Mehmet Özdoğru

Mehmet Özdoğru

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

17.09.2018 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılan basın duyurusunda;

Bilindiği üzere, 13.09.2018 tarihli 30534 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 12.09.2018 tarihli ve 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 07.08.1989 tarihli ve 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar’da (32 sayılı Karar) Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları sözleşmelere yönelik bazı düzenlemeler yapılmıştır.Söz konusu düzenlemelerin kapsamı değerlendirilirken öncelikle dikkat edilmesi gereken husus, yapılan düzenlemelerin yalnızca 32 sayılı Karar’da tanımlanan Türkiye’de yerleşik kişiler arasında yapılan sözleşmeleri içermesidir.

Diğer taraftan, Geçici Madde 8 uyarınca bu kararın (85 sayılı CB kararı) yayımından önce bedelleri döviz cinsinden belirlenmiş ancak yeniden Türk Lirası olarak belirlenecek mevcut akdedilmiş sözleşmelerin kapsamı oluşturulurken, yine sözleşmenin akdedilme tarihinde her iki tarafın da Türkiye’de yerleşik kişi olması hususunun göz önüne alınması gerekmektedir.
Öte yandan, bahse konu düzenlemede yer alan her iki madde hükmü ile, yeni yapılacak veya mevcut akdedilmiş sözleşmelerle ilgili olarak, Bakanlığımızca uygun görülen bazı hallerin istisna tutulabileceği de hüküm altına alınmıştır.

Bakanlığımızca istisna tutulacak hallerin kapsamı belirlenirken, döviz cinsinden girdi maliyetler veya yükümlülükler değerlendirmeye alınacak hususların başında gelmektedir. Örneğin, 32 sayılı Karar’ın döviz kredilerinin kullanımını düzenleyen 17 ve 17/A maddeleri uyarınca herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın döviz kredisi kullanabilen ve dolayısıyla döviz cinsinden yükümlülük altına giren Türkiye’de yerleşik kişilerin yaptığı sözleşmeler, bu kapsamda dikkate alınacaktır.

Bu itibarla, söz konusu düzenlemeye ilişkin kapsam, ekonomik faaliyeti sıkıntıya sokmayacak şekilde, ilgili kamu kurumlarımızın ve diğer paydaşların görüşleri de dikkate alınarak en kısa süre içerisinde belirlenecek ve Bakanlığımız tarafından duyurulacaktır. http://www.guncelgroup.com.tr

Açıklaması yapılmıştır.

BASIN DUYURUSU

Bilindiği üzere, 13.09.2018 tarihli 30534 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 12.09.2018 tarihli ve 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 07.08.1989 tarihli ve 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar’da (32 sayılı Karar) Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları sözleşmelere yönelik bazı düzenlemeler yapılmıştır.

Söz konusu düzenlemelerin kapsamı değerlendirilirken öncelikle dikkat edilmesi gereken husus, yapılan düzenlemelerin yalnızca 32 sayılı Karar’da tanımlanan Türkiye’de yerleşik kişiler arasında yapılan sözleşmeleri içermesidir.   

Diğer taraftan, Geçici Madde 8 uyarınca bu kararın (85 sayılı CB kararı) yayımından önce bedelleri döviz cinsinden belirlenmiş ancak yeniden Türk Lirası olarak belirlenecek mevcut akdedilmiş sözleşmelerin kapsamı oluşturulurken, yine sözleşmenin akdedilme tarihinde her iki tarafın da Türkiye’de yerleşik kişi olması hususunun göz önüne alınması gerekmektedir.

Öte yandan, bahse konu düzenlemede yer alan her iki madde hükmü ile, yeni yapılacak veya mevcut akdedilmiş sözleşmelerle ilgili olarak, Bakanlığımızca uygun görülen bazı hallerin istisna tutulabileceği de hüküm altına alınmıştır.

Bakanlığımızca istisna tutulacak hallerin kapsamı belirlenirken, döviz cinsinden girdi maliyetler veya yükümlülükler değerlendirmeye alınacak hususların başında gelmektedir. Örneğin, 32 sayılı Karar’ın döviz kredilerinin kullanımını düzenleyen 17 ve 17/A maddeleri uyarınca herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın döviz kredisi kullanabilen ve dolayısıyla döviz cinsinden yükümlülük altına giren Türkiye’de yerleşik kişilerin yaptığı sözleşmeler, bu kapsamda dikkate alınacaktır.

Bu itibarla, söz konusu düzenlemeye ilişkin kapsam, ekonomik faaliyeti sıkıntıya sokmayacak şekilde, ilgili kamu kurumlarımızın ve diğer paydaşların görüşleri de dikkate alınarak en kısa süre içerisinde belirlenecek ve Bakanlığımız tarafından duyurulacaktır.

Kamuoyuna duyurulur.

TAHSİLAT VE ÖDEMELERDE TEVSİK ZORUNULULUĞU
VUK. Mük. Madde: 257/1-2
(VUK. Genel Tebliği Sıra No: 459)

TAHSİLAT VE ÖDEMELERDE TEVSİK ZORUNLULUĞU
Tevsik Zorunluluğu Kapsamında Olanlar
 Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar,
 Serbest meslek erbabı,
 Kazançları basit usulde tespit edilen tüccarlar,
 Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler,
 Vergiden muaf esnaf,
Belirlenen haddi aşan tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlarca düzenlenen belgelerle tevsik
etmek zorundadır.

Tevsik Zorunluluğunun Kapsamı ve Tutarı
Tevsik zorunluluğu kapsamında olanların, kendi aralarında ve tevsik zorunluluğu olmayanlarla yapacakları 7.000.- TL’nı aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmeleri zorunludur.
Bu kapsamda;
 Her türlü mal teslimi ve hizmet ifasına ilişkin tahsilat ve ödemeler,
 Avans, depozito, pey akçesi gibi suretlerle yapılacak tahsilat ve ödemeler,
 İşletmelerin kendi ortakları ve/veya gerçek ve tüzel kişilerle yaptığı her türlü tahsilat ve ödemeler,
Belirlenen haddi aşması durumunda aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması ve bu işlemlerin söz
konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik edilmesi zorunludur.
 Tevsik zorunluluğu kapsamında olanlardan araç kiralama faaliyeti ile uğraşanların vermiş oldukları motorlu kara taşıtı ve motorlu kara aracı kiralama hizmetlerine ilişkin tahsilat ve ödemelerin ise yukarıda belirtilen hadle sınırlı kalınmaksızın, aracı finansal kurumlar tarafından düzenlenen belgeler ile tevsik edilmesi zorunludur.

Tevsik Zorunluluğu Kapsamında Olmayan Tahsilat ve Ödemeler
 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda yer alan merkezi yönetim kapsamındaki kamu
idareleri ile bunlara ait döner sermaye işletmelerinin işlemlerine konu tahsilat ve ödemelerin,
 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda tanımlanan sermaye piyasası aracı kurumlarında yapılan işlemlere konu tahsilat ve ödemelerin,
 Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararda tanımlanan yetkili döviz müesseselerinin yapacakları döviz alım satım işlemlerine ilişkin tahsilat ve ödemelerin,
 Tapu sicil müdürlüklerinde gerçekleştirilen işlemler karşılığında yapılan tahsilat ve ödemelerin,
 Noterlerde gerçekleştirilen işlemler karşılığında yapılan tahsilat ve ödemelerin,
 5018 sayılı Kanunda yer alan merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler ile bunların teşkil ettikleri birlikler, kanunla kurulan diğer kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan ve işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşlar veya bunlara ait veya tabi diğer müesseseler tarafından yapılan ihale işlemlerine ilişkin yatırılması gereken teminat tutarlarına ilişkin tahsilat ve ödemelerin,
 6362 sayılı Kanun uyarınca kurulan Borsa İstanbul A.Ş. bünyesinde yer alan Kıymetli Madenler 

Piyasasında işlem yapma yetkisi verilenlerin, faaliyet konuları kapsamında yapacakları işlemlere ilişkin tahsilat ve ödemelerin,
 Gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçiler tarafından; 11/3/2010 tarihli ve 5957 sayılı Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre kurulmuş olan toptancı hallerinde faaliyet gösteren tüccar, üretici, üretici örgütleri ve komisyonculara yapılan sebze ve meyve, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, su ve su ürünleri, bal ve yumurta gibi diğer gıda maddeleri, kesme çiçek ve süs bitkileri satışları ile söz konusu yerler dışında yapılmakla birlikte anılan Kanunun 4 üncü maddesi kapsamında bildirime tabi tutulmuş satışlara ilişkin tahsilat ve ödemelerin,
 Gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilere ait ürünlerin, 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu kapsamında kurulan ticaret borsalarına mezkur Kanunun 46 ncı maddesinde belirtilen süreler dahilinde tescil ettirilerek gerçekleşen satışlarına ilişkin tahsilat ve ödemelerin,
aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır.

Tevsik Zorunluluğu Kapsamında Tahsilat ve Ödemelerde Aracı Kurumlar
Bankalar (Katılım bankaları dahil),
6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri,
Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun kapsamında yetkilendirilmiş ödeme kuruluşları,
Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi.

Tevsik Zorunluluğu Kapsamındaki İşlemlerde Belge Düzeni
Yukarıda yer alan aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması zorunlu bulunan tahsilat ve ödeme işlemlerinde aracı kurumlarca düzenlenen;
 Dekont,
 Hesap bildirim cetveli,
 Alındı belgesi vb,
belgeler tahsilat veya ödemenin tevsiki sayılacaktır.
Tevsik zorunluluğu kapsamında yapılan işlemler için aracı finansal kurumlar tarafından düzenlenen belgeler yapılan işlemi değil o işleme ilişkin tahsilat veya ödemeyi tevsik etmektedir.
Dolayısıyla tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğu kapsamında aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması, bu zorunluluğu ortaya çıkaran işleme ilişkin olarak Vergi Usul Kanununda yer alan belgeleri (Fatura, İrsaliyeli Fatura, Gider Pusulası, Sevk İrsaliyesi, vb.) düzenleme zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.

Aynı Günde Aynı Kişi Veya Kurumlarla Yapılan İşlemler
Aynı günde aynı kişi veya kurumlarla yapılan işlemlerin toplam tutarının yukarıda yer haddi aşması durumunda, işlemlerin her biri işlem bazında belirlenen haddin altında kalsa bile, aştığı işlemden itibaren işleme konu tahsilat ve ödemelerin de aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması zorunludur.

Kısım Kısım Yapılan Tahsilat ve Ödemeler
Tahsilat ve ödemeye konu işlem tutarının tevsik zorunluluğu kapsamında yukarıda yer alan haddi aşması halinde, bedelin farklı tarihlerde kısım kısım ödenmesinde işlemin toplam tutarı dikkate alınacak ve her bir tahsilat ve ödeme, tevsik zorunluluğu kapsamında aracı finansal kurumlar kanalıyla gerçekleştirilecektir.

Vadeli Satışlar
Vadeli satışlarda, mal ve hizmet satış tutarının 7.000.- TL.’nı aşması, tevsik zorunluluğu kapsamında işlem yapılmasını gerektirmektedir. Satış tutarına ilişkin bedelin farklı tarihlerde ödenmesi halinde de her bir tahsilat ve ödemenin aracı finansal kurumlar vasıtasıyla gerçekleştirilmesi zorunludur.

Cari Hesap Kullanılması
İşletmenin kendi ortakları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerle olan ve herhangi bir ticari içeriği olmayan nakit hareketlerinde işlem tutarı 7.000.- TL’nı aşıyor ise bunlarda tevsik kapsamında olacağından ödeme ve tahsilatlar aracı finansal kurumlar vasıtasıyla yapılacaktır.

Serbest Meslek Erbabında
Düzenlenen serbest meslek makbuzu tutarı veya serbest meslek erbabının imzalamış olduğu sözleşme kapsamında bir yıl süreyle vereceği hizmet karşılığı toplam tutarın 7.000.- TL. haddi aşması halinde tevsik zorunluluğu kapsamında işlem yapılacaktır. Belirlenen haddi aşan sözleşme tutarı ile ilgili aylık serbest meslek makbuzu düzenlenerek kısım kısım yapılan her bir tahsilat ve ödeme de aracı finansal kurumlar kanalıyla gerçekleştirilecektir.
Söz konusu tahsilat ve ödemelerde tevsik zorunluluğuna uyulmaması halinde ödeme ve tahsilat için her iki tarafa ayrı ayrı ceza uygulanacaktır.

Ceza Uygulaması
Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan hüküm uyarınca, VUK mükerrer 257 nci madde ile getirilen zorunluluklara uymayanlara her bir işlem için özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, mükellefler arası ticari işlemlerde birinin tahsilatı diğerinin ödemesi olacağından özel usulsüzlük cezası her iki mükellef için de uygulanacaktır.

Tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için kesilecek ceza, 01.01.2018 tarihinden geçerli olmak üzere;
- Birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.600.- TL'den,
- İkinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 800.- TL'den,
- Yukarıda yazılı bulunanlar dışında kalanlar hakkında 400.- TL'den
az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5'idir.
Ancak bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 1.200.000.- TL’yi geçemez.
Yıllar İtibariyle Tevsik Zorunluluğuna İlişkin Hadler

Dönemi Tebliğ Tutar
01.01.2016 tarihinden itibaren (VUK Genel Tebliği Sıra No: 459) 7.000 TL
01.05.2004 – 31.12.2015 (VUK Genel Tebliği Sıra No: 332)         8.000 TL
01.08.2003 – 30.04.2004 (VUK Genel Tebliği Sıra No: 320-323) 10.000 TL

(VUK. Genel Tebliği Sıra No: 320, 323, 324, 332, 459, 469, 479, 480)

İŞYERİ VE KONUT KİRASI TAHSİLAT VE ÖDEMELERİNDE TEVSİK ZORUNLULUĞU

VUK. Mük. Madde: 257/1-2
(Gelir Vergisi Genel Tebliği Seri No: 268)

Tevsik Zorunluluğunun Kapsamı
- Konutlarda, her bir konut için aylık 500,00 TL ve üzerinde, haftalık, günlük veya benzeri şekilde kısa süreli konut kiralamalarında ise tutara bakılmaksızın, kira geliri elde edenlerin,
- İşyerlerinde, işyerini kiraya verenler ile kiracıların,
Kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerini 01.11.2008 tarihinden itibaren banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmesi zorunludur.

Tevsik Zorunluluğu Getirilen İşlemlerde Belge Düzeni
Bankalarca düzenlenen dekont veya hesap bildirim cetvelleri yanında banka veya PTT aracı kılınarak, para yatırma veya havale, çek veya kredi kartı gibi araçlar kullanılmak suretiyle yapılan tahsilat ve ödemeler karşılığında dekont veya hesap bildirim cetvelleri düzenlendiğinden bu belgeler tevsik edici belge kabul edilecektir. Bankaların internet şubeleri üzerinden yapılan ödeme ve tahsilatlar da aynı kapsamda sayılacaktır.

Tevsik Zorunluluğu Kapsamında Olmayan Tahsilat ve Ödemeler
- Her bir konut için aylık tutarı 500 TL' nin altındaki konut kira geliri,
- Mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilatlar,
- Ayni olarak yapılan ödemeler,
tevsik zorunluluğu kapsamında bulunmamaktadır.

Ceza Uygulaması
Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan hüküm uyarınca, VUK mükerrer 257 nci madde ile getirilen zorunluluklara uymayanlara her bir işlem için özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, mükellefler arası ticari işlemlerde birinin tahsilatı diğerinin ödemesi olacağından özel usulsüzlük cezası her iki mükellef için de uygulanacaktır.

Tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için kesilecek ceza,01.01.2018 tarihinden geçerli olmak üzere;
- Birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.600.- TL'den,
- İkinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 800.- TL'den,
- Yukarıda yazılı bulunanlar dışında kalanlar hakkında 400.- TL'den,
az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5'idir.
Ancak bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 1.200.000.- TL’yi geçemez.

(Gelir Vergisi Genel Tebliği Sıra No: 268, 298) Kaynak, Ankara SMMM Odası

I- HACZEDİLEN MALLARIN SATIŞI VE BU SATIŞ SIRASINDA  BORÇLU VE  ALACAKLI İDARENİN  ÇIKARLARININ  DENGELENMESİ  SORUNU

6183 Sayılı AATUHK.’nın 62.maddesinde, “haciz” müessesesi düzenlenmiştir. Anılan madde hükmünde, “Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul mallar ile gayrimenkullerinden; alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarda tahsil dairesince haczolunur.” Haczin ne miktarda yapılacağı belirtilmektedir.

Tahsil Dairesi, alacaklı amme dairesi ile borçlunun menfaatlerini mümkün olduğu kadar telif etmekle mükelleftir.

Bu çalışmada, anılan maddelerden yola çıkılarak, uygulamada, AATUHK.nun 62.maddesinin işlerliği, uygulamada yapılan hatalar, haciz aşamalarından satış aşamalarına değin süreçlerdeki gecikmeler ve borcun ödenmemesi halindeki gibi durumlara temas edilecektir.

II- VERGİ BORCU NEDENİYLE HACİZ YÜRÜTÜLMESİ

AATUHK.nın 62.maddesinde haczin nasıl ve ne miktarda yapılacağı belirtilmiştir. Bu madde hükmü aynı zamanda, İcra ve İflas Kanununun 85.madde hükmüne göre paralellik taşımaktadır.

Yasa hükmüne göre, borçlunun “mal bildiriminde” gösterilen veya tahsil dairesince tesbit edilen borçlu veya 3.şahıslar nezdindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunmaktadır.

Haciz yolu ile koğuşturmada, borçlunun sadece mal bildiriminde gösterilen malların (alacak ve haklar dahil) haczi cihetine gidilmesi şart değildir. Tahsil dairesi re’sen yapacağı araştırma neticesinde, tespit edeceği, borçluya ait malları da (kendisinde veya üçüncü şahıslar elindeki) haczedebilir. Takdir hakkı tahsil dairesine aittir. Ancak, tahsil dairesi bu maddenin son fıkrasında yazılı hüküm muvacehesinde, alacaklı amme idaresi ile borçlunun menfaatlerini mümkün olduğu kadar telif ile mükelleftir.[1]

Uygulamada, alacaklı vergi idareleri, 6183 sayılı yasanın 60.mad. dayanarak “hapsen tazyik” yoluna giderek, haciz yoluna başvurmadığı, haciz yoluna başvururken de, hapsen tazyike gidilmediği zaman zaman görülmektedir.

Burada esas olan, amme alacağının süratli ve hızlı bir şekilde tahsil edilmesi esas prensip olması gerektiğinden Kanunun hapsen tazyik ve ödemeyi biran önce sağlayabilecek bütün müeyyidelerinin birlikte uygulanması gerekir.

Uygulamada, haczedilen malların değer takdirinden, satışına kadar bütün hak ve yetkiler, vergi idaresine ait olup, haciz edilen mallarını “icra memuru” takdir etmektedir. Günümüzde bu madde hükmü tartışılır hale gelmiştir. Zira, mükellefin ticari, sınai faaliyeti nedeniyle mesleki kuruluşlarından üye talep ederek bu değer biçiminde haciz tutanaklarında böyle bir bölüme yer verilmesinde önemli bir yarar olabilecektir.

Haciz sırasında, icra memurlarının vergi alacaklı amme idaresinin, mükellefin hak ve menfaatlerini suistimal etmemesi ve menfaatlerini yine en iyi takdir edecek olan borçlunun, öncelikle haczedilmesini istediği mallar üzerinde durarak, bunların haczinde amme idaresi bakımından da sakınca bulunmayacak ise, borçlunun bu talebinin yerine getirilmesi gerekir.

III- HACZEDİLMİŞ MALLARIN SATIŞI SIRASINDA ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR NELERDİR?

6183 Sayılı AATUHK.nun 84.maddesinde, “menkul malların satışı”, yine aynı yasanın 88.maddesinde ise “Gayrimenkul Malların Haczi ve Satışı” ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Buna göre, “menkul mallar tahsil dairelerince, köylerde ihtiyar kurullarınca haciz yapıldığı

tarihin üçüncü gününden itibaren üç ay içinde satışa çıkarılır” hükmü menkul mallar ile ilgili satış yönünden sınırlama getirmiştir.

Diğer yandan, aynı yasanın 88.maddesinde, “her türlü gayrimenkul malların, gemilerin haczi sicillerine işlenmek üzere haciz keyfiyetinin tapuya veya gemi sicillerinin tutulduğu daireye tebliğ edilmesi suretiyle” yapılacağı belirtilmektedir.

AATUHK.nın 100.maddesi, Dördüncü bölüm olarak, amme alacağının tahsili amacı ile, “İflas Yoluyla Takip ve Konkordato” bölümüne ayrılmıştır. Bu madde hükmüne göre, “Amme Alacaklarının Tahsili İçin İcra ve İflas Kanunu hükümleri dairesinde, amme borçlusunun iflası istenebilir. İflas dairesi, amme alacaklarının iflas masasına geçirilmesini temin için, hakkında iflas açılan kimseleri ve basit ve adi tasfiye şekillerinden hangisinin tatbik edileceğini bulunduğu yerdeki amme idarelerine zamanında bildirmeye mecburdurlar” hükmünce amme borçlusunun iflasına kadar bütün süreçler işletilmektedir.

AATUHK.nun 91.maddesinde, “Gayrimenkullerde değer biçme” hükmü uyarınca, şahsa çıkarılacak gayrimenkullere, bilirkişinin mütalaası alınmak suretiyle satış komisyonu tarafından “rayiç değer” biçilmektedir.[2] Daha sonra, 6183 sayılı yasanın 92.maddesinde ise, gayrimenkullere ait satış şartnamesinin nasıl düzenleneceğini ve bu şartnameye nelerin dahil olacağına dair ana ilkeler ve kayıtlar yer verilmiştir.[3]

Gayrimenkullerin satışı ile ilgili ilanda ayrıntılı bilgilere yer verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, alacaklı tahsil dairesi gayrimenkul satışını, arttırma tarihinden en az (15) gün önce başlamak şartıyla ilan etmektedir. İlanlarda, satışın yapılacağı yer, gün, saat ve satışa konu gayrimenkulün durumu hk. ayrıntılı bilgi verilir. İlanın birer örneği borçluya, vekiline, gayrimenkulün tapu sicilindeki hakkı kayıtlı bulunanlardan adresi belli olanlara tebliğ olunmaktadır.[4]

Gayrimenkul mallarda arttırma ve ihale ise, Gayrimenkul arttırma sonunda, üç defa bağrıldıktan sonra en çok arttırana ihale olunmaktadır. Artırma bedeli, gayrimenkul için biçilmiş olan değerin %75’ini bulması gerekmektedir.[5]

İkinci artırma tarihinden başlayarak, bir yıl içinde, gayrimenkul en az bir kere daha satışa çıkarıldığı halde satılmasına olanak bulunmadığı takdirde, gayrimenkul teferruğ edilebilir. Teferruğ bedeli, gayrimenkulün biçilen rayiç değerinin %50’sidir. Böylelikle, gayrimenkullerin, bilahare satışı problem teşkil etmekte olduğundan, bu kamu idareleri üzerinde fuzulen gayrimenkul bulundurulması da istenmediğinden teferruğ bedeli biçilen değerin %50’si olarak tespit edilmiştir. Vergi yükümlüsü bir yıl içinde borcunu ödemek suretiyle, gayrimenkulünü tekrar geri alabileceğinden %50 teferruğ bedeli noksan görülmemelidir.

Özetle, uygulamada gerek menkul ve gerekse gayrimenkul hacizleri, bunların nihai aşamada satışları yıllarca uzayıp hacizli olarak devam etmektedir. Hacizli malların kısa zaman içinde paraya dönüştürülmesi esastır. Zira, hacizli malların senelerce satışının tamamlanmaması nedeniyle, mükelleflerin gereksiz yere “Gecikme Zammına” maruz kalmalarına neden olabilmektedir. Diğer yandan, hacizli malların satışının gecikmesi nedeniyle, işleyen gecikme zammı ana vergiyi kat kat katlayabilmektedir. Diğer yandan, teminatlı borçlarda da, iş bu teminatlar  vergi mükellefi için önemli bir yük oluşturmaktadır. Haciz edilen malların süratle paraya dönüştürülmesi ve amme borcunun itfa edilmesi gerekmektedir.

IV- ÖZET VE SONUÇ

6183 Sayılı AATUHK yasasının bazı hükümlerinin yeniden kaleme alınarak ekonomik konjonktüre  uyarlı hale getirilmesi ve vergi idaresi bakımından daha süratli sonuca götürücü hale getirilmesi gerekmektedir. Zira, kabul edildiği 1953 yılından bu yana haciz, satış vb. hükümlerin yeniden ve formaliteden uzak, pratik bir hale getirilmesi zorunlu hale gelmiştir.

1- Özellikle, haczedilip, mükellefe bırakılan veya haciz edilip, yeddiemine bırakılan malların süratle paraya çevrilmesi gerekmektedir. Böylece, mükellefler gereksiz yere, Gecikme Zammına maruz kalmamış olacaklardır.

2- Öte yandan, tüzel kişiliğin borcu nedeniyle, ortakların kişisel mamelekine konan hacizler süratle sonuçlandırılıp, yurt dışı yasakları vb. tedbirler biran önce çözüme kavuşturulmalıdır. Özellikle, şirketten pay devri yolu ile, ayrılan eski ortakların mameleki üzerine konulan hacizlerin de çözüme kavuşması gerekmektedir.

3- Vergi borcu nedeniyle, mükelleflerin otomobil, kamyon, kamyonet vb. araçları üzerine haciz konulması suretiyle bilahare bu araçların, otoparka çekilmesi, trafikten men edilmesi yani bağlanması suretiyle uygulanan işlemlerin 6183 sayılı yasa bakımından işlerliği bulunmamaktadır. Anılan araçların mükelleflere, üzerinde haciz işlemi bırakılıp, borçlu mükellefin kullanımına bırakılması halinde, ekonomiye kazandırılan araç vasıtasıyla borcun yeniden yapılandırılıp, ödenmesi temin edilebilir. Anılan aracın bağlı kalması da çözüm değildir. İdare ya bu aracı mükellefe iade etmeli veya bu aracın en kısa bir sürede satışını realize etmelidir. Böylece satış bedeli kadar, mükellefin borcu azalmış, gereksiz gecikme zammı ödenmemiş olacaktır. Tüketici kredisi ile alınmış otomobillerde, araç üzerinde “rehin” olması halinde, bu tür araçlara, vergi dairelerince konulan hacizlerin pratik bir yararı olamayacağından, kredi taksitlerinin bitmesini müteakip, araçtan beklenen teminat özelliğine o vakit kavuşabilir. Araç üzerinde rehin var iken, bu aracın satışından dolayı vergi idaresine bir değer kalamayacağından, satış bedelinden, öncelikle rehinli alacak hakkı sahibi yarar görecektir.

4- Büyük kentlerde, hacizli malların muhafaza edilecek depo, mağaza vb. temini sorunu dikkate alındığında durum daha da önem  arz etmektedir. Özellikle, paralı özel yediemin depolarının ücretli muhafaza ettikleri mallar için uzun süreli beklemeden dolayı malların satışından, depo kirası, icra masrafları tellaliye vs. giderlerin tenzili sonucu, geriye vergi idaresi için bir bedel kalmayabilecektir.

5- Kredi kartı ile vergi ödeme uygulaması yasal bir dayanak olmasına karşın, uygulamanın yaygınlaştırılması, pratik bir çözüm olmasından dolayı  uygulamaya acilen geçilmeli ve ödemelerde kolaylık sağlanmalıdır.

6- E-hacizler  bankalar tarafından  yanlış  yorumlanarak mükellefler üzerinde ciddi bir baskı unsuru  yaratmakta ve kredi  sicillerini olumsuz yönde etkilemektedir.   E-haczin  konulduğu günü takip eden günden  sonraki birinci  gün hemen  kaldırılması  zorunludur.  Geleceğe yönelik  ve sonsuz bir şekilde  mükellef hesaplarında kalıcı  e-hacizlerin   iptali  gerekir. 

7- Menkul  malların   haczinden sonra  ve 3 ay  içinde bu  malların  satılması  zorunludur.   Aksi  takdirde haciz tutanaklarının  yenilenmesi  zorunludur.  Haczedilip 3 ay  içinde satışa sunulmayan menkullerin haczi otomatik olarak sonlanması  gerekecektir.  

8- Büyük kentlerdeki, “Hacizli Mallar Deposu” haciz edilmiş malların depolandığı istiflendiği bir yer olmaktan kurtarılmalı ve anılan mallar süratle paraya tahvil edilmelidir. Ayrıca, haciz edilen malların mükellefin işyerinde bırakılarak, mükellefe veya yediemine bırakılarak, borcun ödenmemesi halinde, süratle paraya dönüştürülmesi sağlanmalıdır. Diğer yandan, 3. şahıslarca mükellefin borcu için gösterilen teminatlarda, borcun ödenmemesine bağlı olarak, paraya dönüştürülmelidir. Hacizli menkul mallarda haciz tutanakları, belirlenen sürelerde tekrar tazelenmeli ve ilk haciz tutanağından belirlenen süre içinde mallar paraya çevrilmelidir. Hapsen tazyik kararının fiilen infazı artık mümkün olmadığı için, borcun ödenmesini gerekli kılan başkaca  yeni enstrümanların devreye sokulması gerekecektir. Eski uygulamalarda, mükellefin telefonlarının haczi ve konuşmaya kapatılması gibi önlemler başarısız kalmıştır. Nazlı Gaye Alpaslan

https://www.hurses.com.tr/av-nazli-gaye-alpaslan/vergi-borcu-nedeniyle-mukelleflerin-menkul-mallarinin-haczi/haber-21568

--------------------

[1]ÖZBALCI Yılmaz, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hk.Kanun Yorum ve Açıklamaları, Özbalcı Oluş Mali Hukuk Bürosu Yay.Nisan 2006, s.662, Ankara

[2]YERLİKAYA G.Kürşat, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının  Tahsil Usulü Hakkında Kanun Şerhi,  XII Levha Yayınları,  1. Baskı, İstanbul, Ocak 2012,  s.684

[3]AATUH Kanun md. 92,93

[4]AATUH K.G.T. Seri No:247-339

[5]Bkz. ALTUN Baki, “Vergi Mevzuatında Menkul Malların  Haczi ve Satışı” Mali Çözüm Dergisi, Mart-Nisan 2011, s.230

İşe başlamadan önce malul olanlar

5510 Sayılı Kanuna tabi sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce çalışma gücünün % 60’ını kaybettiği önceden veya sonradan tespit edilen sigortalı bu hastalık veya engeli sebebiyle malullük aylığından yararlanamaz. Sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce 5510/ 25. maddesinin ikinci fıkrasına göre malul sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya engeli bulunan ve bu nedenle malullük aylığından yararlanamayan sigortalılara, yaşları ne olursa olsun en az;

Ø  15 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3960 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olmak şartıyla yaşlılık aylığı bağlanacaktır.

Ancak, 4/1-(a) sigortalıları için 5510 sayılı Kanunun geçici 6. maddesinin yedinci fıkrasının (c) bendinde 3960 gün sayısı kademelendirilirken  uygulanacaktır.

5510 sayılı Kanunun 28. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce 25. maddenin ikinci fıkrasına göre malul sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya engeli bulunan ve bu nedenle malullük aylığından yararlanamayan sigortalıların çalışma gücü kayıp oranları her halükarda % 60 ve üzerinde olduğundan bunlar için Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi bünyesindeki Sağlık Kurulundan yeni bir derecelendirme istenmeyecektir.

5510/28. madde dördüncü fıkra ve geçici 6. madde yedinci fıkra (c) bendine göre ilk defa çalışmaya başladığı tarih itibariyle malul sayılanlar

(4/1-(a) sigortalıları için)

İlgili kanun

Madde

Sigortalılık süresinin başlangıcı

Sigortalılık süresi

Gün sayısı

5510

GM.10/Bir

2008/Ekim (hariç) öncesi

15

3600

GM.6/Yedi-(c)

2008/Ekim (dahil) - 31.12.2008

15

3700

01.01.2009 - 31.12.2009

15

3800

01.01.2010 - 31.12.2010

15

3900

28/Dört

01.01.2011'den sonra

15

3960

 

Çalışma gücündeki kayıp oranı % 60’dan az olanlar

Çalışma gücü kayıp oranlarının % 60’ın altında olması nedeniyle malul sayılmayan sigortalılardan, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce veya sonra çalışma gücü kayıp oranının % 60’ın altında olduğu tespit edilenlere, 5510 sayılı Kanunun 28. maddesinin beşinci fıkrasında yine belirli bir sigortalılık süresi ve prim gün sayısı koşullarını yerine getirmeleri halinde yaşlılık sigortasından aylık bağlanması öngörülmüştür.

Buna göre; Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi bünyesindeki Sağlık Kurulunca çalışma gücündeki kayıp oranının;

  1. a) % 50 ila % 59 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 16 yıldan beri sigortalı olmaları ve 4320 gün,
  2. b) % 40 ila % 49 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 18 yıldan beri sigortalı olmaları ve 4680 gün,

malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olmak şartıyla herhangi bir yaş şartı aranmaksızın yaşlılık aylığına hak kazanacaktır.

Bu fıkra gereğince Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi bünyesindeki Sağlık Kurulunca düzenlenen raporlarda oranın % 59 ve daha üzerinde belirlendiği durumlarda da aylığa hak kazanma şartları ve oranı Kanunun 28/5-(a) bendi hükümlerine göre belirlenecektir.

5510/28. madde beşinci fıkra ve geçici altıncı madde yedinci fıkra (d) ve (e) bentlerine göre çalışma gücü kaybı oranı % 60’ın altında olanlar

(4/1-(a) sigortalıları için)

Sigortalılık süresinin başlangıcı

Çalışma gücü kayıp oranı

% 50- % 59

% 40- % 49

Sigortalılık süresi

Gün sayısı

Sigortalılık süresi

Gün sayısı

--.10.2008 - 31.12.2008

16

3700

18

4100

01.01.2009 - 31.12.2009

16

3800

18

4200

01.01.2010 - 31.12.2010

16

3900

18

4300

01.01.2011 - 31.12.2011

16

4000

18

4400

01.01.2012 - 31.12.2012

16

4100

18

4500

01.01.2013 - 31.12.2013

16

4200

18

4600

01.01.2014 - 31.12.2014

16

4300

18

4680

01.01.2015'den sonra

16

4320

18

4680

4/1-(a) sigortalıları için ilk defa 2008/Ekim ayı başında sigortalı olanlardan Kanunun geçici 6. maddesinin yedinci fıkrasının (d) bendinde 4320 gün, (e) bendinde de 4680 gün için kademelendirme öngörülmüş olup, 4, koşulların yerine gelmesi halinde aylık bağlanacaktır.

5510/30’ uncu maddesi 5510 sayılı Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların yaşlılık aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir.

Sonuç:

Engelli çalışanlar Ekim 2008’den sonra ilk defa 4/a statüsünden sigortalı olup emekli olduklarında ,SGDP ödeyerek çalışamayacaktır. VEDAT İLKİ  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 

https://alitezel.com.tr/index.php?sid=yazi&id=9205

ÖZET: Ticaret Bakanlığınca çıkarılan Tebliğde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun 376’ncı maddesi kapsamında sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında uyulacak usul ve esaslar hakkında açıklamalarda bulunulmuştur.

Tebliğ, anonim ve limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri kapsamaktadır.

Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırması ve genel kurulun gündem maddeleri arasında, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının karşılıksız kaldığının belirtilmesi gerekmektedir.

Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde, toplantıya çağrılan genel kurul; sermayenin üçte biri ile yetinilmesine ve Kanunun 473 ilâ 475 inci maddelerine göre sermaye azaltımı yapılmasına, sermayenin tamamlanmasına, veya sermayenin artırılmasına karar verebilir.

Sermaye kaybı veya borca batık durumda olan bir şirket, kaybolan sermayeyi karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf

edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir. Birleşmeye taraf olan bir şirketin, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri kaybolmuş veya borca batık durumda olması halinde; birleşmeye taraf olan diğer şirketin kaybolan sermayeyi veya borca batıklık durumunu karşılayacak miktarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip bulunduğu ve buna ilişkin tutarların, hesap şekli de gösterilerek doğrulandığı veya belirtilen durumların mevcut olmadığının doğrulandığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ile ortaya konulur. Devrolunan şirketlerin denetime tabi olması halinde bu rapor, denetime tabi şirketin denetçisi tarafından da hazırlanabilir.

1/1/2023 tarihine kadar, Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilecektir.

Kaynak: TÜRMOB

SERMAYENİN KAYBI VEYA BORCA BATIK OLMA DURUMUNDA YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR VEYA SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİR RAPORU

Özet; Ticaret Bakanlığınca çıkarılan Tebliğde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesi kapsamında sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında uyulacak usul ve esaslar hakkında açıklamalarda bulunulmuştur.

Tebliğ, anonim ve limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri kapsamaktadır.

Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırması ve genel kurulun gündem maddeleri arasında, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının karşılıksız kaldığının belirtilmesi gerekmektedir.

Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde, toplantıya çağrılan genel kurul; sermayenin üçte biri ile yetinilmesine ve Kanunun 473 ilâ 475 inci maddelerine göre sermaye azaltımı yapılmasına, sermayenin tamamlanmasına, veya sermayenin artırılmasına karar verebilir.

Sermaye kaybı veya borca batık durumda olan bir şirket, kaybolan sermayeyi karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir. Birleşmeye taraf olan bir şirketin, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri kaybolmuş veya borca batık durumda olması halinde; birleşmeye taraf olan diğer şirketin kaybolan sermayeyi veya borca batıklık durumunu karşılayacak miktarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip bulunduğu ve buna ilişkin tutarların, hesap şekli de gösterilerek doğrulandığı veya belirtilen durumların mevcut olmadığının doğrulandığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ile ortaya konulur. Devrolunan şirketlerin denetime tabi olması halinde bu rapor, denetime tabi şirketin denetçisi tarafından da hazırlanabilir.

1/1/2023 tarihine kadar, Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilecektir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Anonim Şirketlerin anlatıldığı dördüncü kısmının ikinci bölümünde “Yönetim Kuruluna ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup; Türk Ticaret Kanunu’nun bu bölümünde yer alan 376’ncı maddesinde sermayenin kaybı, borca batık olma durumunda yönetim kurlunun çağrı ve bildirim yükümüne ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.

Söz konusu 376’ncı madde düzenlemesi aşağıdaki gibidir:

“3. Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu

a) Çağrı ve bildirim yükümü

MADDE 376- (1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.

(2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.

(3) (Değişik: 26/6/2012-6335/16 md.) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur.”

Ticaret Bakanlığınca çıkarılan ve 15.09.2018 tarihli ve 30536 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNUNUN 376 NCI MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA TEBLİĞ’de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376’ncı maddesi kapsamında sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında uyulacak usul ve esaslar hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Tebliğ, anonim ve limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri kapsamakta olup; Tebliğde yer alan açıklamalar özetle aşağıdaki gibidir:

I- SERMAYE KAYBI

Genel kurulun toplantıya çağrılması

(1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırır. Genel kurulun gündem maddeleri arasında, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının karşılıksız kaldığı belirtilir.

(2) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı durumlarda farklı bir gündem ile toplantıya çağrılmış olsa dahi bu husus genel kurulda görüşülür.

Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması halinde genel kurul

(1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması halinde yönetim organı, bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.

(2) Yönetim organı, son bilançoyu genel kurula sunarak şirketin finansal yönden bulunduğu durumu bütün açıklığıyla ve her ortağın anlayabileceği şekilde anlatır. Bu hususta genel kurula rapor da sunulabilir.

(3) Yönetim organı, şirketin mali durumundaki kötüleşmeyi ortadan kaldırmak veya en azından etkilerini hafifletmek amacıyla, uygun gördüğü sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, bazı üretim birimlerinin veya bölümlerinin kapatılması ya da küçültülmesi, iştiraklerin satışı, pazarlama sisteminin değiştirilmesi gibi iyileştirici önlemleri alternatifli ve karşılaştırmalı olarak aynı genel kurula sunar ve açıklar.

(4) Genel kurul, sunulan iyileştirici önlemleri aynen kabul edebileceği gibi değiştirerek de kabul edebilir ya da sunulan önlemler dışında başka bir önlemin uygulanmasına karar verebilir.

Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurul

Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde, toplantıya çağrılan genel kurul;

a) Sermayenin üçte biri ile yetinilmesine ve Kanunun 473 ilâ 475 inci maddelerine göre sermaye azaltımı yapılmasına,
b) Sermayenin tamamlanmasına,
c) Sermayenin artırılmasına,
karar verebilir.

Sermayenin azaltılması

(1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisi zarar sebebiyle karşılıksız kalan şirketin genel kurulu, sermayenin üçte biriyle yetinmeye karar verdiği takdirde sermaye azaltımı Kanunun 473 ilâ 475 inci maddelerine göre yapılır.

(2) Bu madde kapsamında yapılacak sermaye azaltımında yönetim organı, alacaklıları çağırmaktan ve bunların haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçebilir.

Sermayenin tamamlanması

(1) Sermayenin tamamlanması, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Kanuni yedek akçelerin yitirilen kısımlarının tamamlanmasına gerek yoktur. Sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve verdiğini geri alamaz. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca yapılan ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez.

(2) Sermayenin tamamlanmasında, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından Kanunun 421’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, limited şirketler bakımından ise 603 ve devamı maddeleri uygulanır. Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz.

(3) Bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan ödemeler öz kaynaklar içerisinde sermaye tamamlama fonu hesabında toplanır ve takip edilir.

Sermayenin artırılması Genel kurul tarafından;
a) Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması ile birlikte eş zamanlı olarak istenilen tutarda artırımına karar verilebilir. Sermayenin azaltılması işlemi ile birlikte eş zamanlı sermaye artırımında artırılan sermayenin en az dörtte birinin ödenmesi şarttır.
b) Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması yoluna gidilmeden sermaye artırımına karar verilebilir. Bu şekilde yapılacak sermaye artırımında sermayenin en az yarısını karşılayacak tutarın tescilden önce ödenmesi zorunludur.

Genel kurulun gerekli tedbirlerden birini almaması

Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurulun, 7’nci maddede belirtilen tedbirlerden birine karar vermemesi halinde şirket kendiliğinden sona erer. Bu şekilde sona eren şirketin tasfiye işlemleri, Kanunun 536’ncı ve devamı maddelerine göre yürütülür.

II- SERMAYE İLE KANUNİ YEDEK AKÇELER TOPLAMININ TAMAMININ KARŞILIKSIZ KALMASI
Borca batık olma durumu

(1) Borca batık olma durumu, şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayamaması halidir.

(2) Borca batık durumda olmanın işaretleri, yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının belirlemelerinden ortaya çıkabilir.

(3) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim organı, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır.

(4) Yönetim organı, hem işletmenin devamlılığı esasına hem de aktiflerin muhtemel satış değerlerine göre çıkarılan ara bilânço üzerinden aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğine karar vermesi ve 7’nci maddede belirtilen tedbirleri almaması halinde şirketin iflası için mahkemeye başvurur.

III- ORTAK VE SON HÜKÜMLER
Esas alınacak finansal tablolar

Şirketlerin sermaye kaybı veya borca batık olma durumları, Kanunun 88 inci maddesine göre hazırlanacak finansal tablolar esas alınarak belirlenir. Finansal tabloların düzenlenmesinde ihtiyari olarak Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulanmasının tercih edilmesi halinde, bahsi geçen durum bu şekilde hazırlanan finansal tablolar üzerinden değerlendirilir.

Sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında birleşmeye katılma

Sermaye kaybı veya borca batık durumda olan bir şirket, kaybolan sermayeyi karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir.

(Birleşmeye taraf olan bir şirketin, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri kaybolmuş veya borca batık durumda olması halinde; birleşmeye taraf olan diğer şirketin kaybolan sermayeyi veya borca batıklık durumunu karşılayacak miktarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip bulunduğu ve buna ilişkin tutarların, hesap şekli de gösterilerek doğrulandığı veya belirtilen durumların mevcut olmadığının doğrulandığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ile ortaya konulur. Devrolunan şirketlerin denetime tabi olması halinde bu rapor, denetime tabi şirketin denetçisi tarafından da hazırlanabilir.

IV- KUR FARKLARININ DURUMU

Tebliğe eklenen Geçici Madde 1 aşağıdaki gibidir.
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 1/1/2023 tarihine kadar, Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir.
Söz konusu Tebliğ, yayımı tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Saygılarımızla…

“6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ (Sermayenin Kaybı Borca Batık Olma)” tam metni…>>>

Salı, 18 Eylül 2018 09:13

4B İle Ne Zaman Emekli Olabilirim

4b statüsünde çalışanların emeklilik sürelerinin hesaplanması için Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hazırlanmıştır.

  • 4A Eski sistemde SSK’ya prim ödeyenler, 5510 sayılı Kanundan sonra SGK kapsamında bir işveren bağlı sözleşmeli olarak çalışanlar sayılmaktadır.
  • 4B Eski sistemde Bağkur’a prim ödeyenler, 5510 sayılı Kanundan sonra 4(b) BAĞ-KUR sigortalısı sayılmaktadır. (Kendi nam ve hesabına çalışanlar)

T.C.

Sosyal Güvenlik Kurumu

4b Emeklilik Hesabı İçin TIKLAYINIZ

213 sayılı  VUK’nun hükmüne göre vergi  mevzuatı  açısından  tutulması  zorunlu olan defterlerin tutulması  ve tasdiki ve kullanılması  182. maddede belirtilmiştir. Buna göre, anılan yasa hükmü uyarınca birinci sınıf tacirler tarafından tutulması zorunlu olan defterler şunlardır:

1) Yevmiye defteri, tutulması, kullanılması ve tasdiki zorunlu olup, bu  defterlerin vergi incelemesi sırasında  vergi incelemesine yetkili olanlara ibrazı zorunludur.  Bunun dışında envanter defterinin ise emtia alım satımı yapan birinci sınıf  tüccarlar tarafından  tasdiki ve kullanılması da ayrıca zorunludur. 

2) Defter-i Kebirin tasdiki zorunlu olmayıp, isteğe bağlı olarak  tasdik  ettirilip  kullanılabilir.  Ancak, yasal olarak  bu  defterin  tasdik ettirilmesi  zorunlu değildir.  Uygulamada bu  defter  birçok firma tarafından  tasdik ettirilerek  kullanılmaktadır.  

3) Envanter  defterinin tasdiki ve kullanılması  zorunludur.   Bu defterin  usulüne uygun  tutulması  gerekmektedir.

4) İkinci  sınıf  tacirler tarafından  ise, işletme defterinin tasdiki ve kullanılması  zorunludur.

5) Serbest meslek  erbabı tarafından  ise,  serbest meslek  kazancı defteri veya hekimler tarafından  ise protokol  defterinin tasdiki ve kullanılması zorunludur. 

6) Çiftçiler tarafından  ise,  zirai işletme defteri tutulması  zorunludur.  (VUK md.213, 214)

Vergi  müfettişleri tarafından  mükelleflerce kullanılan  ve tasdiki zorunlu olan  defterlerin yazılı olarak talebi halinde müfettişe ibrazı   (yazılı talep üzerine 15 günden  az olmamak  kaydıyla süre verilerek  ibrazı istenilmesi durumunda)  gerekmektedir.[1]

Bu durumda,  tasdiki ve kullanılması zorunlu olmayan envanter  defterinin ve  büyük  defterin  istenilmesi halinde müfettişe ibraz edilmemesi  durumunda ceza kesilemez ve  konu   cumhuriyet  savcılığı üzerinden  asliye ceza mahkemesine yansıtılamaz.[2]

Vergi mükellefleri tarafından tutulması  zorunlu olan defter ve belgelerin vergi müfettişine ibraz edilmemesi Vergi Usul Kanunu'nun 30. maddesinde bir re'sen takdir nedeni olarak kabul edilmiştir. Diğer taraftan, 213 sayılı VUK md. 359 maddesinde ibraz etmeme fiili hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılan bir fiil olarak düzenlenmiş, 344. maddesinde ise 359. madde kapsamında yer alan fiiller dolayısıyla kesilecek vergi ziyaı cezalarının (3) kat kesileceği hükme bağlanmıştır. Kısaca, defter ve belgesini ibraz etmeyen aleyhine re'sen tarh olunan vergi üzerinden kesilecek ceza, kayba uğratılan verginin 3 mislidir.

Burada, üzerinde durulması  gereken en önemli konu  şudur:  müfettiş tarafından  ibrazı istenen defterlerin  tasdiki zorunlu olan ve  o dönemde  tasdiklenmiş  ve ibrazı  zorunlu olan  yevmiye defteri, kebir ve envanter  defteri olmalıdır.  Ayrıca,  ibrazı istenen defterin mutlak surette  muhatap tarafından   sunulması  olan  şirket müdürüdür.  Şirketle ilgisi olmayan  veya  o dönemde  tasdik ettirilmemiş bir defterin doğal olarak ibrazı  istenilemez.  Somut bir  olayda, şirket müdürünün yengesinden  şirketle ilgili  defterin istenilmesi yargı tarafından  eleştirilmiştir.

Defter ibraz etmeme fillerinde idarece, 359. maddeye göre ceza verilmesi için suç duyurusunda bulunulduktan başka, genellikle KDV indirimlerini reddetmek suretiyle vergi tarhiyatı yapmaktadır.  Bu  fiil nedeniyle mükellef şirketin o dönemde  düştüğü bütün KDV’ler  başka bir ifade ile 191 kod nolu  hesapta  yer  alan  “indirilecek KDV”’lerin tümü reddedilmektedir. Bu  ciddi  ve sonuçları  itibari ile ağır olan   bir müeyyidedir. 

Öte yandan söz konusu vergi ve cezaların şirketten tahsil edilememesi halinde idare, Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesine dayanarak kanuni temsilciye yönelmektedir. Zira Vergi Usul Kanunu'nun anılan maddesi, kanuni temsilcilerin vergisel ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağını hükme bağlamıştır.

Bu hükümlerin uygulanmasında sermaye şirketlerinde karşılaşılan en büyük sorun, defter ve/veya belgeleri istenilen dönem ile ibraz edilmeme fiilinin işlendiği dönemlerin kanuni temsilcilerinin farklı olması halinde yaşanmaktadır. Örneğin 2004 yılı defterlerinin 2009 yılında istenildiği ve ibraz edilmediği bir olayda, 2004 yılı için KDV indirimlerinin reddi yoluyla tarh edilecek vergi ve cezanın şirketten tahsil edilmemesi durumunda, hangi dönemin kanuni temsilcilerinden isteneceği sorunu ortaya çıkmaktadır.[3]

Hürriyeti bağlayıcı ceza uygulaması açısından sorun yoktur. Çünkü ceza, ibraz etmeme fiilini işleyenler, yani ibraz yükümlülüğünün yerine getirilmediği tarihteki kanuni temsilciler hakkında hükmolunacaktır. Burada, bazı asliye ceza mahkemeleri açılan davaları mükellef lehine sonuçlandırarak tebligatın gerçek muhataba yapılmaması nedeniyle kamu davası düşebilmektedir.  Veya,  istenilen defter  ve belgelerin usulüne uygun  olarak  gerçek  muhataptan talep edilmeyişi kamu  davasının  düşmesine neden olabilmektedir. 

Ancak vergi ve ceza için kanuni temsilciye müracaat konusunda, vergi idaresi ile yargı arasında görüş ayrılığı vardır.

Bu gibi durumlarda vergi idaresi, ibraz yükümlülüğünü yerine getirmeyen dönemin değil, tarhiyata konu dönemin kanuni temsilcileri aleyhine takibe geçmektedir.

Bu uygulama bize göre yanlıştır. Çünkü, 10. madde uyarınca kanuni temsilcilerin sorumlu olabilmesi, vergi alacağının onların vergisel ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden tahsil edilememiş olması koşuluna bağlanmıştır. İrdeleme konumuzda ise bir vergisel ödev olan saklama ve ibraz etme yükümlülüğü, ibraz talep edilen tarihteki kanuni temsilciler tarafından yerine getirilmemektedir. Onların bu yükümlülüğünü yerine getirmemesinden doğan hazinenin vergi alacağından, yine onların sorumlu olması gerekir.

Pek çok olayda, defter ve belgelerin ibrazının istendiği tarihte, ibrazı talep edilen dönemin kanuni temsilcileri çoktan görevden ayrılmış, hatta hisselerini devrederek şirketten bile ayrılmış olmaktadır.

Böyle bir durumda, ibraz etmeme fiiline her hangi bir katılımından söz edilemeyecek bir eski kanuni temsilcinin, ibraz etmemenin sonuçlarından sorumlu tutulması bize göre hakkaniyetle bağdaşmaz. Nitekim yargı kararları da, görüşümüzü doğrulamaktadır.

Örneğin Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 26.11.1999 tarihli ve E.1999/131, K.1999/505 sayılı kararında aynen; "ödenmesi istenen borç her ne kadar davacının yöneticilik yaptığı dönemi kapsamakta ise de davacının sorumluluğunun yöneticilik döneminde beyanname verilmemesi, beyan edilmiş bir borcun ödenmemesi veya yapılan inceleme sonunda noksan beyan tespiti hallerinde söz konusu olacağından, kendisinin kanuni temsilcilik sıfatının sona ermesinden sonraki yöneticilerin defter ibraz etmeme eylemi dolayısıyla katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek yapılan tarhiyatta davacının kasıt ve ihmalinden söz edilemeyeceğinden, adına düzenlenen ödeme emrinin hukuka uygun bulunmadığına ve ödeme emrinin iptalinin gerektiğine" hükmetmiştir.

Yine benzer bir olayda Danıştay 9. Dairesi E.2004/1185, K.2005/1224 sayı ve 5.5.2005 tarihli kararında; "(...) 3.3.1998 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden ayrılan davacının bu tarihten sonra söz konusu şirkete ait defter ve belgeleri ibraz etmesine olanak bulunmadığından, VUK'nun 10. maddesi uyarınca söz konusu borçlardan sorumlu tutulmasına yasal olanak bulunmadığı" gerekçesiyle ödeme emirlerinin iptaline karar veren yerel mahkeme kararını onamıştır.

Sonuç olarak, uygulamada defterlerin inceleme için  ibrazı  sürecinden  başlanılarak, tarhiyatın  yapıldığı tarihe kadar geçen sürede  ortakların  değişmesi  veya  şirkete yeni müdür atanması gibi durumlardaki  değişiklikler nedeniyle sorunlar yaşanmaktadır.   Önemli olan  defterin  kimden  ve nasıl   talep edilmesi gerektiğidir.  Bazı hallerde şirketin  …….. sayılı  torba yasadan yararlanmış olması   defterlerin  ibrazına engel teşkil etmemektedir.  Bazı durumlarda ise, defter  ve belgeler  vergi müfettişine ibraz edilmiş olsa bile müfettiş incelemeyi tamamlamadan teknik  veri  raporu yazarak  olayı  takdir komisyonuna sevk etmektedir.[4]  Böyle bir uygulama daha çok zamanaşımının bitmesine çok kısa bir süre kalan durumlarda idarenin  başvurduğu  “topu taça atma” yöntemidir.   Bu yöntem yargı tarafından  eleştirilmiş olduğu gibi idarenin   mükellefleri   zora sokucu  ve  deyim yerinde ise, kanunu arkadan dolanma yöntemi olarak eleştirilmektedir.[5]  Böyle bir yöntemin sık sık  kullanılması  mükellef  haklarını  zedeleyici   bir uygulama olarak  karşımıza çıkmaktadır. Nazlı Gaye Alpaslan

https://www.hurses.com.tr/av-nazli-gaye-alpaslan/tutulmasi-ve-tasdiki-zorunlu-olmayan-defterlerin-incelemeye-ibraz-edilmemesi/haber-21545

------------------

[1]ÜREL Gürol, Vergi Usul Kanunu Uygulaması, Maliye ve Hukuk Yayınları, Mart 2007, s.336

[2]Dnş. 3. D.nin, 30.09.2011 gün ve E:2011/1610-K:2011/5355 sayılı kararı.

[3]DOĞRUSÖZ Bumin,  “Defterlerin İbraz Edilmemesinin Sorumluluğu”,  18.06.2009 tarihli  Referans Gazetesi.

[4]Ayrıntılı açıklamalar için bkz. İBİŞ Recep, Vergi Yargılamasında Re’sen Araştırma, Yaklaşım Yayıncılık, 2013, s.86

[5]AHİS md.9/6.  Bkz. İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı, 12.03.2013 gün ve E:2012/885-K:2013/279 sayılı kararı. 

1. İhracat bedellerinin yurda getirilmesi ile ilgili düzenleme nedir?

İhracat bedellerinin tahsili ile ilgili düzenleme 89/14391 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda düzenlenmiştir. Söz konusu Karar gereğince 1989 yılından 2008 yılına kadar ihracat bedellerinin yurda getirilmesi zorunlu tutulmuş iken, 08.02.2008 tarihinde anılan Karar’da yapılan değişiklik ile ihracat bedellerinin tasarrufu serbest bırakılmıştır. Söz konusu serbesti 04.09.2018 tarihine kadar devam etmiş, ve aynı Karar’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’na verdiği yetkiye dananılarak, 04.09.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2018-32/48 sayılı Türk Parası Kımetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) ile ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlenmiştir. Diğer bir ifadeyle, yaklaşık 10 yıllık bir aradan sonra ihracatta kambiyo takibi tekrar başlatılmıştır.

2. İhracat bedellerinin yurda getirilmesi için süre kısıtı nedir?

04.09.2018 tarihinde yayımlanan 2018-32/48 sayılı Türk Parası Kımetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) ile, Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedellerin, ithalatçının ödemesini müteakip doğrudan ve gecikmeksizin ihracata aracılık eden bankaya transfer edilmesi veya getirilmesi gerekmektedir. Bedellerin yurda getirilme süresi fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemez.

3. İhracat bedellerinin döviz olması halinde yurda getirilen bedellerin satışı şart mıdır?

İhracat bedellerinin döviz olması halinde söz konusu bedellerin en az %80’inin bir bankaya satılması zorunludur.

4. Türk parası üzerinden yapılan ihracat karşılığında döviz getirmek mümkün müdür?

İhracat bedellerinin beyan edilen Türk parası veya döviz üzerinden yurda getirilmesi esas olup, Türk parası üzerinden yapılan ihracat karşılığında döviz getirilmesi mümkündür.

5. İhracat bedeli yolcu beraberinde yurda getirilebilir mi?

Evet, ihracat bedelinin yolcu beraberinde efektif olarak yurda getirilmesi halinde gümrük idarelerine beyan edilmesi zorunludur. Bu beyana istinaden Nakit Beyan Formu (2016/1 sayılı GMGM Genelgesi) düzenlenmekte ve bu forma istinaden ihracat bedeline saydırmak üzere bankalara döviz satışı yapılabilmektedir.

6. Hizmet ihracatlarındaki bedellerin de yurda getirilmesi zorunlu mu?

İhracat bedellerinin yurda getirilmesi zorunluluğu sadece mal ihracatı için geçerlidir.

7. Getirilen ihracat bedelleri TL'ye çevrilmeden ithalat ödemeleri mahsup edilebilir mi?

İhracat bedeli döviz olarak geldi ise, fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günlük süre içinde talep edildiği takdirde, ihracat bedelinin alışı yapılmadan (TL'ye çevrilmeksizin) ithalat bedeli mahsup edilebilir.

8. Serbest bölgelere yapılan ihracatlarda da ihracat bedelinin getirilmesi zorunlu mudur?

Tebliğ serbest bölgelere yapılan ihracatları istisna tutmadığından, serbest bölgelere yapılan ihracatların da ihracat bedellerinin fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içinde getirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

9. Peşin döviz karşılında yapılan ihracatta süre kısıtı bulunmakta mıdır?

Tebliğ’in 4 üncü maddesine göre, peşin döviz karşılığında ihracatın 24 ay içinde gerçekleştirilmesi zorunludur. Dâhilde İşleme İzin Belgesi ve Vergi, Resim ve Harç İstisna Belgesi kapsamında ihracat, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetlerle ilgili olarak sağlanan peşin dövizlerin kullanım süresi belge süresi (ek süreler dahil) kadardır. Tamamı tek seferde iade edilmeyen veya süresi içinde ihracatı gerçekleştirilemeyen peşin dövizler prefinansman hükümlerine tabi olur. Prefinansman hükümlerine tabi hale gelen peşin dövizlerin, ihracat taahhüt sürelerinin ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde uzatılması halinde, alıcının muvafakat etmesi kaydıyla kullanım süreleri de verilen ek süre kadar uzatılmış sayılacaktır.

10. İhracat bedellerinin yurda getirilmesi zorunluluğu Transit Ticareti kapsıyor mu?

Mezkur Tebliğ’in 3 ünci maddesinin birinci fıkrasının yorumundan, yurda getirilmesi süresi fiili ihraç tarihinden itibaren başlamaktadır. Bu çerçevede, her ne kadar İhracat Yönetmeliği gereğince Transit Ticaret bir ihracat şekli olarak düzenlenmiş olmakla beraber, Transit Ticarette fiili ihraç tarihi mümkün olmadığından bu düzenlemenin transit ticareti kapsamadığı değerlendirmektedir.

11. Bu düzenleme ne zamandan itibaren geçerlidir, geçmiş dönem ihracatlarını da kapsıyor mu?

Tebliğ'in 13 üncü maddesine göre anılan Tebliğ yayımı tarihinde (04.09.2018) yürürlüğe girmiştir. Gerek 13 üncü madde, gerekse 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının yorumundan Tebliğ’in sadece yayım tarihinden (04.09.2018 tarihi ve sonrası) sonra yapılan ihracat işlemlerini kapsadığı değerlendirilmektedir.

12. İhracat bedelinden ithalat veya başka tür diğer yurtdışı ödemeleri mahsup etmek mümkün müdür?

Tebliğ'in 7 nci maddesine göre; bedel getirme süreleri içinde yurda getirilen ihracat bedelleri; ihracatçının ithalat bedelleri, sermaye hareketlerine ilişkin ödemeleri, görünmeyen işlemlere ilişkin giderleri ve transit ticaretinin alış bedeli ile söz konusu süreler içinde bankalarca mahsup edilebilir.Ayrıca, dış ticaret mevzuatı hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilen mal ihraç ve ithalinde, tarafların aynı kişiler olması ve ihraç bedellerinin yurda getirilme süresi içinde kalınması kaydıyla, mal ihraç ve ithal bedellerinin bankalarca mahsubu mümkündür.
Aynı maddede, ihracat bedellerinden mahsuba izin verilen hallerde, ihracat bedelleri süresi içinde yurda getirilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Mahsuba tabi tutulan kısım için mahsup tarihinde geçerli döviz alış kuru üzerinden döviz alım ve satım belgeleri düzenlenecektir.

13. Süresi içinde yurda getirilmediği takdirde hangi işlemler yapılacaktır?

İhraç edilen malların bedelinin süresinde yurda getirilerek, bankalara satılmasından ve ihracat hesabının süresinde kapatılmasından ihracatçılar sorumludur.

Ticari amaçla mal ihracında, bedelleri yurda getirilme süresi içinde gelen ihracat ile ilgili hesaplar aracı bankalarca kapatılır. Süresi içinde kapatılmayan ihracat hesapları aracı bankalarca 5 iş günü içinde muamelenin safhalarını belirtecek şekilde yazılı olarak ilgili Vergi Dairesi Başkanlığına veya Vergi Dairesi Müdürlüğüne ihbar edilir.

İlgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce, ihbarı müteakip 10 iş günü içinde ilgililere hesapların kapatılmasını teminen 90 gün süreli ihtarname gönderilir. Bu süre içinde hesapların kapatılması veya mücbir sebep hallerinin ya da haklı durumun belgelenmesi gereklidir.

Mücbir sebeplerin varlığı halinde, mücbir sebebin devamı müddetince altışar aylık dönemler itibarıyla ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce ek süre verilir. Mücbir sebep halleri dışında kalan haklı durumların varlığı halinde, hesapların kapatılmasına ilişkin altı aya kadar olan ek süre talepleri, firmaların haklı durumu belirten yazılı beyanına istinaden üçer aylık devreler halinde ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce, altı aylık süreden sonraki ek süre talepleri Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılır.

14. Süresi içinde yurda getirilmediği takdirde bir müeyyide (yaptırım) uygulanmakta mıdır?

Tebliğ’de özel bir müeyyide hükmü yer almamaktadır. Diğer taraftan, 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 3 üncü maddesine göre, her türlü mal, kıymet, hizmet ve sermaye ithal ve ihraç edenler veya bu işlere aracılık edenlerden bu işlemlerinden doğan alacaklarını tayin edilen süreler içinde yurda getirmeyenler, yurda getirmekle yükümlü oldukları kıymetlerin rayiç bedelinin % 5’i kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. İdarî para cezasına ilişkin karar kesinleşinceye kadar alacaklarını yurda getirenlere, anılan Kanun’un birinci fıkra hükmüne göre (3000 TL’den 25000 TL’ye kadar idarî para cezası) idarî para cezası verilir. Ancak, verilecek idarî para cezası yurda getirilmesi gereken paranın %2,5’undan fazla olamaz. Diğer taraftan, ithalat, ihracat ve diğer kambiyo işlemlerinde döviz veya Türk Parası kaçırmak kastıyla muvazaalı işlemlerde bulunanlar, yurda getirmekle yükümlü oldukları veya kaçırdıkları kıymetlerin rayiç bedeli kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. Bu fiilin teşebbüs aşamasında kalması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.

15. İhracat bedelinin eksik tahsil edilmesi halinde esneklik uygulanmakta mıdır?

Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla;

  • 100.000 ABD doları veya eşitini aşmamak üzere, mücbir sebeplerin varlığı dikkate alınmaksızın beyanname veya formda yer alan bedelin %10’una kadar noksanlığı olan (sigorta bedellerinden kaynaklanan noksanlıklar dahil) ihracat hesapları doğrudan bankalarca ödeme şekline bakılmaksızın,
  •  200.000 ABD doları veya eşitini aşmamak üzere, bu Tebliğin 9 uncu maddesinde belirtilen mücbir sebep halleri göz önünde bulundurulmak suretiyle beyanname veya formda yer alan bedelin % 10’una kadar açık hesaplar ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce,

terkin edilmek suretiyle kapatılır.

Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla, 200.000 ABD doları veya eşitini aşan noksanlığı olan açık hesaplara ilişkin terkin talepleri mücbir sebepler ile haklı durumlar göz önünde bulundurulmak suretiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılır.

16. Düzenleme geçici midir yoksa sürekli olarak devam edecek mi?

Tebliğ’in 13 üncü maddesine göre, bu Tebliğ hükümleri yürürlük tarihinden itibaren (04.09.2018 tarihinden itibaren) 6 ay süresince geçerli olacaktır.

17. Düzenlemenin yürürlükte kaldığı süre içinde ihraç edilen ama bedeli henüz tahsil edilmeyenler için de yurda getirme zorunluluğu var mı?

Tebliğ’in 12 nci maddesine göre, Türkiye’de yerleşik kişilerce bu Tebliğin yürürlükte bulunduğu süre içinde fiili ihracı gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedel getirme süresinin bu Tebliğin yürürlükten kalktığı tarihten sonra sona ermesi halinde bu Tebliğ hükümleri uygulanmaya devam edecektir. Barış Demirel https://www.verginet.net

Tüketici Mahkemesi, bankaların, alacakları nedeniyle emeklilerin maaşından yaptıkları kesintinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Mahkeme, yapılan kesintinin iadesine ilişkin hakem heyeti kararını onarken yargılama giderlerini de bankanın üzerine bıraktı. Kararın, milyonlarca emekliyi yakından ilgilendirdiğine işaret ediliyor.

YASA, İZİN VERMİYOR
İŞÇİ emeklisi Emin İşler’in emekli maaşı 1400 lira... Maaşı, bir kamu bankasına yatırılan İşler geçen yıl Temmuz ayında maaşını çekmek için bankaya gittiğinde ilk şoku geçirdi. Banka, İşler’in hesabından 349 liralık kesinti yapmıştı. Yapılan kesintinin nedeni ise, İşler’in bankaya olan kredi borcuydu. Ancak yasaya göre, nafaka borçları dışında emekli maaşından haciz yapılamaz. İşler, yapılan kesintinin iadesi için konuyu Bayrampaşa Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne taşıdı. Başvuru, yapılan kesintinin iadesini içeriyordu. Heyet, tarafları dinledikten ve delillerini topladıktan sonra kararını verdi. Heyet, yapılan kesintinin iadesine karar verdi.

‘PARALARIN TAMAMI REHİNLİ’
Heyetin bu kararı İstanbul İstanbul 11. Tüketici Mahkemesi’ne taşındı. Heyet kararının iptali istemi ile bankanın açtığı dava 4 Ekim 2017 olarak kayıtlara girdi. Dava dosyasına göre, banka adına yapılan savunmada, İşler’in hesabından yapılan kesintinin hukuka uygun olduğu kaydedilerek özetle "Borçlunun banka nezdinde hesaplarında bulunan paraların tamamı bankaya rehinlidir. Banka da rehin hakkını kullandı" denildi. Mahkeme, tarafların sunduğu delilerin yanı sıra bilirkişi raporu hazırlattı. Raporda, yapılan kesintinin iadesinin gerektiği kaydedildi.

KESİNTİ YASAYA AYKIRI
Mahkeme, çıkan rapor sonrası kararını geçen 11 Eylül günü verdi. Kararda, tüketici hakem heyetinin verdiği kararın yerinde olduğuna hükmedildi. Kararda şöyle denildi: “Yasal hükümlere aykırı olarak, davacı banka tarafından, davalının izni olmaksızın emekli maaşından yapılan kesintinin iadesine ilişkin verilen hakem heyetinin kararı yerinde.”

NAFAKA HARİÇ KESİNTİ YAPILAMAZ
Av. Şenol Özçakıcı karara ilişkin yaptığı değerlendirmede “Emekli maaşları, nafaka borçları dışında haczedilemez. Emekli hakkında icra takibi başlatılmış olsa dahi, emekli icra dairesine giderek, maaşından kesinti yapılmasına muvafakat etmedikçe, emekli maaşları haczedilemez” dedi.

Av. Özçakıcı açıklamasının devamında “Bankalar, kredi kartından veya bireysel kredilerden kaynaklı alacakları olduğu iddiası ile herhangi bir yasal takip dahi başlatmadan, emekli müşterinin hesabına yatan emekli maaşından otomatik kesinti yapıyorlar. Bankalar, geçen Ramazan ve Kurban Bayramları öncesi yatırılan 1.000 TL ikramiyeler üzerinde de bu şekilde haksız olarak kesinti yaptı. Emekliler, tüketici hakem heyetlerine başvurarak haksız kesintilerin iptalini sağlayabilir” şeklinde konuştu.

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/mahkemeden-milyonlarca-emekliyi-sevindirecek-karar-40957872

Pazartesi, 17 Eylül 2018 09:48

Kısa Çalışma Ödeneği

Ülke olarak son zamanlarda ekonomik anlamda zor bir dönemden geçiyoruz. Gerek döviz kurlarındaki istikrarsızlıklar gerekse de üretim maliyetlerindeki artışlar iş dünyasını ve işverenleri oldukça zor durumda bırakıyor.
Bugünkü yazımızda ekonomik kriz durumları için getirilmiş olan kısa çalışma ödeneğinden bahsedeceğiz.

​Kısa Çalışma Ödeneği Hangi Hallerde Mümkün?
İşverenin, genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerini geçici olarak önemli ölçüde azaltması veya işyerinde faaliyeti tamamen veya kısmen geçici olarak durdurması hallerinde, işçilere İş-Kur tarafından kısa çalışma ödeneği ödeniyor. Yani ödeme işverene değil işçiye yapılıyor.

​Burada hiç kuşkusuz bazı kavramların ne anlama geldiğini belirtmek gerekiyor.
Genel ekonomik kriz, ulusal veya uluslararası ekonomide ortaya çıkan olayların, ülke ekonomisini ve dolayısıyla işyerini ciddi anlamda etkileyip sarstığı durumları ifade ediyor. Zorlayıcı sebep ise, işverenin kendi sevk ve idaresinden kaynaklanmayan, önceden kestirilemeyen, bunun sonucu olarak bertaraf edilmesine olanak bulunmayan, dışsal etkilerden ileri gelen, geçici olarak çalışma süresinin azaltılması veya faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması ile sonuçlanan deprem, yangın, su baskını, salgın hastalık, seferberlik ve benzeri nedenleri ifade ediyor. Hiç kuşkusuz kurdaki artışlar da bu sebeplere dahil edilebilir.

Kısa Çalışma Ne Demek?

Kısa çalışma iki durumda söz konusu olabiliyor:

  1. Üç ayı geçmemek üzere, işyerinde uygulanan çalışma süresinin, işyerinin tamamında veya bir bölümünde geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması
  2. Üç ayı geçmemek üzere, süreklilik koşulu aranmaksızın en az dört hafta süreyle faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması

İşveren Başvuru Yapmalı
Yukarıda saydığımız sebeplerle işyerinde kısa çalışma yapılmasını talep eden işveren, İş-Kur’a ve varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikaya yazılı bildirimde bulunur.
İşveren bildiriminde;
a) Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerin işyerine etkilerini ve zorlayıcı sebebin ne olduğunu,
b) İşyerinin unvanını, adresini, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikayı ve sosyal güvenlik işyeri sicil numarasını,
c) Varsa iddiasını kanıtlayıcı somut belgeleri,
belirtir.

Şartlar Neler?

İşçiye kısa çalışma ödeneği ödemesi yapılabilmesi için iki şartın gerçekleşmesi gerekiyor:

  1. İşverenin kısa çalışma talebi İş-Kur tarafından kabul edilmeli
  2. Kısa çalışmanın başladığı tarihte, işçi çalışma süreleri ve işsizlik sigortası primi ödeme gün sayısı bakımından işsizlik ödeneğine hak kazanmış olmalı (Yani işçinin kısa çalışmanın başladığı tarihten önceki son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olması, son üç yıl içinde en az 600 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödemiş olması),

Ödenek Tutarı Ne Kadar?
Kısa çalışma ödeneği, çalışanın son 12 aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ıdır. Kısa çalışma ödeneğinin miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının % 150’sini geçemez. Dolayısıyla 2018 yılı için asgari ücretle çalışan için ödenecek miktar 1.208,46 TL’dir. Mehmet Bulut

http://www.sadettinorhan.net/17_9_2018_makale.html

Page 1 of 178

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

Öne Çıkanlar

  • Döviz Düzenlemeleri Kapsamında Türkiye’deki Yerleşik Kişiler Arasında Yapılan Sözleşmelere İlişkin Düzenleme Yapılmıştır 17.09.2018 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılan basın duyurusunda;…
  • Tahsilat Ve Ödemelerde Tevsik Zorunluluğu TAHSİLAT VE ÖDEMELERDE TEVSİK ZORUNULULUĞUVUK. Mük. Madde: 257/1-2 (VUK. Genel…
  • Vergi  Borcu Nedeniyle;  Mükelleflerin Menkul Mallarının Haczi I- HACZEDİLEN MALLARIN SATIŞI VE BU SATIŞ SIRASINDA  BORÇLU VE …

Duyurular

https://gallery.mailchimp.com/d5c32d5b9a46cdb11ded93724/images/12f68015-e9d8-44e6-9f22-e7d6aa53f846.jpg

Yazar: Cihangir ÖZKÖK - YMM
Fiyatı: 70.TL

Satın Almak İçinTıklayınız

Top