büyüme el ele gidecek.

3 Adaletli paylaşım İstikrarlı sağlanan sağlam temellerin üzerine oturttuğumuz bu büyümeyi bu manada milletimiz açısından çok daha önemli bir  faza taşıyacağız.

+1 Türkiye’nin dünyadaki en gelişmiş ülkelerin göstergelerine ulaşılması sağlanacak.

20 EYLÜL 2018: YENİ EKONOMİ PROGRAMI PAKETİ

Bu programın başlığı ‘Dengelenme, disiplin, dönüşüm’ olarak tanımlandı. Peki açıklanan bu programın içeriğinde neler vardı? İşte cevabı…

Yeni Ekonomi Programı’nda işsizlik beklentisi hedefleri ise 2018’de yüzde 11.3, 2019 için yüzde 12.1, 2020 için yüzde 11.9 ve 2021 için yüzde 11.8 olarak açıklanmıştı. Bugüne bakıldığında ise işsizlik rakamları düşmüyor. Aksine her geçen gün artış gösteriyor.

Ürün gözetim mekanizması ve tarımda milli birlikle birlikte gıda enflasyonu ile çok daha etkin bir mücadele olacağını söyleyen Albayrak, “Ürün izleme mekanizması gibi birçok aksiyonla enflasyon hedefi 2019'da yüzde 15.9, 2020'de yüzde 9.8, 2021’de yüzde 6 olacak” ifadelerini kullanmıştı.

9 EKİM 2018: ENFLASYONLA TOPYEKUN MÜCADELE PAKETİ 

Paket kapsamında üç ay üst üste elektrik ve doğalgaza zam geldikten sonra bakan yıl sonuna kadar elektrik ve doğalgaza zam yapılmayacağını bildirmişti. TOBB ve TÜSİAD üyesi şirketler üç ay süre ile ürünlerine asgari yüzde 10 indirim yapacaklardı.

KURDAKİ OYNAKLIK GERİDE BIRAKILDI

Albayrak program kapsamında şu açıklamalarda bulunmuştu; YEP’te ifade ettiğimiz gibi dengelenme süreci başlamıştır. Son dönemde kurdaki yukarı oynaklık geride bırakıldı. Kur dalgalanmalarının olumsuz etki yarattığı fiyatlamalarda dengelenme sağlamıştır.

ÖTV VE KDV İNDİRİMLERİ

Yine bu kapsamda Albayrak, KDV ve ÖTV indirimlerinin başlatıldığını açıklanmıştı.

DEVLET DESTEKLİ ALACAK SİGORTASI

KOBİ'lerin alacaklarını tazmin edememeleri durumunda zararlarını karşılamak için Devlet Destekli Alacak Sigortası devreye alınmıştı.

10 OCAK 2019: KOBİ DEĞER KREDİSİ PAKETİ

Tüm sektörlerden yıllık cirosu 25 milyon TL'nin altında olan KOBİ'ler için Kobi Değer Kredisi verildi.

10 ŞUBAT: 2019 SERACILIK KREDİ PAKETİ (SKP)

Yine bu tarihte seracılık altyapısının güçlenmesine ve verimliliğin artırılmasına önemli katkı sağlayacak olan, Hazine destekli Ziraat Bankası kredi paketi açıklandı. Bu paketle tarımsal faaliyetlerin artırılması hedefleniyordu.

1 MART 2019: KOBİ DEĞER KREDİSİ-2 

Hazine garantili, toplamda 25 milyar TL'lik yeni paket açıklandı. Buna göre; Ciro ve faaliyet alanına göre 1.5 milyon TL’ye kadar kredi verilecekti.

10 NİSAN 2019: YAPISAL DÖNÜŞÜM ADIMLARI PAKETİ 

Bu paket kapsamında Albayrak şu bilgileri paylaşmıştı: Reformun başında finansal sektör geliyor. İlki de bankacılık sektörü olacak. Kamu bankalarına 28 milyar DİBS verilecek. Kamu bankalarının bilançoları çok daha dirençli hale getirilecek. Özel bankaların ihtiyaç halinde hazır tuttukları yeniden sermayelendirme planları çerçevesinde sermayesi artırılacak. Sektörün daha dirençli hale getirilmesini önemsiyoruz.

23 MAYIS 2019: İVME (İLERİ, VERİMLİ, MİLLİ ENDÜSTRİ) PAKETİ 

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak son olarak İleri, Verimli, Milli Endüstri (İVME) Finansman Paketi’ni açıklamıştı. Buna göre yıl sonuna kadar 30 milyar TL’lik kredi hacmi oluşturuldu. Krediler üç temel sektöre verilecek. Hammadde ve aramalı ithalatı, makine ve teçhizat yatırımları ve tarım sektörü. Faiz oranları enflasyona bağlı olacak.

NOEL BABA BİLE BU KADAR PAKETİ BİR ARADA GÖRMEDİ

Sözcü Gazetesi yazarı Murat Muratoğlu dünkü yazısında Albayrak’ın açıkladığı paketleri yorumladı. Muratoğlu yazısında, “Hazine ve Maliye Bakanımızın değerini bilin! Almanya'dan gelen gurbetçi dayı gibi her daim paketle geliyor kendisi… Noel Baba bile bu kadar paketi bir arada görmedi. Sabah sabah bir baktım, dolar 6.15'e dayanmış. Haberleri açtım, Berat Albayrak paket açıklayacakmış. Daha yeni açıklamıştı. Belli ki doyamadı. Gözünü seveyim daha fazla paket açıklama artık… Bırak herkes paketler bitti sansın… Aile arasında hobi olarak yine paket açarsın. Ekonomide Yapısal Dönüşüm paketi açıklandığında dolar 5.69 liraydı. Paketin tam 40'ı çıktı, dolar o günden bugüne 6.14'e tırmandı.” ifadelerini kullanmıştı.

CARİ FAZLA İTHALATTA SORUN OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜRÜR

Yeni açıklanan İVME paketini değerlendiren Sözcü Gazetesi Yazarı Çiğdem Toker dünkü yazısında Albayrak’ın ‘cari fazla’ sözünü yorumlamıştı. Toker, “Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, İVME paketini açıklarken, hazirandan itibaren Türkiye'nin cari fazla vereceğini söylemiş. Ekonomiyle ilgili kavramlara herkes hakim olmayabilir. Haliyle bu cümlenin de içinde “fazla” kelimesi geçiyor diye olumlu sanılma ihtimali mevcut.  Böyle bir yanılgı olasılığına karşı, -iktisatçılar bir yana- ekonomiyi izleyen saha muhabirlerinin dağarcığında bulunan bilgiyi hatırlatalım: Cari fazla Türkiye gibi ülkelerde küçülme, daralma ve krize işaret eder. Cari fazla vermek, o ekonomide ithalatta sorun olduğunu düşündürür” kullanmıştı. https://www.sozcu.com.tr/2019/ekonomi/paket-paket-ekonomi-4924111/

vergi incelemesi kısa incelemelerde (6) ay, uzun vergi incelemelerinde ise (1) yıl içerisinde sonuçlandırılması hedeflenmiştir. Buna göre, 6009 sayılı yasa ile yapılan düzenlemeler sonucunda 213 sayılı VUK md. 140 hükmüne yapılan ekleme ile vergi incelemelerinde tam inceleme ve sınırlı inceleme olmak üzere bir ayrım yapılmıştır.

213 sayılı VUK md. 140 hükmü ve konu ile ilgili yayımlanan yönetmelik yükümlerine göre inceleme elemanının, inceleme süresini incelemeye başlama tutanağı ile raporun, rapor değerlendirme komisyonuna sevki için ilgili inceleme ve denetim birimine teslim etmesi arasında ki süre olarak tespit etmiştir. İncelemeye başlanıldığı tarihten itibaren, tam inceleme yapılması halinde, en fazla (1) yıl; sınırlı inceleme yapılması halinde ise, en çok (6) ay içerisinde incelemenin tamamlanması ve bitmiş olması gerekir. Bu süreler dahilinde incelemenin bitirilmemesi halinde, bitirilmeme nedenleri yazılı olarak ilgili mükellefe bildirilmek koşulu ile (6) ay geçmemek üzere ilave süre istenebilmektedir.

Öte yandan, vergi incelemesi sonucu gecikme faizi 213 sayılı VUK md. 112 hükmüne göre hesaplanmaktadır. Gecikme faizi ise, vergiler ile ilgili tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, son yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar hesaplanacak olan gecikme faizi, mükellefler bakımından önemli bir vergisel yük olarak karşımıza çıkmaktadır. Vergi incelemeleri sonrasında hesaplanan, vergi cezaları uzlaşma konusu edilebilmektedir. Gecikme faizleri ise, hiçbir şekilde uzlaşmaya konu edilmemektedir. Gecikme faizi, ana vergi üzerinden ve geçmişe yönelik olarak hesaplanmaktadır. Durum böyle olunca, gecikme faizleri, vergi incelemelerinin veya takdir komisyonlarında dosyaların geciktirilmesi halinde çok ciddi rakamlara varan gecikme faizi külfeti, mükelleflerin belini kırmaktadır.(1) Özellikle, yeni vergi incelemesi süreci sonrasında gecikme faizleri vergi incelemesinin kısa sürede bitirilmesi halinde önemli bir yük olarak karşımıza çıkmaz. Çünkü, murat edilen süreçte incelemenin bitirilmesi halinde geçmişe matuf, ana para üzerinden hesaplanan gecikme faizi çok ciddi bir yük olarak karşımıza çıkmayacaktır. Şu veya bu sebeplerle, vergi inceleme sürecinin uzaması halinde (vergi müfettişinin değişmesi, rapor okuma komisyonunda raporun yeniden düzeltilmesi, incelemeye çeşitli nedenlerle ara verilmesi, incelemenin bitirilemeyerek tarh zaman aşımının bitmesine kısa bir süre kala dosyanın müfettişten takdir komisyonuna sevk edilmesi, vs.) geçmişe matuf yapılacak tarhiyatlarda gecikme faizleri çok ciddi bir yük olarak ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte, vergi mükellefinin, vergi incelemesine etki edememesi, incelemenin mükellefin ricası ile veya müdahalesi ile kısa sürede tamamlanamaması (kaldı ki, mükellefin vergi incelemesine herhangi bir müdahale etmesi mümkün değildir.) halinde ortaya çıkacak gecikme faizi nedeniyle idarenin kusuru olduğu görülmektedir.

Yargıya intikal eden bir hadise nedeniyle vergi incelemesinin zamanında yerine getirilmemesi sonucu yürürlüğe giren 6111 sayılı yasanın md. 4 hükmünde mükellefin istifade ettirilmeyişi dava konusu edilmiş. Neticede yargı mükellefi haklı bulup, vergi incelemesinin süresinde bitirilmesi gerektiği ve bu konuda idarenin sorumlu olduğu şeklinde dava karara bağlanmıştır. Sonuçta, mahkeme kararına göre mükellef için 6111 sayılı torba kanunun md. 4 hükmünden yararlanması gerektiği mükellef lehine karara bağlanmıştır.(2) Nazlı Gaye Alpaslan

https://www.hurses.com.tr/av-nazli-gaye-alpaslan/vergi-incelemesi-surecinin-uzamasi-sonucu--uygulanacak-gecikme-faizi/haber-26894

---------------------------------
[1]Bkz. 213 sayılı VUK md. 112

[2]Bkz. İzmir 2. Vergi Mahkemesi 10.12.2012 gün ve E: 2012 / 221 – K: 2012 / 1319 sayılı karar : Söz konusu karara göre “Bu durumda defter ve belgelerin vergi denetmenleri büro başkanlığına ibraz tarihi 6111 sayılı Kanunun yayımlanmasında önceki bir tarihte gerçekleştiğinden, incelemeye başlama tutanağının Kanunun yayımlanma tarihinden sonraki bir tarihte düzenlendiğinden bahisle anılan Kanun hükümlerinden yararlanma başvurusunun anılan gerekçeyle reddinde yasaya uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; davanın kabulüne, dava konusu işlemin iptaline, …”

Cuma, 24 Mayıs 2019 11:33

Yeni Vergi Düzenlemeleri Geliyor

Kayıt dışı ekonomiyle mücadele kapsamında, özel muayenelerden konaklamalara, turistik turlardan araç ve gayrimenkul satışına kadar her alanda yakın takip gerçekleştirilecek.

Gelir İdaresi Başkanlığınca (GİB) 2019-2021 dönemine ilişkin Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi ve Eylem Planı hazırlandı.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 39 eylemden oluşan planın "Gönüllü uyum seviyesinin yükseltilmesi", "Denetim kapasitesinin daha güçlü hale getirilmesi", "Mevzuatın gözden geçirilmesi ve düzenlemelerin yapılması", "Kurumlar arası veri paylaşımının geliştirilmesi" ve "Toplumun her kesimine yönelik farkındalığın artırılması" başlıklarında 5 ana bileşeni bulunuyor.

Plan kapsamında, ödemelerin nakit yerine banka kartı gibi ödeme araçlarıyla yapılmasının teşvik edilmesi amacıyla kart kullanıcısı ve üye iş yerleri nezdinde avantaj sağlayan düzenlemeler hayata geçirilecek.

Kayıt dışılığın yoğun olduğu sektörlerde ödemeyle mali belgenin uyumunun sağlanmasına yönelik e-fatura, e-arşiv fatura, e-irsaliye, yeni nesil ödeme kaydedici cihaz, mobil POS gibi elektronik uygulamalar yaygınlaştırılacak.

Serbest bölgeler, antrepo rejimi ve dahilde işleme rejimi gibi gümrük rejimleri ve özel amaçlı bölge uygulamaları mevzuatı ve sistemleri gözden geçirilecek. Bu sistemlerin amacı dışında kullanımını engelleyecek mekanizmaların kurulması ve diğer sistemlerle entegrasyonu sağlanacak.

3 VE ÜZERİ İŞÇİ ÇALIŞTIRANA BANKA ŞARTI

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) veri tabanıyla GİB veri tabanından yararlanılarak yapılan risk analizi sonuçlarına göre belirlenen riskli iş yerleri nezdinde fiili ve elektronik denetim yürütülecek.

3 ve üzeri işçi çalıştıran işverenlerin ücret ödemelerinin bankalar vasıtasıyla gerçekleştirilmesine yönelik düzenlemeyle bu kapsamda elde edilen verilerin analizi yapılacak.

Şehir içi yolcu taşımacılığında kullanılan kartlı taşıma sistemlerinin ülke çapında yaygınlaştırılması sağlanacak. Şehirler arası tarifeli yolcu taşımacılığında düzenlenen yolcu taşıma biletlerinin e-bilet olarak düzenlenmesi sağlanacak ve ilgili kurumlarla veriler paylaşılacak.

MAÇLARDAN SİNEMAYA KADAR E-BİLET YAYGINLAŞACAK

Gübre Takip Sistemi bünyesinde yer alan verilerin GİB ile paylaşımı sağlanarak, söz konusu veriler e-fatura sistemiyle entegre edilecek.

Spor müsabakaları, tiyatro, sinema ve konser etkinlikleri gibi biletle girilen alanlarda e-bilet uygulaması yaygınlaştırılacak ve belirlenecek etkinliklere zorunluluk getirilecek.

Taşınmaz Değerleme Sistemi kapsamında elde edilen veriler ve ekspertiz raporları ilgili kurumlarla paylaşılacak. 
Sahte belge düzenleyen mükelleflerin mükellefiyet kayıtlarının resen durdurulmasına yönelik idari ve teknik düzenlemeler yapılacak.

REZERVASYONLAR VE TURLARA TAKİP

Gayrimenkul alım satımında ihtiyari olarak kullanılan Tapu Takas Sistemi yaygınlaştırılacak ve söz konusu sistemin araç alış ve satış işlemleri de dahil benzer diğer satışlarda kullanılması yönünde hukuki, idari ve teknik düzenlemeler yapılacak.

Turizm sektöründe çoğunlukla internet siteleri üzerinden veya emlakçılar aracılığıyla gerçekleşen işletme dışı konaklama faaliyetlerinin (otel, pansiyon, günübirlik ev gibi) ve rezervasyonların takibinin yapılmasıyla elde edilen çıktıların ilgili denetim birimleriyle paylaşılması sağlanacak.

Kayıt dışı, kalitesiz ve yüksek bedelle mal ve hizmet satmak amacıyla piyasa fiyatından daha düşük bedelle turistik turlar düzenleyen kişi, işletme ve acenteler takip edilecek, bu alanda gerekli yasal düzenlemeler yapılacak.

Başta kadınların yoğun olarak çalıştığı sektörlerde kayıtlı kadın istihdamını artırmaya yönelik farkındalık faaliyetleriyle sosyal yardım alanları kayıtlı çalışmaya yönlendirici bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleştirilecek.

ÖZEL MUAYENELER ELEKTRONİK SİSTEMLE TAKİP EDİLECEK

Özel muayenehanesi olan doktorların özel hastanelerde yapmış olduğu işlemlere (tedavi, muayene, ameliyat gibi) ait Özel Hastaneler Yönetmeliği gereğince tutulması ve bildirilmesi gereken kayıt ve bilgilerin, Sağlık Bakanlığınca kurulacak elektronik sistemlere girişleri yapılacak. Bu şekilde kurulan sistemlerin ilgili kurumların bilgi sistemleriyle entegrasyonu sağlanacak.

İnşaat projesinin onayından itibaren her aşamanın izlenebilmesi için gerekli sistem ve teknik altyapı vasıtasıyla kurumlar arası veri paylaşımı ve çapraz kontrol gerçekleştirilecek.

Tarımsal verilere ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığında dinamik veri akışının gerçekleştiği analiz platformu kurulacak. Dış ticaret verileriyle Hal Kayıt Sistemi verilerinin TÜİK'in ürettiği tarımla ilgili verilerle entegrasyonu yapılacak.

DİZİLERLE VERGİ MESAJI

Çocuklar başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinde sosyal güvenlik ve vergi bilincinin geliştirilmesi amacıyla izlenme oranı yüksek çizgi film ve dizilerin içeriğine, bu konuya ilişkin senaryolar eklenerek yayınlanacak. Gençlik merkezleriyle gençlik ve izcilik kamplarında bu konuda etkinlikler düzenlenecek.

Nakit ekonomisiyle mücadele kapsamında, ödeme işlemlerinde banka kartları ve benzeri ödeme araçlarının kullanımının özendirilmesine yönelik farkındalık oluşturulacak.

Vergisel yükümlülüklerini aksatmadan yerine getiren uyumlu mükelleflere kamu tarafından sunulan hizmetlerde ayrıcalık sağlayan düzenlemeler yapılacak.

TAŞIT VE GAYRİMENKUL ALIM SATIMI YAPANLARA UYARI

Tapu işlemlerinde gerçek bedelle satış işlemlerinin yapılmasını sağlamak amacıyla söz konusu işlemler diğer kurumlardan alınan bilgilerle karşılaştırılarak analiz edilecek. Gerçek beyanda bulunulmaması halinde düzeltme yapmaları gerektiği iletişim kanalları vasıtasıyla muhataplarına hatırlatılacak.

Bir takvim yılı içinde kanunda belirtilen sınırın üzerinde taşıt ve gayrimenkul satış işlemi yapanların, vergi kanunları uyarınca ticari kazanç elde eden mükellef kapsamında değerlendirileceğine yönelik bilgilendirme yapılacak. 

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/bu-meslekleri-yapanlar-dikkat-yeni-duzenlemeler-yolda-41224211

I- GİRİŞ

İşverenlerimizin, işyerlerine ve çalıştırdıkları sigortalılara dair yerine getirmek zorunda oldukları bir takım yasal yükümlülükler vardır. Bunlardan biri de 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Sigortalı Bildirimi ve Tescili” başlıklı 8 ve “İşyeri, İşyerinin Bildirilmesi, Devri, İntikali ve Nakli” başlıklı 11. maddeleri uyarınca yükümlü oldukları işyeri ve sigortalıların tescili yükümlülüğüdür. Söz konusu yükümlülükleri yerine getirirken bazı detaylar göz ardı edilebilmekte yahut sehven hatalı işlem yapılmamaktadır.

Bu çalışmamızda, aynı işverene ait işyerlerinde çalışmakta olan sigortalıların fiilen çalıştıkları işyerinden değil de sehven diğer işyerinden bildirilmeleri ve sonrasında durumun anlaşılmasıyla düzeltme amaçlı verilen bildirge/belgelerden dolayı idari para cezası uygulanıp uygulanmayacağı hususunu açıklamaya çalışacağız.

II- İLGİLİ MEVZUAT HÜKÜMLERİ VE ÖRNEKLİ AÇIKLAMALAR

5510 sayılı Kanun’un “Sigortalı Bildirimi ve Tescili” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrası; “İşverenler, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılan kişileri, 7. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalılık başlangıç tarihinden önce, sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirmekle yükümlüdür.”

Mezkur Kanun’un “İşyeri, İşyerinin Bildirilmesi, Devri, İntikali ve Nakli” başlıklı 11. maddesinin üçüncü fıkrası ise; “İşveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini en geç sigortalı çalıştırmaya başladığı tarihte, Kuruma vermekle yükümlüdür.”

Ayrıca, 5510 sayılı Kanun’un “Kurumca Verilecek İdarî Para Cezaları” başlık 102. maddesi;

Kurum’ca dayanağı belirtilmek suretiyle diğer kanunlarda aşağıda belirtilen fiiller için idari para cezası öngörülmüş olsa dahi ayrıca bu Kanunun;

a) 1) 8. maddesinin birinci fıkrası ile 61. maddede belirtilen bildirgeyi, bu Kanunda belirtilen süre içinde ya da Kurumca belirlenen şekle ve usule uygun vermeyenler veya Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu hâlde anılan ortamda göndermeyenler hakkında her bir sigortalı için asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır.

c) 86. maddesinin birinci fıkrası uyarınca verilmesi gereken belgeleri, Kurumca belirlenen şekilde ve usulde vermeyenler ya da Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu halde anılan ortamda göndermeyenler veya belirlenen süre içinde vermeyenlere her bir fiil için;

1) Belgenin asıl olması halinde aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin beşte biri tutarında,

2) Belgenin ek olması halinde, aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla her bir ek belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin sekizde biri tutarında,

3) Ek belgenin 86. maddenin beşinci fıkrasına istinaden Kurum’ca re’sen düzenlenmesi durumunda, aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla her bir ek belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin yarısı tutarında,

Hükümlerine amirdir.

Zikredilen Kanun hükümlerinden 8 ve 11. hükümlere dikkat edildiğinde hükümlerin hiçbirisinde belgelerin işyerinin bağlı olduğu kurum ünitesine vermek veya doğrudan işyerinden yerine getirmek yükümlülüğünün olmadığı, bu bağlamda yükümlülüğün yerine getirilmiş sayılması için Kuruma verilmesinin yeterli olduğu anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda, sigortalının fiilen çalıştığı işyerinden değil de aynı işverenin başka işyerinden Kurumumuza bildirilmesi ve bu durumun daha sonra fark edilerek sonradan, durumu düzeltme amacıyla yani sigortalıların bildirildikleri işyeri ile bildirilmeleri gereken işyeri bakımından iptal ve asıl/ek mahiyetli belge düzenlenmesi ve verilmesi durumunda değerlendirme şu şekilde olacaktır: sigortalıların yanlış da olsa Kanuni süresi içinde veya dışında işverene ait bir işyerinden bildirilmelerine dair sigortalı işe giriş bildirgelerinin ve aylık prim ve hizmet belgelerinin verilmesine ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmiş olması yani yükümlülüklerin işyeri bazında değil işveren tarafından yerine getirildiği dikkate alınması suretiyle, diğer bir ifadeyle Kuruma karşı yükümlülükler işveren tarafından şu veya bu işyeri üzerinden yerine getirilmiş olduğu için Kuruma karşı yükümlülüklerin yerine getirilmesi bakımından bir ihlal olduğu şeklinde değerlendirme yapılmaması gerekmektedir.

Ayrıca, Sosyal Güvenlik Kurumu 2013/11 sayılı Genelge’nin “2.14- Naklen ve Hizmet Akdi Sona Ermeden Aynı İşverenin Aynı ya da Başka Ünitede Tescil Edilmiş İşyerinde Çalışanlar” başlığı altında şu ifadeler yer almaktadır: “İlk işyerindeki çalışmasına ait sigortalı işe giriş bildirgesi Kuruma verilerek tescil işlemi yapılmış olan sigortalının, naklen ve hizmet akdi sona ermeden aynı işverenin aynı ya da başka ünitede tescil edilmiş diğer işyerinde çalışmaya başlaması halinde, yasal süresi dışında Kuruma yapılan bildirimler de süresinde yapılmış sayılacaktır. Sigortalının hizmet akdinin sona erip ermediğinin tespiti Kurumun hizmet kayıtlarından yapılacak, ayrıldığı işyerinden sonra ara vermeden nakil edildiği işyerinde işe başlaması halinde bu sigortalının gerek işten ayrılış bildirgesi gerekse işe giriş bildirgesinin yasal süresi dışında verilmesinden dolayı idari para cezası uygulanmayacaktır. İşverenlerin bu durumdaki sigortalılar için e-Sigorta yoluyla verecekleri işe giriş bildirgesinde “İstisna Durum Bildirim Tablosu”nda “Naklen ve hizmet akdi ilişkisi sona ermeden aynı işverenin Kurumun aynı ya da başka sosyal güvenlik il müdürlüğü/sosyal güvenlik merkezince (SGİM/SGM) tescil edilmiş diğer işyerinde çalışan sigortalı” alanı, işten ayrılış bildirgesinde ise işten ayrılış nedenlerinden “16 Sözleşme sona ermeden sigortalının aynı işverene ait diğer işyerine nakli” alanını seçmeleri gerekmektedir.”

Örnek:

Sigortalı Mehmet bey, işveren Fatma hanıma ait (X) işyerinden 31.12.2010 tarihinde ayrılmıştır. Bununla birlikte sigortalı Mehmet bey, yine Fatma hanıma ait olan (Y) işyerinde 05.01.2011 tarihinde çalışmaya başlamıştır. Sigortalı Mehmet beyin yeniden çalışmaya başladığına dair düzenlenen Sigortalı İş Giriş Bildirgesi 10.01.2011 tarihinde Kuruma verilmiştir. Öte yandan, sigortalı Mehmet bey adına (X) işyeri tarafından verilen aylık prim ve hizmet belgesinde 2010 yılı Aralık ayında 30 günlük hizmet bulunduğu, ancak işten ayrılış tarihi ve ayrılış nedeni bildirilmediği gibi sigortalı işten ayrılış bildirgesinin de verilmediği tespit edilmiştir. Bu durumda 05.01.2011 tarihinde (Y) işyerinde çalışmaya başlayan sigortalının hizmet akdinin kesintisiz olarak devam ettiğinden bahsedilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, (Y) işyerinden yasal süresi dışında verilen işe giriş bildirgesi, (X) işyerinden ise yasal sürede verilmeyen sigortalı işten ayrılış bildirgesi için idari para cezası uygulanması gerekmektedir.

III- SONUÇ

Sonuç itibariyle, aynı işveren tarafından çalıştırılan sigortalılar bakımından işverene ait bir başka işyerinden Kuruma karşı yükümlülüklerin yerine getirilmiş olması halinde, düzeltme amaçlı verilen olarak bilahare farklı işyeri üzerinden verilmesi gereken belgeler nedeniyle idari para cezası uygulanmaması gerekmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus işyerleri arası nakillerde, hizmet akdinin kesintiye uğramaması ve ilgili aylık prim ve hizmet belgelerinde sigortalıların işten ayrılış tarih ve nedenlerinin belirtilmesi gerektiğidir. http://www.y-akademi.com/ik/201812_ct.htm

Çağlar TÜRKER* E-Yaklaşım / Aralık 2018 / Sayı: 312

I- GİRİŞ

İş sözleşmesini fesih hakkı; hak sahibine, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı 4857 sayılı İş Kanunu’nun, 24. maddesinde, işçinin önelli fesih bildirimi ise aynı Kanun’un 17. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, kanaatimce istifa olarak değerlendirilmelidir.

II- FESİH VE FESİH HAKKI

Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi, tek taraflı olarak ve ileriye dönük olmak üzere sonlandıran bozucu yenilik doğurucu irade beyanına fesih denir. Fesih hakkı, iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren bozucu yenilik doğuran ve karşı tarafa yöneltilmesi gereken bir haktır. Fesih bildiriminde fesih sözcüğünün bulunması gerekmez. Fesih iradesini ortaya koyan ifadelerle eylemli olarak işe devam etmeme hali birleşirse bunun fesih anlamına geldiği kabul edilmelidir. İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı 4857 sayılı İş Kanunu’nun, 24. maddesinde, önelli fesih bildirimi ise 17. maddesinde düzenlenmiştir. İş Kanunu’nda işçinin istifasına yönelik özel bir düzenleme yoktur. İstifa, İş Kanunu’nun, 24 ve 25. maddesinde düzenlenen işçi ile işverene derhal fesih hakkı veren sebeplerden niteliği itibarıyla farklıdır.  İşçinin, el yazısı ile yazıp işveren verdiği ve haklı bir nedenle ayrıldığını belirttiği dilekçe uygulamada istifa dilekçesi olarak işlem görmektedir. Sözlü istifa ve buna ilişkin tutanağın istifa dilekçesi olmayacağı Yargıtay kararlarında belirtilmiştir.

A- FESİH BİLDİRİMİ

Fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması, 4857 sayılı İş Kanunu’nun, 109. maddesinin bir sonucudur. Ancak yazılı şekil şartı, geçerlilik koşulu olmayıp ispat şartıdır. Fesih bildirimi karşı tarafa ulaştığı anda sonuçlarını doğurur. Ulaşma, muhatabın hâkimiyet alanına girdiği andır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre feshin geçerli nedene dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesinin birinci fıkrasına göre işveren fesih bildirimini yazılı yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Fesih bildirimi yazılı yapılmamışsa veya fesih sebebi açık ve kesin bir şekilde belirtilmemişse aynı Kanun’un 21. maddesi gereğince geçerli sebep gösterilmediği kabul edilir. Buna karşılık, aynı Kanun’un 25. maddesinde öngörülen, işverenin haklı nedenle derhal feshinde ise yazılı şekil şartı aranmamaktadır.

B- SÜRELİ FESİH

İş sözleşmesi, taraflara sürekli olarak borç yükleyen bir özel hukuk sözleşmesi olsa da, taraflardan herhangi birinin iş sözleşmesini bozmak için karşı tarafa yönelttiği irade açıklamasıyla ilişkiyi sona erdirmesi mümkündür. Süresi belirli olmayan sürekli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. İş sözleşmeleri;

· İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra,

· İşi altı aydanbirbuçukyıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra,

· İşibirbuçukyıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra,

· İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra, feshedilmiş sayılır.

Bu süreler asgari olup sözleşmeler ile artırılabilir. Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir.

C- İŞÇİNİN FESİH HAKKI

İşçiye fesih hakkı veren ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri İş Kanunu’nun, 24. maddesinde düzenlenmiştir. Yasal düzenlemeye göre;

· İşverenin iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltması,

· İşvereninin, işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söylemesi, davranışlarda bulunması veya işçiye cinsel tacizde bulunması,

· İşverenin, işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunması veya gözdağı vermesi yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirmesi, kışkırtıp,sürüklemesi,yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlemesi yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnat veya ithamlarda bulunması,

· İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması,

· İşveren tarafından işçinin ücretinin kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmemesi veya ödenmemesi,

· Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücretin karşılanmaması yahut çalışma şartlarının uygulanmaması, gibi durumlarda, işçi iş sözleşmesini haklı nedenlerle feshedebilecektir.

D- İŞVERENİN FESİH HAKKI

İşverene fesih hakkı veren ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri İş Kanunu’nun, 25. maddesinde düzenlenmiştir. Yasal düzenlemeye göre;

· İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması,

· İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesi veya davranışlarda bulunması yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması,

· İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması,

· İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması,

· İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması,

· İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi,

· İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi,

· İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi,

· İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması, gibidurumlarda,işvereniş sözleşmesini haklı nedenlerle feshedebilecektir.

E- İŞVEREN İLE İŞÇİ ARASINDA GÜVEN İLİŞKİSİNİN ZEDELENMESİ

İşçinin iş sözleşmesinden doğan temel borcu iş görme olmakla birlikte, bu borcunu doğruluk ve güven kurallarına uygun bir şekilde yerine getirmek mecburiyetindedir. İşçinin; işverene karşı dürüst şekilde davranmak, çalışma ilişkisinin gereği bilgisi dâhilinde olan sırları saklamak işvereni için zararlı olabilecek hareketlerden kaçınmak, işverenin menfaatlerini gözetmek, işvereniyle rekabet etmemek şeklinde özetlenebilecek olan sadakat borcuna uyması, bir zorunluluktur.

Güven sorumluluğunun Türk pozitif hukukunda özel bir kanuni düzenlemesi bulunmamakla birlikte; Türk hukuk öğretisinde dürüstlük kuralından hareketle bir olayda güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için şu şartlar aranmaktadır;

· Olayda bir“güven”unsuru bulunmalı,

· Zarar gerçekleşmeli,

· Yaratılan hukuki görünüme güvenin pozitif olarak korunması anlamında geçerlilik sonucu bağlanmamalı,

· Zarar ile yaratılan hukuki görünüş arasında nedensellik bağı söz konusu olmalı,

· Başka hukuki kurumların uygulama alanına giren herhangi bir durum söz konusu olmamalı,

· Hukuki görünüşü yaratan kimse kusurlu olmalı, kişinin haklı güveni, yanı olaydaiyiniyetibulunmalıdır.

III- MANEVİ BASKI SONUCU İŞÇİNİN İSTİFASI

İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. Uygulamada en çok karşılaşılan şekli olan, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebi istifa olarak değil, olsa olsa ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde icap biçiminde değerlendirilmelidir. İşverenin sosyal ve ekonomik üstünlüğünü kullanarak, tazminatları ödeme koşulu, benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşverenin haklı fesih nedenlerine dayanarak işçiye istifa dilekçesi vermesi halinde baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine de gerçek anlamda istifa olarak değer vermek mümkün olmaz. Diğer taraftan fesih tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun, 437. maddesine göre; haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye uymamasından doğmuşsa o taraf, sebep olduğu zararı, hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde tutularak, tamamen gidermekle yükümlüdür. Nitekim konuya ilişkin Yargıtay kararında da “…dosya içeriğine göre davacı davalıya ait işyerinde aşçı olarak çalışmaktadır. Hazırlık evrakına göre davalı şirketin yetkilileri işyerinde alyans çalındığını belirterek, mesai saatleri dışında evinde olan davacının evine geldiklerini, bir gün öncesi hırsızlıkla suçlanıp iş sözleşmesinin feshedildiğini, yetkileri olmadığı halde evine gelmelerinden dolayı şikayetçi olduğu, tazminatsız fesih için hırsızlıkla itham edildiğini, tehdit edildiğini belirterek şikayetçi olmuştur. Yetkililerden bayan olan kişide yüzüğünün kaybolması nedeni ile aramak için gittiklerini beyan etmiştir. Davacı bu şikayetten sonra 23.09.2013 tarihli el yazısı dilekçesi ile hırsızlıkla suçlandığını, manevi açıdan çalışamayacağını, tüm yasal haklarının verilmesini talep etmiş, 26.09.2013 tarihli noter ihtarı ile de bunu tekrar etmiştir. Somut uyuşmazlıkta davacının alyansın kaybolması üzerine evine gelen yetkililerin davranışı ve suçlanması nedeni ile yasal haklarını talep eden dilekçenin salt istifa olarak nitelendirilmesi doğru değildir. Kaldı ki davacı evine gelinmeden önce iş sözleşmesinin hırsızlıkla itham edilerek feshedildiğini iddia etmiştir. Olayları gelişimine göre işçinin iş sözleşmesini işverenin manevi baskısı ile feshettiği, feshe zorlandığı, gerçek anlamda işçi feshinden söz edilemeyeceği açıktır. Davalı şirket yetkilileri buna neden olduğundan kıdem ve ihbar tazminatının kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir…” kararında da belirtildiği üzere işverenin haklı fesih nedenlerine dayanarak işçiye istifa dilekçesi vermesi için manevi baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine gerçek anlamda istifa olarak değer vermek mümkün değildir. Bu durum işveren yönünden geçersiz feshin sonuçlarını doğuracaktır. İşçi, ihbar tazminatı ve hizmet süresi bir yıldan fazla ise kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

IV- SONUÇ

İşverenin sosyal ve ekonomik üstünlüğünü kullanarak, tazminatları ödeme koşulu, benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşverenin haklı fesih nedenlerine dayanarak işçiye istifa dilekçesi vermesi halinde baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine de gerçek anlamda istifa olarak değer vermek mümkün değildir. Bu durumdaki işçi, ihbar tazminatı ve hizmet süresi bir yıldan fazla ise kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Hakkını işveren ödemez ise 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. http://www.y-akademi.com/ik/201812_cso.htm

Cumhur Sinan ÖZDEMİR* E-Yaklaşım / Aralık 2018 / Sayı: 312

Yrg. 9. HD.’nin, 18.06.2018 tarih ve E.2015/24545, K.2018/13176 sayılı Kararı.

Cuma, 24 Mayıs 2019 10:53

Seçilmiş Gelir İdaresi Özelgeleri

Gelir İdaresi özelgeleri, vergi cezası ve gecikme faizine karşı koruma sağlıyor. Aynı nitelikli özelgeler sadece özelgenin verildiği değil bütün mükellefler için aynı sonuçları doğuruyor. Bu nedenle özelgeler oldukça önemli ve izlenmesi gereken kaynaklar. 

Gelir İdaresince verilen özelgelerden seçilmiş bazılarının özetine, yorum yapmadan zaman zaman bu köşede yer vermeye çalışıyorum. 

İşte son zamanlarda verilen özelgelerden seçtiğim bazılarının özeti. Özelgelerin tam metinlerine Gelir İdaresinin internet sitesinden ulaşmak mümkün. 

Yatırımdan vazgeçilmesi halinde, yapılmakta olan yatırımlar hesabında bulunan tutar gider yazılabilir mi? 
(15.11.2018 tarih ve 114063 sayılı özelge) 

Şirket tarafından yapılan ve “258- Yapılmakta Olan Yatırımlar” hesabında izlenen harcamalar, söz konusu projenin şirket tarafından yapılmasından vazgeçilmesi halinde, doğrudan gider olarak dikkate alınabilir. 

Feshedilen sözleşme nedeniyle gelir kaydedilen teminat gider olarak dikkate alınabilir mi?
(19.07.2018 tarih ve 665432 sayılı özelge) 

İhale sözleşmesinin, teslim edilen malların ihaleye ait teknik şartnameye uygun olmadıkları gerekçesiyle feshedilmesi ve teminat tutarının ilgili Müdürlükçe irat kaydedilmesi halinde, bu durumun şirketin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğmamış olması şartıyla, söz konusu teminat tutarının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır. 

Tahsilata yetkili bankanın zamanında ödenen vergiyi süresinde Hazineye aktarmaması % 5 vergi indirimi olanağını ortadan kaldırır mı? 
(05.11.2018 tarih ve 13441 sayılı özelge) 

Bankaya zamanında ödenen 2018/I döneme ilişkin kurum geçici vergisinin banka tarafından kanuni süresinden bir gün sonra ödenmesi halinde, 2018, 2019 ve 2020 yılları için vergi indirimine ilişkin şartlar sağlanamayacağından, söz konusu yıllarda indirimden yararlanılması mümkün değildir. 

Gayrimaddi hak bedeli ödemelerinde aleyhe ve lehe oluşan kur farkları stopaja tabi midir?
(18.07.2018 tarih ve 15854 sayılı özelge) 

Tahakkuk kaydının yapıldığı dönemde TL karşılığı tutar üzerinden tevkifata tabi tutulan gayrimaddi hak bedeli için, ödeme tarihindeki dövizin TL karşılığı toplam brüt tutarı dikkate alınarak tevkifat yapılması gerekir. Gayrimaddi hak bedeline ait daha önce tahakkuk ettirildiği tarihte tevkifata tabi tutulan tutarın fiilen ödendiği tarihteki TL karşılığı arasındaki fark üzerinden ayrıca tevkifat yapılacağına dair daha önce verilen görüşte herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır. 

Diğer taraftan, vergi kesintisi uygulamasında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen tutarlar dikkate alındığından, verginin tahakkuk ettiği tarihten sonra döviz kurunun düşmesi halinde, tahakkuk tarihindeki kur esas alınarak hesaplanan tevkifat tutarının düzeltilmesi veya iadesi söz konusu değildir. 

Sermaye artırımından gelen nakdin bir kısmının arsa alımında kullanılması durumunda faiz indiriminden yararlanılabilir mi? 
(11.03.2019 tarih ve 16830 sayılı özelge) 

Nakden artırılan sermayeye ilişkin olarak faiz indiriminden faydalanılması mümkün olup, nakden artırılan sermayenin arsa satın alınmasında kullanılan kısmına ilişkin indirim oranı % 0’dır. 

Borçla karşılanan sermaye artırımında faiz indirimi yapılabilir mi?
(13.03.2019 tarih ve 17126 sayılı özelge) 

Ortaklarca veya ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları dolayısıyla faiz indiriminden yararlanılamaz. 

Holding şirketinin grup şirketine olan borcuna karşılık iştirak hisselerinin satışından elde edilecek kazanç için istisnadan yararlanılabilir mi? 
(07.01.2019 tarih ve 360 sayılı özelge) 

Şirket aktifinde yer alan iştirak hisselerinin, % 100 hissesine sahip olunan grup şirketine olan borç karşılığında bu şirkete satılması durumunda; 

  • Aktifte yer alan iştirak hisseleri adı geçen grup şirketinde yine iştirak hissesi olarak var olacağından ve
  • Söz konusu iştirak hisselerine dolaylı olarak sahip olmaya devam edileceğinden,

bu satıştan elde edilecek kazançla ilgili olarak Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen istisnadan yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.

Sevk irsaliyesi lojistik firmasınca düzenlenebilir mi? 
(20.11.2018 tarih ve 1039659 sayılı özelge) 

Sevk irsaliyesi ticari mal hareketinin izlenmesi için düzenlenen bir belgedir. Bu belgenin esas olarak malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı durumda satıcı, alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde ise alıcı tarafından düzenlenmesi ve taşıtta bulundurulması gerekmektedir. Ancak, alım satıma taraf olanlar tarafından, üçüncü şahıslara talimat vermek suretiyle malın sevk ettirildiği durumlarda, alım satıma taraf olanlar yerine malın taşıma sorumluluğunu üstlenen üçüncü şahıslar tarafından sevk irsaliyesi düzenlenebilmesi mümkündür. 

İnternet sitesi üzerinden satış yapan üçüncü parti satıcılara lojistik programı çerçevesinde verilen, ürünlerini şirkete ait lojistik merkezinde depolama ve satış gerçekleştiğinde müşteriye teslim etme hizmetine konu ürünlerin satışını müteakiben, satışı yapan mükelleflerin talimatı/talebi üzerine lojistik merkezinden alıcılara sevkinde, söz konusu satış ve sevk işleminde doğrudan fonksiyon üstlenen lojistik şirketince kendi sevk irsaliyesinin düzenlenmesi/kullanılması mümkün bulunmaktadır.  

Bu durumda, sevk irsaliyesinde, ürünlerin kimin adına ve kime teslim edilmek üzere sevk edildiğini belirtir bir ibareye yer verilmesi ve söz konusu sevk irsaliyesinin şirkette kalan nüshasının bir örneğinin adına mal sevkiyatı yapılan mükellefe gönderilmesi gerekmektedir. Recep Bıyık https://www.pwc.com.tr

Page 1 of 315

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

Öne Çıkanlar

  • 5.000,-TL Sermayesi Olan Limited Şirketler Münfesih Durumda Sayılır 6103 sayılı TTK ‘nın geçici md. 7 hükmüne göre, sermaye…
  • Kooperatif İktisadi İşletmelerinin Kurumlar Vergisi Beyannamesi de Dahil Mükellefiyetle İlgili Tüm Ödevlerinin Yerine Getirilmesinden Kooperatif Tüzel Kişiliğinin Sorumluluğu Tek tip Kooperatif Ana Sözleşmeleriyle, Ticaret Sicil Yönetmeliğine göre, kooperatiflerin…
  • Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğe İlişkin Uygulama T.C. HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI Gelir İdaresi Başkanlığı Sayı : 27238360-125.04.02-E.72955…

Duyurular

Top