Mehmet Özdoğru

Mehmet Özdoğru

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (B) fıkrasına göre, yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dâhil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Türkiye İstatistik Kurumunun Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranı olup, bu oranın Hazine ve Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ile ilan edilmesi gerekmektedir.

Bu hüküm uyarınca yeniden değerleme oranı;

2018 yılı için % 23,73 (yirmi üç virgül yetmiş üç) olarak tespit edilmiştir.

Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve İş Kur Müdürlüklerince verilmektedir.

Kanunda öngörülen bildirimlerin ilgiliye yazılı olarak ve imza karşılığında yapılması gerekir. Bildirim yapılan kişi bunu imzalamazsa, durum o yerde tutanakla tespit edilir. Ancak, 7201 sayılı Kanun kapsamına giren tebligat anılan Kanun hükümlerine göre yapılır.

Kabahatler Kanununa göre değerlendirilir.

Kabahat dolayısıyla idarî para cezası veren kamu görevlisi, ilgilinin rıza göstermesi halinde bunun tahsilatını derhal kendisi gerçekleştirir. İdarî para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun ¾ ‘ü tahsil edilir. Peşin ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez.

Kabahatler Kanunu çerçevesinde hukuki boyutu değerlendirilir.

4857 SAYILI İŞ KANUNUNA GÖRE UYGULANACAK İDARİ PARA CEZALARI (TL)

Sıra No.

Kanun Maddesi

Ceza Maddesi

Fiil

2018 YILINDA UYGULANACAK CEZA MİKTARI (TL)                                                                               (Yeniden Değerleme Oranı % 14,47)

2019 YILINDA UYGULANACAK CEZA MİKTARI (TL)                                                                               (Yeniden Değerleme Oranı % 23,73)

 

1

3

98

İşyerini muvazaalı olarak bildirmek

21.036

26.028

İşyerini muvazaalı olarak bildiren asıl işveren ile alt işveren vekillerine ayrı ayrı.

2

5

99/1-a

İşçilere eşit davranma ilkesine aykırı davranmak

177

219

Bu durumdaki her işçi için

3

7

99/1-b

Madde de öngörülen ilke ve yükümlülüklere aykırı olarak geçici işçi çalıştırmak

296

366

Bu durumdaki her işçi için

4

7/2 (f) bendi

99/2

7. maddenin 2 fıkrasının f bendine aykırı davranmak

1.184

1.465

 

5

8

99/1-c

İş sözleşmesinin içeriğini belirtir yazılı belgeyi vermemek

177

219

Bu durumdaki her işçi için

6

14

99/1-c

Çağrı üzerine ve uzaktan çalışma hükümlerine aykırı davranmak

177

219

Bu durumdaki her işçi için

7

28

99/1-d

İşten ayrılan işçiye Çalışma Belgesi vermemek, belgeye gerçeğe aykırı bilgi yazmak

177

219

Bu durumdaki her işçi için

8

29

100

Madde hükmüne aykırı olarak işçi çıkartmak (toplu işçi çıkarma)

693

857

Bu durumdaki her işçi için

9

30

101

Engelli ve Eski Hükümlü Çalıştırmamak

2.627

3.250

Çalıştırılmayan her engelli ve eski hükümlü ve çalıştırılmayan her ay için

10

32

102/a

Ücret ile bu kanundan doğan veya TİS'den yada iş sözleşmesinden doğan ücreti kasten ödememek veya eksik ödemek

191

236

Bu durumda olan her işçi ve her ay için

11

32

102/a

Ücret, pirim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını zorunlu tutulduğu halde özel olarak açılan banka hesabına ödememek

191

236

Bu durumda olan her işçi ve her ay için

12

37

102/b

Ücret hesap pusulası düzenlememek

693

857

 

13

38

102/b

Yasaya aykırı ücret kesme cezası vermek veya kesintinin sebep ve hesabını bildirmemek

693

857

 

14

39

102/a

Asgari ücreti ödememek veya eksik ödemek

191

236

Bu durumdaki her işçi ve her ay için

15

41

102/c

Fazla çalışmalara ilişkin ücreti ödememek, işçiye hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında kullandırmamak, fazla saatlerde yapılacak çalışmalar için işçinin onayını almamak.

337

417

Bu durumdaki her işçi için

16

52

102/b

Yüzde ile ilgili belgeyi  temsilciye vermemek

693

857

 

17

56

103

Yıllık ücretli izni yasaya aykırı şekilde bölmek,

337

417

Bu durumdaki her işçi için

18

57

103

İzin ücretini yasaya aykırı şekilde ödemek veya eksik ödemek

337

417

Bu durumdaki her işçi için

19

59

103

Sözleşmesi fesh edilen işçiye yıllık izin ücreti ödememek

337

417

Bu durumdaki her işçi için

20

60

103

Yıllık izin yönetmeliğinin esas usullerine aykırı olarak izni kullandırmamak veya eksik kullandırmak

337

417

Bu durumdaki her işçi için

21

63

104

Çalışma sürelerine ve buna dair yönetmelik hükümlerine uymamak

1.853

2.293

 

22

64

104

Telafi çalışması usullerine uymamak

337

417

Bu durumdaki her işçi İçin

23

68

104

Ara dinlenmesini uygulamamak

1.853

2.293

 

24

69

104

İşçileri geceleri 7.5 saatten fazla çalıştırmak, gece ve gündüz postalarını değiştirmemek

1.853

2.293

 

25

71

104

Çocukları çalıştırma yaşına ve çalıştırma yasağına aykırı davranmak

1.853

2.293

 

26

72

104

Yer ve sualtında çalıştırma yasağına uymamak

1.853

2.293

 

27

73

104

Çocuk ve genç işleri gece çalıştırmak veya ilgili yönetmelik hükümlerine aykırı hareket etmek

1.853

2.293

 

28

74

104

Doğum öncesi - sonrası sürelerde kadın işçiyi çalıştırmak veya ücretsiz izin vermemek

1.853

2.293

 

29

75

104

İşçi Özlük dosyasını düzenlememek

1.853

2.293

 

30

76

104

Çalışma sürelerine ilişkin yönetmeliklere muhalefet etmek

1.853

2.293

 

31

92/2

107/1-a

Çağrıldıkları zaman gelmemek, ifade ve bilgi vermemek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermemek, İş Müfettişlerinin 92/1.fıkrada yazılı görevlerini yapmak için kendilerine her çeşit kolaylığı  göstermemek ve bu yoldaki emir ve isteklerini geciktirmeksizin yerine getirmemek.

16.829

20.823

 

32

96/1

107/1-b

İfade ve bilgilerine başvurulan işçilere işverenlerce telkinlerde bulunma, gerçeği saklamaya yahut değiştirmeye zorlama veyahut ilgili makamlara ifade vermeleri üzerine onlara karşı kötü davranışlarda bulunmak

16.829

20.823

 

33

107/2

İş Müfettişlerinin teftiş ve denetim görevlerinin yapılmasını ve sonuçlandırılmasını engellemek.

16.829

20.823

 

Not:5083 sayılı T.C. Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2. maddesine 21/04/2005 tarihli 5335 sayılı Kanunun 22. maddesi ile eklenen fıkra uyarınca 1 YTL'nin altında kalan tutarlar dikkate alınmamıştır.

(*) 20.05.2016 tarih ve 29717 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6715 sayılı Kanunun 4.maddesi ile 4857 sayılı İş Kanununun 5, 7, 8, 14 ve 28. maddelerinde yer alan idari para cezaları değiştirilmiştir  

Not:01/01/2019 Tarihinde rakamlar Bakanlığın sitesinde yayınlanacaktır.

VEDAT İLKİ  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 05415161962 whatsapp

https://alitezel.com.tr/index.php?sid=yazi&id=9268

kendisine vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilen gerçek ve tüzel kişiler bizzat uzlaşma komisyonu nezdinde kapsama giren vergi ve cezalar için uzlaşma talep edebilirler. Bu arada, hem uzlaşma talep edilip ve hem de ilgili vergi mahkemesinde vergi davası da aynı anda açılabilir.

Hem uzlaşma talebi ve hem de vergi yargısında vergi davasının açılması durumunda vergi mahkemeleri mükellefin vergi idaresi ile uzlaşma müzakerelerinin neticesini bekler. Prensip olarak, kendisine vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilen mükellefin tebliğ tarihinden itibaren (30) gün içerisinde ilgili uzlaşma komisyonuna müracaat ederek uzlaşma isteminde bulunması en doğru yoldur.1 Uzlaşma sonucunda, uzlaşmaya varılmaması veya uzlaşmanın sağlanamaması halinde; (15) gün içerisinde vergi yargısına başvurularak vergi davası açılması mümkündür.2

Buna göre;

1) Hem uzlaşma talep edilmesi ve hem de vergi yargısının hakemliğine başvurulması halinde vergi mahkemesi uzlaşmanın akıbetini bekler. Eğer uzlaşmaya varılmış ise, vergi mahkemesi davayı artık devam ettirmez.


2) Önce uzlaşma talebinde bulunulup, daha sonra uzlaşma sağlanamaması halinde (15) gün içerisinde (Malî veya Adlî tatil dikkate alınmalıdır) vergi yargısına müracaat olunabilir.


3) Uzlaşma talebi ile, vergi mahkemesinde aynı anda (tebliğ tarihinden itibaren [30] gün içerisinde) müracaat edilmesi halinde vergi yargısı uzlaşmanın sonucunu bekler. Uzlaşma, sağlanamadığı durumlarda vergi mahkemesi dosyayı inceler ve karara bağlamaya doğru gider.


4) Tarhiyat öncesi uzlaşma talebinde bulunulması halinde, tarhiyattan önce uzlaşma sağlanamadığı hallerde vergi yargısına hemen gidilemez. Vergi dairesinden (1) no.lu vergi ve ceza ihbarnamelerinin tebliği beklenir. Bu aşamada 2. Bir tarhiyattan sonra uzlaşma talep etme olanağı yoktur. İhbarnamelerin tebliğ tarihinden itibaren (30) gün içerisinde ya vergi yargısına gidilir veya 213 sayılı VUK md. 376 talebi koşullara göre yapılabilir.


5) (3) kat kesilen vergi ziyaı cezası var ise, bu durumda mutlak surette vergi yargısına gidilir. Bu gibi durumlarda uzlaşma talebi söz konusu değildir. (213 sayılı VUK md. 359)


6) Tek başına kesilen özel usulsüzlük cezaları hakkında uzlaşma talebi olamaz. Bu gibi cezalar için ancak 213 sayılı VUK md. 376 hükmü gereği 1/3 indirim talep olunabilir. Bu ceza tebliğ tarihinden itibaren (60) gün içerisinde ödenmelidir. Teminat gösterilmesi halinde ödeme süresi (5) ay uzar. Kesilen özel usulsüzlük cezası bir rapora dayalı ise, bu cezaya karşı tarhiyattan önce uzlaşma talep olanağı mümkündür.

7) Uzlaşma talep edilip, tayin edilen gün de uzlaşmaya varılması halinde (Vergi hatası hariç) artık bu konuda hiçbir mercie şikâyet edilemez. Vergi davası açılamaz. Uzlaşma komisyon kararı kesindir.


8) Uzlaşmaya varılması halinde üzerinde uzlaşılan vergi ve cezaların (30) gün içerisinde ödenmesi esastır. Bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde uzlaşma komisyon kararı bozulmaz. Sadece vadeden sonra gecikme zammı işler.


9) Üzerinde uzlaşılan uzlaşma komisyon kararına istinaden, mutabık kalınan vergi miktarı üzerinden normal vade tarihinden itibaren uzlaşma tarihine kadar “Gecikme Faizi” hesaplanır. Bu hesaplama işlemi uzlaşma komisyonu kararının imzalandığı gün hemen o anda hesaplanmaz. Uzlaşma komisyon kararının ilgili vergi dairesine yollandığı zaman buradan tanzim edilecek tahakkuk fişi üzerinde gecikme faizi ayrıca hesaplanarak gösterilir.


10) Vergi ve ceza ihbarnameleri ekinde mutlak surette bunların dayanakları olan takdir komisyon kararı, vergi inceleme rapor, yoklama fişi, vb. eklenmelidir.


11) Vergi ve ceza ihbarnamelerinin mutlak surette bunların muhataplarına tebliğ edilmesi zorunludur.


12) (5) yıl içerisinde tarh ve tebliğ edilmeyen vergi ve cezalar tarh zaman aşımına uğrar. (213 sayılı VUK md. 114)


13) Mükellefin ölümü halinde vergi cezası düşer. (Bkz. 213 sayılı VUK md. 372)


14) Mücbir sebeplerin varlığı halinde ise, vergi cezası kesilmez. (Bkz. 213 sayılı VUK md. 373)


15) 213 sayılı VUK md. 374 ‘de yazılı süreler geçtikten sonra vergi cezası kesilemez.

16) İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde istinaf yolunabaşvurulabilir. Ancak,

a- Konusu 5 bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları,

b-Tam yargı davaları,

c-İdari işlemlere karşı açılan iptal davaları,

hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşıistinaf yoluna başvurulamaz.

17) İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir. İstinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularında dilekçelerdeki hitap ve istekle bağlı kalınmaksızın dosyalar bölge idare mahkemesine gönderilir.

18) Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir.

19) Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.

20) Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir.

21) Bölge idare mahkemelerinin temyize açık olmayan kararları kesindir. Bu kararlar, dosyayla birlikte kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilir ve bu mahkemelerce 7 gün içinde tebliğe çıkarılır.

22) İstinaf başvurusuna konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim, aynı davanın istinaf yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz.

23) İvedi yargılama usulüne tabi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamaz.

24) Ödeme emrine karşı tebliği izleyen ertesi günden itibaren 15 gün içerisinde görevli vergi mahkemesi nezdinde iptal davası açılabilir. Dava açılması yürütmeyi durdurmaz. Ayrıca yürütmenin durdurulması talep edilmelidir. Mustafa Alpaslan

https://www.hurses.com.tr/dr-mustafa-alpaslan-smmm/vergi-ve-ceza-ihbarnamesine-karsi-hak-arama/haber-23416
-------------------

[1] Malî tatil ve Adlî tatil halinde süreler uzar. Bu durumda, 1 Temmuz ‘da başlayan Malî tatil nedeni ile süreler 20 Temmuz ‘dan itibaren (7) gün daha eklenir. Adlî tatil nedeni ile, Vergi Mahkemesin ‘de dava açma süreleri uzar. Yine Adlî tatil dolayısı ile, itiraz veya temyiz süreleri de bu tatil dolayısı ile etkilenir.

[2] 213 sayılı VUK ek md. 7. ‘Uzlaşma ve Vergi Mahkemelerinde Dava Açma’

01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı kanunla birlikte limited şirketlerde ortaklıktan çıkmayı ve çıkarılmayı düzenleyen ve kolaylaştıran hükümlere yer verilmiştir.

6762 sayılı Eski TTK 551/3 göre ’Esas sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulunan ortakların mutlak ekseriyeti tarafından muvafakat edilmek şartıyle şirket,muhik sebeplerden dolayı bir ortağın şirketten çıkarılmasını mahkemeden isteyebilir’ hükmü yer almaktaydı.Burada muhik sebeplerin varlığı yani haklı gerekçelerin varlığı hali mevcut olduğunda ortağın çıkarılması mahkemeden istenebilirdi.

Muhik sebebin varlığı tek başına bir koşul gibi görünse de ortaklıktan çıkarılması süreci, mahkemenin iradesine bırakılmaktaydı ki,bu işlem de haklı gerekçelerin neler olduğunun açıkça ortaya konmasını zorunlu kılıyordu.Şirketin idaresinde yaşanan sorunlar muhik sebeplerle şirketi ve ortaklığı zor durumda bırakanların işlerini kolaylaştırıyordu.Haklı gerekçelerin kanunun emredici hükümlerine aykırı olmaması önemli biri durumdur.Burada  tacirin basiretli davranması önem arz etmektedir.Muhip sebeplerin neler olabileceği belirlenirken esas kıstasın şirketin ve ortakların art niyetli ve kasti olarak zarara uğratılması ve hatta kasti olmasa bile tedbirsizlik ve ilgisizlik sebebiyle şirketin faaliyetlerinin zarara uğraması esas alınmalıdır.

Uygulama bu şekilde cereyan ederken şirket menfaatlerinin zaman açısından kaybının engellenmesi amacıyla yeni kanun ve ilgili hükümleri bu açıdan şirketin menfaatini koruyacak hükümler getirmiştir.

Nitekim Yeni TTK.640/1 ‘Şirket sözleşmesinde bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebepler öngörülebilir’ ifadesine yer verilerek bu olanağı sağlamıştır.Şirketin sözleşmesinde kanunun emredici hükümlerine aykırılık teşkil etmemek ve elbette tacirin basiretli olması prensibini zedelememek ana prensip olmalıdır.Şirket kendisi açısından önem arz eden durumu esas sözleşmeye koyarak  ,sebeplerin oluşması durumunda ortağın şirketten çıkarılma hakkının doğacağını belirtmiştir.Bu haliyle şirketin ortağının belirlenen görevlerini yerine getirmemesinden kaynaklanan hukuki sorunların önüne geçilmiştir.Her ortak şirketteki durumlarını bilerek hareket edecek ve şirketin menfaatleri zarar görmeyecektir.Yeni kanuni düzenleme şirketin ticari faaliyetlerinin devamlılığını esas alarak bu kolaylaştırıcı düzenlemeyi getirmiştir.

Ortaklıktan çıkarılan kişi her ne kadar sözleşmede bahsedilen hususları yerine getirmemişse ve sözleşme hükümleri çerçevesinde ortaklıktan çıkarılmışsa da her zaman karşı dava açma hakkı her zaman tanınmıştır.Ortak kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren 3 ay içinde iptal davası açabilecektir.(TTK.640/f-2)

Sözleşmede çıkarılmaya dair ifadeler olmasa da her ortağın haklı bir sebep olması halinde çıkarılması mümkündür. Ancak bu çıkarma talebinin mahkemeden istenmesi gerekmektedir. Mahkemeden çıkarmaya dair karar verilmesi halinde ortağın iptal davası açma hakkını kullanamaz.(TTK.640/f-3). Ortağın haklı sebebi esas sözleşmeye dayanmayan diğer haklı sebepler mahkemeden istemesi eski kanun hükmü olan 551.maddenin tekrarı niteliğindedir.

Ortaklıktan çıkarmada sözleşmeyle kolaylık sağlanmış olsa bile çıkarılan ortağın iptal davası açma hakkı olmasının uygulamada fazlasıyla bir sorun yaratacağı düşünülmektedir. Özellikle çıkarmaya dair esas sözleşmeye konulacak hükümlerin doğruluk ve dürüstlük ilkesini ne kadar tabana yayacağı ayrı bir konudur.Üstelik mevcut esas sözleşmenin bütün ortakların imzası ile kabul edilmesi ,ortaklar arasında eşit haklar doğurmasına karşın konulacak çıkarma şartlarının hangi hallerde itiraz konusu yapılacağı tartışmalıdır.Sözleşmede olmamasına karşın haklı sebebin  varlığını ortaya koyacak ortak veya ortakların mahkemeye başvurması ve mahkemenin bu talebi yerinde bulması halinde iptal davası açma hakkının ortadan kalkması şirketin sorunlarını ne kadar gidereceğide uygulamayla birlikte ortaya çıkacaktır.

Kolaylaştırılan hükümle birlikte şirket sözleşmelerinde değişiklik yapılarak yeni yasaya intibak etmek için tescil başvuruları olacaktır.Bu yolun tercih edilmesi ve akabinde ortaklığın çıkarılması ve ortağında bu çıkarma kararına karşı dava açıp kazanması halinde arada geçen ve yapılan değişikliklerin iptali hususu da şirketleri bağlayıcı bir husustur.

Ortakların dava açılmasının önüne geçmek için mahkemeye başvurmasının daha güvenilir bir yol olarak tercih edileceği düşüncesi hakim olmaktadır..Kanımca çıkarma kararlarının göreceliği, mahkemeleri tercih unsuru haline getirecektir.

Şirketler yeni kanunun uygulanmaya başlamasıyla birlikte esas sözleşmelerinde değişiklik yaparak ve çıkartma şartlarını koyarak intibak yönüne gitmektedir.Bu amaçla yapılacak esas sözleşme değişikliklerinden ,basiretli iş adamı ve dürüstlük ilkesini göz ardı etmemek gerekeceğinden kuruluşta olduğu gibi bütün ortakların onayı gerektiği fikri ortaya atılsa da ,bu konuda yeni kanuna intibak için yapılan sözleşme tadillerinde 6103 sayılı kanunun 22.maddesinde  ,Anonim şirketler esas sözleşmelerini ve limited şirketler şirket sözleşmelerini, yürürlük tarihinden itibaren on iki ay içinde Türk Ticaret Kanunuyla uyumlu hâle getireceği ve bu süre içinde gerekli değişikliklerin yapılmaması hâlinde, esas sözleşmedeki ve şirket sözleşmesindeki düzenleme yerine Türk Ticaret Kanununun ilgili hükümleri uygulanır ifadesine yer vermiştir.Esas sözleşme ve limited şirket sözleşmesini birinci fıkra uyarınca uyumlu hâle getirmek için yapılacak genel kurullara bu Kanunun 20 nci maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. Yani genel kurullarda toplantı nisabı aranmaz, kararlar toplantıda mevcut oyların çoğunluğu ile alınır ve şartları bulunsa bile 6762 sayılı Kanunun 389 uncu ve Türk Ticaret Kanununun 454 üncü maddeleri uygulanmaz hükmünün dikkate alınması gerekmektedir.

Sözleşmeye ortaklıktan çıkarılma hallerinin konulması bir zorunluluk olmadığından bunu bir bir intibak değişikliği ve dolayısıyla yukarıdaki nisap oranının aranmasının gerekip gerekmediği de ayrıca bir tartışma konusudur.

Buna karşın şirket sözleşmesine konulmuş çıkarılma hükmünün uygulanması esnasında , 621/f-1 maddesine göre gerek  ortağın şirket sözleşmesinde yer alan sebeplerden dolayı şirketten çıkarılması gerekse ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması konularında genel kurulda karar alınabilmesi ,genel kurulda  temsil edilen oyların en az 2/3 sinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması gerekmektedir.

Bununla birlikte, ETTK’da olduğu üzere TTK’da da “haklı sebep”lerin nelerden ibaret olduğuna değinilmemiştir. Bu nedenle, çıkma isteğinde bulunan ortağın öne sürdüğü sebebin gerçekten var olup olmadığını yahut haklı olup olmadığını mahkeme kararlaştıracaktır.Yeni kanunun 638/2 maddesinde mahkeme tarafından verilecek karar öncesinde davacı ortağın haklarını kullanması ve borçlarını yerine getirmesinin uygun düşmeyeceği dikkate alınarak  mahkemenin gerekli tedbirleri alma yetkisi vardır.Mahkeme talep üzerine,davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir (TTK md. 638/f.2).Mahkemenin res’en karar vermesi mümkün değildir.Mahkemeden istemde bulunacak kişi davacı ortağın kendisidir

AYRILMA AKÇESİ:

TTK.641/f-1 göre,Her ortağın şirketten ayrıldığı takdirde esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini talep etme hakkı vardır.Burada ayrılmadan kastedilen çıkma ,çıkarılma ve ölüm v.b. gibi diğer tüm çıkma halleridir.Sebebi ne olursa olsun ortağa ayrılma akçesinin gerçek değeri yani bilançoda yer alan değeri isteme hakkı vardır.Şirket sözleşmesinde tamamen isteğe bağlı olarak ayrılma hakkı farklı bir şekilde düzenlenebilir.Sözleşmede olmaması ortağın bu hakkını ortadan kaldırmaz.

 LİMİTED ŞİRKETLERDE ORTAKLIKTAN ÇIKMA HAKKI   

TTK’nın md. 638/f.1 hükmü ETTK’nın md. 551/f.1 hükmünün tekrarı niteliğindedir.YTTK’nın 638/1 “Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkınıtanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir ”derken.ETTK’nın 551/1 ise, “Şirket mukavelesiyle, ortaklara şirketten çıkma hakkı verilebileceği gibi bu hakkın kullanılması muayyen şartlara da tabi tutulabilir.” hükmü yer almıştır. Şirket sözleşmesine hüküm koymak konulmak suretiyle her ortağın şirketten çıkma hakkı vardır.Çıkarılmada ki gibi bir şarta bağlanması mümkün olduğu gibi bağlanmaması da pek ala mümkündür.Bir şarta bağlanmamışsa, ortak sebep belirtmeksizin şirketten çıkma hakkını kullanır. Bu hakkı bazı şartla bağlanmış ise ortak şirket sözleşmesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi üzerine ortaklıktan çıkma hakkını kullanır.

Şirket sözleşmesinde ortaklıktan çıkması düzenlenmemiş olması, ortağın şirketten çıkmayacağı manasına gelmemelidir.Böyle bir bu durumda ortağın mahkemeye başvurması ve çıkmanın haklı bir sebebe dayanması gerekir.

TTK’nın 638/2 “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir.”deniler ortağa muhik sebeplerin varlığında, çıkma davası açabilmesi olanağını sağlamıştır.

 Türk Ticaret Kanunu, çıkma hakkının kullanılması durumunda, diğer ortaklara da“çıkmaya katılma” hakkı tanımıştır.Ortaklardan biri 638/f.1 hükmü gereği- şirket sözleşmesindeki hükme dayanarak çıkmak istediğini veya 638/f.2 hükmü gereğince haklı sebeplerden dolayı çıkma davası açtığı takdirde, müdür veya müdürler gecikmeksizin diğer ortakları bundan haberdar ederler (TTK, md. 639/f.1). Yapılacak bu bildirim üzerine, ortaklardan her biri, haberin kendisine ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde;

Çıkma talebinde bulunan ortağın bu hakkını şirket sözleşmesinde yer alan hükme istinaden kullandığı durumlarda, şirket sözleşmesinde öngörülen haklı sebep kendisi yönünden de geçerli ise, kendisinin de çıkmaya katılacağını müdürlere bildirerek,Yok eğer ortak çıkma davası açmış ise, bu durumda açacağı bir dava ile haklı sebepler dolayısıyla çıkma davasına katılarak çıkmaya katılma hakkını kullanır (TTK md. 638/f.2).

Bir aylık süre, hak düşürücü süredir. Müdürlerce yapılacak bildirimin kendilerine ulaştığı tarihten itibaren bir ay içerisinde çıkma katılma hakkını kullanmayan ortaklar bu haklarını kaybedeler. Kanun’a göre, çıkma ve çıkmaya katılma hakkını kullanan ortaklar, esas sermaye payları ile orantılı olarak, eşit işleme tâbi tutulurlar (YTTK md. 639/f.3). Nazlı Gaye Alpaslan

https://www.hurses.com.tr/av-nazli-gaye-alpaslan/limited-sirketlerde-ortakliktan-cikma-veya-cikarilma/haber-23417

TBMM’ye sunulan 71 maddelik yeni Torba Kanun’la işverene yüzde 5 prim indirimi öngörülürken, işsizlik ödeneğinin de şartları kolaylaştırılıyor.

Kamuoyunda ‘Torba Kanun’ olarak bilinen ‘Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’, 30 Kasım 2018 tarihinde TBMM’ye intikal ettirildi. 71 maddeden oluşan Torba Kanun’a, TBMM’de görüşülmesi esnasında daha birçok farklı konu ve alanlarla ilgili düzenlemelerin ilave edileceği kuşkusuz. Bu yazımızda söz konusu kanunda çalışanlar ve işyerlerini ilgilendiren iş ve sosyal güvenlik konularını değerlendirdik.

ODA VE BORSALARIN 5 PUANLIK İNDİRİMİ KALKIYOR

Torba Kanun’un 42. maddesiyle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 81. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinin 8. cümlesi yürürlükten kaldırılarak 4/1-a kapsamındaki sigortalılara ilişkin matrah, oran ve esaslar üzerinden; banka sandıkları, sigorta ve reasürans şirketleri ile ticaret ve sanayi odaları ile borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler olmak üzere faaliyet gösteren sandıkların statülerine tabi personel için verilen teşvik uygulamasının kaldırılması öngörülüyor. Oda ve borsalar için kaldırılması öngörülen bu teşvik, 5 puanlık işveren prim hissesinden prim indirimini ifade ediyor. Bu teşvikin önemi ve diğer SGK teşvik indirimlerinden ayıran en önemli özelliği ise süreklilik arz etmesi. Yüzde 5 puanlık prim indirimi, işverenler için maliyet azaltıcı önemli bir unsur.

İŞSİZLİK ÖDENEĞİ ŞARTLARI KOLAYLAŞIYOR

İşsizlik ödeneği için Mart 2002’den 31 Ekim 2018 tarihine kadar 10 milyon 413 bin 589 kişi başvurdu ve 6 milyon 469 bin 911 kişi ödenek almaya hak kazandı. Bu kapsamda hak eden kişilere toplam 22 milyar 272 milyon 388 bin 779 TL ödeme yapıldı. Önceki dönemden ödemesi devam edenlerle birlikte 476 bin 97 kişi için ödeme miktarı 440 milyon 913 bin 950 TL’dir.

İşsizlik ödeneğinden yararlanmayı zorlaştıran en önemli engel, ‘kendi istek ve kusuru dışında işini kaybedenler; hizmet akdinin feshinden önceki son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olma’ şartı.

Çalışanlar tüm şartları yerine getirmesine karşın son 120 gün için 1-2 gün bile boşluk olduğundan işsizlik sigortasından faydalanamıyor. Bu durumda yüzbinlerce işsiz bulunuyor. Torba Kanun’la yapılan değişiklikle bu koşullarda kolaylık sağlanıyor. Son 120 günlük ‘prim ödeyerek sürekli çalışma’ şartı, ‘hizmet akdine tabi’ olma şeklinde yumuşatılarak, 120 gün boyunca hizmet akdine tabi olmasına karşın devamsızlık hallerinden kaynaklı ödememe durumu ortadan kaldırılıyor.

EMEKLİ AYLIKLARINDA TABAN FİYAT

Emekli aylıklarının belirli bir rakamın altında kalmamasına yönelik taban da Torba Kanun’da yer alıyor. Buna göre yaşlılık / malullük / ölüm aylığı alan emeklilere ve hak sahiplerine ödenen aylıklar için 1.000 TL’lik alt sınır belirlenmesi öngörülüyor. Ölüm sigortasından yapılan ödemeler toplamı ise bu tutarın hak sahiplerinin hisseleri oranı esas alınarak tespit olunacak tutarından az olamayacak. Hesaplanan emeklilik aylıkları, belirlenen tutardan düşükse aradaki fark Hazine tarafından ödenecek.

KARŞILIKSIZ SAĞLIK YARDIMININ KAPSAMI ARTIRILIYOR

Torba Kanun ile er ve erbaşların genel sağlık sigortalısı sayılmayan eş ve çocukları ile anne ve babalarının bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamında değerlendirilmesi sağlanıyor. Bu bakımdan er ve erbaşların askerlik hizmetleri devam ettiği sürece eşi, çocukları, anne ve babaları gelir testine de gerek kalmadan her türlü muayene, hastane, ilaç ve sağlık yardımlarından faydalanabilecek.  İsa KARAKAŞ İTO Haber

Vergi incelemelerinde uyulacak usul ve esaslar hakkındaki yönetmelik 31.10.2011 gün ve 28101 sayılı RG’de yayımlanarak yine aynı tarihte yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu yönetmelik ve esas itibariyle 213 sayılı VUK’nun 140. maddesi ile 13.12.1983 tarihli ve 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili maddelerine göre; vergi incelemelerinde yeni bir dönem başlamıştır. Gerek bu yeni vergi incelemelerinde uyulacak esaslar hakkındaki yönetmelik ve gerekse vergi usul yasası hükümlerine göre yürütülecek vergi incelemeleri konusunda yeni bir süreç başlamaktadır.

Vergi mükelleflerinin kanunen tutmak ve kullanmak zorunda olduğu defter ve belgeler ile ibrazı gerekli diğer kayıtların vergi incelemesine yetkili kimselere süresi içerisinde mazeretsiz olarak ibraz etmemesi halinde bu fiil defter ve belgelerin gizlenmesi, kaçakçılık suçunu oluşturmaktadır.(1) Bu fiilin yaptırımı 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıdır.(2)

Defter ve belgelerin vergi müfettişine gizleme dolayısıyla ibraz edilmemesi durumunun somut belgelerle kanıtlanması zorunludur. Aksi takdirde gizleme fiilinden söz edilemez. Varlığı ve tasdiki noter veya anlaşmalı matbaalarca bilinen defter, kayıt ve belgelerin herhangi bir çekinme nedeni olmaksızın vergi müfettişine ibraz edilmemesi halinde fiil resen takdiri gerektirir. Mükellefin KDV indirimleri reddedilir. Ve olay takdir komisyonuna sevk edilir.(3)

Diğer yandan, defter ve belgelerin ibraz edilmemesi fiilinin suç oluşturmadığı haller ise: ibraz isteğinin vergi incelemesine yetkili olmayanlarca yapılması halinde bu fiil suç teşkil etmez.(4)  Ayrıca, ibraz edilmeyen defter ve belgelerin mevcudiyeti noter kayıtları veya diğer şekillerde sabit olması zorunludur. Bunun yanı sıra defter ve belgeler dışındaki kayıtlar veya yardımcı materyalin ibraz edilmemesi halinde, suç oluşmaz.(5)  Mükellefin defter ve belgelerini vergi müfettişine inceleme için ibraz etmemesi halinde mükellefin Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusu nedeniyle VUK md. 359 hükmü gereği sevk edilebilmesi için defter, kayıt ve belgelerini yeniden usulüne uygun olarak “ikinci kez” istenmesi ve bu ikinci kez istemeye rağmen ibraz edilmemesi halinde götürülmemesi halinde suç duyurusunda bulunulacaktır.(6)

Bu nedenle, birinci kez özel usulsüzlük cezası kesildikten sonra mükellefe yeniden 15 günden az olmamak üzere bir süre daha verildikten sonra, bu ek süreye rağmen defter ve belgelerini ibraz etmeyen mükellefin “ibraz mecburiyetine uymadığı” kabul edilerek resen takdir yoluna gidilebilir. Amaç mükellefe ceza kesmek değil, defterlerin ibrazını sağlamak olduğuna göre, hatta ikinci kez özel usulsüzlük cezası da kesilmesi beklendikten sonra resen takdir yoluna gidilmelidir.

İkinci kez artırımlı özel usulsüzlük cezasının kesilmesi üzerine mükellefin defter ve belgelerini ibraz etmesi halinde, bize göre mükellefin 359. maddeye göre cezalandırılması mümkün olmaz. 361. maddenin kaldırılma nedeni de bu olmalıdır. Yani bütün idari işlemler tamamlanmadan mükellefin asliye ceza mahkemesine gönderilmesi önlenmelidir.(7)

Burada yeri gelmişken üzerinde durulması gereken en önemli nokta şudur: vergi incelemesinin VUK md. 139 hükmüne göre uygun bir şekilde yapılmış olması zorunludur. Başka bir ifade ile, vergi incelemesinin öncelikle mükellefin işyerinde yapılması esastır.(8)  Mükellefin işyeri vergi incelemesine uygun değilse ki, bu durum tutanak ile tespit edilmelidir.(9) Mükellefin işyeri incelemeye uygun olmadığı hallerde vergi incelemesi inceleme elemanının (vergi müfettişliği adresindeki çalışma odasında) bürosunda devam edilir.

Vergi müfettişlerinin inceleme yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca, vergi dairesi müdürleri ve mal müdürlerinin de 213 sayılı VUK’nun 135. maddesine göre vergi incelemesi yetkileri mevcuttur. SGK müfettişleri veya iş müfettişleri vergi incelemesi konusunda yetkileri bulunmamaktadır.

Defter ve belgelerin vergi incelemesi dışında başka bir nedenle ibraz edilmesinin talep edilmesi halinde defterleri gizleme fiilinden bahsedilemez. Ayrıca, defter ve belgelerin mutlak surette tarh zamanaşımı süresinde ibrazı talep olunabilir. Zamanaşımının bitmesine 15 günden az bir süre kalması halinde defterlerin istenilmesi durumunda, defterleri ibraz etmeyen mükellef hakkında defterlerin gizlenme fiilinden bahsedilemez. Örneğin, 20 Aralık 2012 tarihinde tebliğ edilen bir yazı ile 2007 takvim yılına ait defter ve belgelerin ibrazı istenilmesi halinde 5 yıllık süre 5 Ocak 2013’de son bulacağından dolayı burada defterlerin gizlenmesi fiili söz konusu olamaz.

Son olarak, mücbir sebepler nedeniyle defter, kayıt ve belgelerin ibrazı mümkün olmayabilir.(10)  Bu gibi durumlar bilindiği gibi VUK md. 13’de düzenlenmiştir. VUK md. 13’de yer alan ve 4 bent halinde sayılan mücbir sebeplerin malum olması veya ilgili tarafından tespit edilmesi zorunludur. Mücbir sebeplerden herhangi birinin mevcudiyeti halinde defter ve belgelerin ibraz edilmemesi halinde mücbir sebep ortadan kalkınca kadar suç oluşmaz.(11)

Sel, deprem, zelzele ve bazı tabi afetler nedeniyle kaybolan defter ve belgeler hakkında böyle bir durumun herkes tarafından biliniyor olduğu varsayıldığından bu durumun kanıtlanması zorunlu değildir. Çünkü bu gibi durumlarda Bakanlar Kurulu tarafından doğal afet ilan edilmektedir. Ancak, yangın, hırsızlık işyerinin nakli sırasında evrakların zayi olması gibi (su basması dahil, sel hariç) gibi zayi olma durumlarında zayi belgesi ile durum ispat edilebilir. Böyle bir durumun itfaiye raporu ve asliye ticaret mahkemesinden alınacak bir karar ile tespiti zorunludur. Mücbir sebep nedeniyle defter, kayıt ve belgelerin ibraz edilmesi hiç mümkün olmasa, saklama ve gizleme yönünden VUK’nun 359. md hükmüne göre işlem yapılmaz. Ancak, kayıt, defter ve belgelerin ibraz edilmemesi dönem matrahının takdirine engel değildir. Böyle bir durum karşısında tarh edilecek vergiye 3 kat veya 1 kat VZC uygulanmaz. Diğer taraftan, kaybolan defter ve belge ile ilgili olarak asliye ticaret mahkemesinden alınabilecek zayi belgesi gereğince defterlerin gizleme ile ilgili suç oluşmayacağından dolayı hapis cezası ile ilgili bir sonuç ile karşılaşılmaz. Eğer, idare, mükellefin defter ve belgelerinin kaybolmadığını kanıtlarsa alınacak asliye ticaret mahkemesinin kararı bozulur. Bu durumda, mükellefin zayi belgesinin aksi idare tarafından kanıtlandığı için ceza uygulanır.(12)

Varlığı noter kayıtlarıyla sabit olan defter ve belgelerin ibraz edilmemesi halinde şu sonuçlar ortaya çıkabilir:

1) İdare tarafından takdir edilen matrah veya matrah farkı üzerinden resen gelir vergisi, KDV, geçici vergi tarh edilir. Ayrıca, tarh edilen vergilere ait 3 kat VZC uygulanır. Daha sonra mükelleften ikinci kez defter ve belgelerin ibrazı talep edilerek incelemenin işyerinde yapılması istenir. (VUK md. 139). Bilindiği gibi, yüksek mahkeme Danıştay’ın da vergi incelemelerini mükellefin işyerinde yapılması gerektiği konusunda müstakar hale gelmiş kararları vardır.

2) İncelemenin işyerinde yapılması dışındaki durumlarda, birinci kez özel usulsüzlük cezası kesildikten sonra verilecek olan süre neticesinde de ibraz görevinin yerine getirilmemesini “ibraz etmeme” kabul ederek resen takdir yoluna gitmek gerektiği düşüncesindeyiz. Hatta ikinci defa özel usulsüzlük cezasının kesilmesini ve tebliğini beklemek gerekecektir. Asliye ceza mahkemelerinde yargılanma açısından ise ikinci defa özel usulsüzlük cezası kesildikten sonra yine ibraz mecburiyetine uyulmadığı takdirde ise VUK 367 ve 359 md hükümlerine göre işlem yapılacaktır. Ceza mahkemeleri tarafından hüküm verilebilmesi için mükerrer 355 md hükmünün tam olarak uygulanıp uygulanmadığını aramak zorundadır. VUK mük. 355. md hükmü, mümkün olduğunca az sayıda mükellefin asliye ceza mahkemelerine gitmesini, uyuşmazlıkların öncelikle idari aşamalarda örneğin, tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonlarında çözümlenmesi öngörülmektedir.

3) Defter ve belgelerin gizleme fiili nedeniyle VUK 359/2 md hükmüne göre 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile yargılanmak üzere durum vergi müfettişinin suç raporu ile cumhuriyet savcılığına havale edilir.(13) Nazlı Gaye Alpaslan

https://www.hurses.com.tr/av-nazli-gaye-alpaslan/defter-ve-faturalarin-mufettise-ibraz-edilmemesinin-hukuksal-sonuclari/haber-23392

-----------------

(1) Vergi müfettişlerine ibrazı zorunlu defter ve belgeler şunlardır: yevmiye defteri, kebir, envanter defteri, bu defterlerle ilgili bütün alış, satış faturaları, ücret bordroları ve deftere kaydedilmiş diğer fatura ve fatura yerine geçen belgeler

(2) VUK md.359/2

(3) VUK md. 30/3. Ayrıca resen takdir nedeninin bulunması durumunda mükellefe VUK md. 352 hükmü gereğince 2 kat usulsüzlük cezası kesilir.

(4) VUK md. 139

(5) Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 6.7.2011 gün ve E:2011/5028-K:2011/4033 sayılı karları.

(6) Vergi müfettişi tarafından defter ibraz yazısına rağmen 15 gün içerisinde defterini ibraz etmeyen mükellef hakkında yapabileceği iki yaptırım vardır. Birincisi VUK md. 30/3 hükmüne göre resen takdir yetkisini kullanmak, ikincisi de VUK’nun mükerrer 355. maddesine göre (ibrazı gereken belgeler dahil) birinci kez özel usulsüzlük cezasının kesilmesini sağlamak.

(7) SAKIP Şeker, “Defter ve Belgelerin İnceleme Elemanına İbraz Edilmemesinin Sonuçları”, http://www.esmmmo.org

(8) VUK md. 139/1. Bu konuda ayrıntılı araştırma yapacak olanlar için bkz. ALPASLAN Mustafa – SAKAL Mustafa, Vergi Hukuku Uygulaması, Ocak 2008, Grafmat Basım. Mükellefin işyerinde yapılacak incelemelerde defterlerin ibrazı için süre verilmesi şart değildir. Ancak, ibraz için süre talep eden mükelleflere, mazeretinin haklılık derecesine ve durumuna göre münasip bir süre verilmesi uygun ve gereklidir. Bkz. ÖZBALCI Yılmaz, VUK Yorum ve Açıklamaları, Ekim-1998, s.226

(9) Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik md. 13. Bu yönetmelik için bkz. RG: 31.10.2011 gün ve 28101 sayılı.

(10) ÖZYER M.Ali, Vergi Usul Kanunu Uygulaması, HUD Yayınları, Mart 2008, 4. Baskı, s.71

(11) Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E:2001/6285-K:2001/784 sayılı ve 2.2.2001 günlü kararı.

(12) Bkz. TOKAT Yakup, Defter ve Belge İbrazından Kaçınarak Vergi Sızıntısını Gizleyen Mükellef Hakkında Bir Yargı Kararı, Yaklaşım Dergisi, Kasım 2005, Sayı: 155, s.80

(13) BAYKARA Bekir, Teori ve Pratik Yönleriyle Vergi ve Vergi Ceza Hukuku, HUD Yayınları, Aralık 2008, s.402

Pazartesi, 10 Aralık 2018 21:52

Biriken İzinler Ne Olacak?

Yıllık ücretli izin çalışanların dinlenmesi için olmazsa olmaz bir hak. Bununla birlikte işyerlerinin büyük bir bölümünde yıllık izinlerin biriktiği görülüyor. Biriken yıllık izinler her ne kadar çalışanlarda işten ayrılmaları halinde ödenecek bir ek tazminat algısı yaratsa da hukuka aykırı bir uygulamadır. Esas olan yıllık iznin hak edildiği yıl içerisinde kullandırılmasıdır. Burada amaçlanan çalışanın yıllık olarak dinlendirilmesi ve iş sağlığı bakımından düzgün şekilde çalışabilir hale gelmesidir.

İşten ayrılan biriken izin parası alabilir

Çalışanlar çoğu zaman, “İzin kullanmayayım işveren bana iznin parasını versin” diyebiliyorlar. İşverenlerse biriken yıllık izinlerin ilerde maliyeti daha da artıracağını düşünerek, biriken yıllık izinlerin parasını aralıklarla ödeyerek o dönemi tasfiye etmek isteyebiliyorlar. Ne var ki bu mümkün değil, yıllık iznin muhakkak boş zaman olarak kullanılması gerekiyor. Çalışanlar bu haktan kendi istekleriyle bile vazgeçemezler. Ancak iş sözleşmesi sona ermişse, işte o zaman işçiler kullanılmadıkları izinlerinin paraya çevrilmesini isteyebilirler. İşten ayrıldıkları tarihteki brüt ücret üzerinden kullanılmamış yıllık izinlerini para olarak alabilirler.

Yıllık izin kıdemi yanmaz

Yargıtay bazı kararlarında yıllık izin süresinin hesabında, daha önce ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık ücretli izin parası ödenerek tasfiye edilen sürelerin dikkate alınmayacağına hükmetmiştir.

Bunun anlamı örneğin çalışan bir işyerinde altı tam yıl çalıştıktan sonra iş değişikliği nedeniyle işten ayrılmış ve ayrılırken izin ücreti ödendiyse tekrar eski işine dönerse yıllık izin hakkının sıfırdan başlayacağıdır. Fakat Yargıtay birçok kararında işçinin aralıklı olarak aynı işverene ait işyerinde çalışması halinde önceki dönemin izin ücreti ödenerek feshedilmiş olması halinde, izin yönünden sürelerin yine de birleştirileceğine hükmetmektedir. Bu da tekrar işe dönen kişinin uzun süreler üzerinden yıllık izne hak kazanmasını sağlayacaktır.

Başka işte çalışılamaz 

Yıllık izin alan işçi izin süresince başka bir işte de çalışamaz. Eğer çalışmaya ihtiyacı olsa bile bu dönemde sigortalı veya  kayıt dışı başka bir işverende başka bir işyerinde çalışan işçi asıl işvereni bu durumu fark ettiğinde, hem işinden olabilir hem de işvereni ödediği izin ücretini geri isteyebilir.

İşverenler haklarını kötüye kullanmamalı

Yıllık ücretli izin konusunda işçilerin işyerleriyle anlaşmazlık yaşadığı bir konu da izinlerin ne zaman kullanılacağı konusudur. Yıllık iznin kullanılacağı tarih konusunda karar verme yetkisi işverenlere aittir. Yönetim hakkı kapsamında son söz işverenindir. Yıllık izinlerin planlanmasını işveren yapar, çalışanın itiraz etmesi sonucu değiştirmez. Konuyu bu şekilde bilmeyen çalışanlar işverenleriyle anlaşmazlık yaşayabiliyor, ileri durumlarda işlerinden bile olabiliyorlar. Hem de tazminatlarını almadan. Fakat işverenin bu şekilde yıllık iznin kullandırılacağı tarihi belirleme yetkisi bulunsa bile bu hakkın da her hak gibi kötüye kullanılmaması gerekmektedir. Örneğin işverenin çoğu çalışana, çalışanların istediği zamanda izin kullandırmasına rağmen, işten ayrılmasını istediği çalışanı yıldırmak amacıyla iznini sürekli farklı zamanlarda kullandırması hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilebilecektir.

Yıllık izin süreleri sözleşme ile artırılabilir

Yıllık ücretli izin sürelerinin alt sınırı İş Kanunu’nda belirlenmiştir. Hüküm nisbi emredici yani işçi lehine değiştirilebilir bir hükümdür. İş Kanunumuza göre; bir yıldan beş yıla kadar çalışmış işçiye 14 günden, beş yıldan fazla on beş yıldan az çalışmış işçiye 20 günden, on beş yıl ve daha fazla çalışmış işçiye 26 günden az izin verilemez.

Fakat daha çok izin verilebilir. Bu yönde iş sözleşmelerinde düzenleme yapılabilir. Kanunda belirlenen izin sürelerini kullanabilmenin temel koşulu o işyerinde en az bir yıldır çalışıyor olmaktır.

Aynı şekilde iş sözleşmeleri ile çalışanlara bir yılı doldurmadan da izin kullanma hakkı tanınabilir. Bazen de işverenler bir yılını doldurmayan çalışanlarına da avans izin kullandırabilmektedir. Bu ise iş sözleşmesinde düzenlenen durumdan farklı olarak tamamen işverenin inisiyatifinde olan bir konudur.

Bir parçası 10 günden az olabilir mi?

İzin süresi bir parçası on günden az olmamak kaydıyla istenildiği kadar bölünebilir. 20 gün izni olan bir çalışan 10 gün iznini bir bütün olarak kullandıktan sonra geri kalanını 10 parçada kullanabilir. Bir parçasının on günden az olmaması kuralı çoğu zaman kağıt üstünde kalıyor. İşverenler çok daha az parçalar halinde kullandırabiliyor. Fakat bu durumda işverenler bütün izni kullandırmış bulunsa da, yıllık izin hakkının kullandırdıkları en büyük parçanın on güne tamamlanarak tekrar hesaplanması riski bulunuyor.

Yıllık izin ücreti peşin ödenir

Yıllık izne ayrılacak çalışanlara, yıllık izin süresine ait ücretlerinin izne ayrılmadan önce peşin olarak ödenmesi gerekiyor.

Son olarak yıllık iznini işyerinin bulunduğu il dışında geçirecek olan işçilere, bunu belgelemeleri halinde işverenin 4 güne kadar ücretsiz izin vermesi gerekiyor. İşveren bu şekilde bir ücretsiz izin talebinde işçiden bu durumu belgelemesini isteyebilir. Cem Kılıç

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/cem-kilic/biriken-izinler-ne-olacak--2792405/

2018/38 sayılı son SGK Genelgesi memurların yani 4/c sigortalılarının malûllük esaslarını da 2011/58 sayılı eski Tahsis Genelgesine göre daha geniş biçimde düzenliyor.

2011/58 sayılı Genelgede “Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, Kanunun 4/1-(a) ve 4/1-(b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60’ını, “  kaybedenlerin malûl sayılacaklarını vurgulamakla yetiniyordu.

Son Genelge bu tanıma 4/c sigortalılığı kapsamında bulunanlar için zaten ilgili yasasında da olan “Çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği SGK sağlık kurulunca tespit edilen sigortalıların malûl sayılacaklarını” ekliyor.

Kaldı ki zaten 4/c sigortalılarının malûllük tanımlarında “vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetmiş olma” yasal koşulu vardı. Yani 4/c sigortalıları hem çalışma gücünü en az yüzde 60 oranında kaybetme halinde ve hem de vazifelerini yapamayacak biçimde şekilde meslekte kazanma gücünü yitirmiş olma koşulunun sağlanması durumunda malûl sayılıyorlar. 

Genelge ile eklenen bu tanımın anlamı malûllük sigortası hükümlerine tabi olma bakımından 15 Ekim 2008’den önce 5434 sayılı Kanuna tabi olan eski Emekli Sandığı iştirakçileri ile bu tarihten sonra ilk defa 5510/4/c sigortalılığına başlayan sigortalıların farkının olmadığının altının çizilmesi oluyor.  

Malûllük Öncesi Sınıf Değiştirme Hakkı

4/c sigortalılarından malûl olduklarına karar verilenler, yazılı talepte bulunmaları halinde, haklarında malûliyet hükümleri uygulanmaksızın malûllüklerinin engel olmadığı başka vazife veya sınıflara nakil suretiyle tayinleri yapılmak üzere istifa etmiş sayılabiliyorlar.

Bunların istifa etmiş sayıldıktan sonra dahi, sınıf değiştirme hakkının uygulanmasını isteme hakları bulunuyor. Ancak, kurumlarında başka vazife ve sınıflara nakli mümkün olanlardan özel kanunlarına göre yükümlülük süresine tabi olanlar, bu yükümlülüklerini tamamlamadıkça veya malûliyetlerinin yeni vazifelerine de mani olduğuna dair usulüne uygun yeniden rapor almadıkça bu haklarını kullanma hakları bulunmuyor.

Memurların Sıhhi İzinle Malûllüğü

4/c sigortalılığı kapsamındaki sigortalılardan, vazifelerini yapamayacak derecede hastalığa uğrayanlar, hastalıkları kanunlarında tayin edilen sürelerden (genel olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda yer alan süreler) fazla devam etmesi halinde, yine hastalıklarının mahiyetlerine ve doğuş sebeplerine göre malûl veya Kanunun 47 nci maddesi hükümlerine göre vazife malûlü sayılmaları gerekiyor.

Tedavisinin imkânsız olduğu sağlık kurulu raporuyla belirlenen hastalıklara uğrayanlar ise, sıhhi izin müddetlerinin bitmesi beklenilmeksizin SGK sağlık kurulunca “malûl” veya “vazife malulü” sayılıyorlar.

Sıhhi izin süresini dolduranların başka sınıf ve vazifelere nakledilerek göreve devam etme imkânları bulunmuyor.

657 sayılı Kanunun 105 inci maddesi uyarınca memura, aylık ve özlük hakları korunarak, verilecek raporda gösterilecek lüzum üzerine;

- Kanser, verem ve akıl hastalığı gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığı hâlinde onsekiz,

- Diğer hastalık hallerinde ise oniki

aya kadar izin verilmesi gerekmekte olup, gerektiğinde bu süreler bir katına kadar uzatılabiliyor.

Memurların hastalıkları sebebiyle yataklı tedavi kurumlarında yatarak gördükleri tedavi sürelerinin hastalık izinlerine ait sürelerin hesabında dikkate alınması gerekiyor.

Görevi sırasında veya görevinden dolayı bir kazaya veya saldırıya uğrayan veya bir meslek hastalığına tutulan memurun, iyileşinceye kadar izinli sayılması gerekiyor.

Askerlerin Sıhhi İzinle Malûllüğü

926 sayılı Kanunun 128 inci maddesi uyarınca ise subay ve astsubaylar;

- Barışta ve savaşta hizmet yapamayacak şekilde hastalanan subaylar ve astsubaylar, hastalıkları geçici veya geçici olup sekel bırakan hastalıklardan ise, ay ve gün hesabı ile her bir hastalığı için toplam olarak ve fiilen iki yılı geçmemek üzere, nekahet tedavisi, istirahat ve hava değişimi işlemine tabi tutulması,

- Kanser, her türlü kötü huylu tümör, verem, kronik böbrek yetmezliği ile akıl ve ruh hastalıkları gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığa yakalananlar, toplam olarak ve fiilen üç yılı geçmemek şartı ile tedavi, istirahat veya hava değişimine tabi tutulabilmesi,

- Barışta ve savaşta görev esnasında veya görev dışında, görevlerinden dolayı bir saldırıya veya kazaya uğrayan veya bir meslek hastalığına yakalanan subay ve astsubaylar yukarıda belirtilen sürelere bağlı olmaksızın iyileşinceye kadar izinli sayılması,

Gerekiyor.

Bu kapsamdakilerin hastalıkları sebebiyle hastanelerde geçen teşhis ve tedavi sürelerinin hastalık izinlerine ait sürelerin hesabında dikkate alınmaması gerekiyor.

Sıhhi izin süresinin hesabında; ilk hastalık izninin alındığı tarihten itibaren bir yıldan fazla ara vermeden aynı hastalık nedeniyle alınan rapor süreleri toplanacaktır. Ayrı ayrı hastalıklar sebebiyle alınan rapor süreleri birleştirilmeyerek ayrı değerlendirilecek ve aynı hastalık sebebiyle son istirahat raporunun bitiminden 1 yıl geçtikten sonra alınan raporlar da toplama dahil edilmemesi gerekiyor.

Kadın sigortalılara verilen doğum öncesi ve sonrası izinlerin, sıhhi izin süresi kapsamında değerlendirilmemesi de gerekiyor.

Örneğin; 01.02.2018 tarihinde 6 ay rapor alan bir sigortalı, 3 ay çalışıp 5 ay rapor almış, 8 gün çalışıp 4 ay rapor almış, 3 ay çalışıp 6 ay rapor almış, 12 gün çalışıp 5 ay rapor almış ise, raporların aynı hastalıktan dolayı alınmış olması ve uzun süreli tedaviyi gerektiren hastalık olmaması koşuluyla sıhhi izin süresini doldurmuş olacaktır. (6+5+4+6+5=26 ay)

Aynı hastalık için 01.02.2018 tarihinden itibaren fasılalı veya fasılasız 6 ay rapor alan sigortalı, raporunun bittiği 01.08.2018 tarihinden itibaren 13 ay çalıştıktan sonra aynı hastalık sebebiyle 9 ay rapor almış, göreve başlayarak 3 ay çalışmış ve 6 ay rapor almış ise; aradan 1 yıldan fazla zaman geçtiği için raporlar birleştirilmeyerek, sadece 15 aylık rapor değerlendirilecek ve 9 ay daha rapor hakkı bulunduğundan malûlen emeklilik yönüyle herhangi bir işlem yapılması icap etmeyecektir.

Personel Kanunları Olmayan İştirakçilerin Malûllüğü

Ayrıca, personel kanunlarına tabi olmayanların hastalık sebebiyle malûl sayılmalarına esas alınacak hastalık süresi hakkında kendi özel kanunları yürürlüğe girinceye kadar 657 sayılı Kanunun hastalık iznine ilişkin hükümleri uygulanması gerekiyor. Sigortalının personel kanunlarındaki yazılı sürelerden önce geçen hastalığı en çok bir yıl içinde nüksetmesi halinde eski ve yeni hastalık süreleri birleştirilmek suretiyle işlem yapılması gerekecektir.

Ancak, yedek subay veya er olarak ya da talim, manevra, seferberlik veya harp dolayısıyla görevleri ile ilgileri kesilmeksizin silah altına alındıkları dönemde malûl olup, bu malûllükleri asıl görevlerini veya işlerini yapmaya mani olmayanlar hakkında, bu hastalık veya engellilik halleri sebebiyle malûllük sigortasına ilişkin hükümler uygulanmıyor. Şevket Tezel

https://alitezel.com.tr/index.php?sid=yazi&id=9264

5510 sayılı Kanunun hizmet borçlanmalarına ilişkin hükümleri, 2008 yılı Ekim ayı başı itibariyle yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanunun 4-1(a/SSK), (b/BAĞ-KUR) ve (c/KAMU GÖREVLİLERİ) bentlerine tabi sigortalılar ile bunların hak sahiplerinin borçlanabilecekleri süreler 5510 Sayılı Kanunun 41, 46, geçici 4 ve geçici 8. maddeleriyle düzenlenmiştir.

Borçlanma yapacak kimseler

- 5510/4-1(a) ve (b) bentleri kapsamında sigortalı sayılanlar

- 2008 yılı Ekim ayı başından sonra ilk defa Kanunun 4-1(c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar,

- 5510/5. maddesi gereğince haklarında bazı sigorta kolları uygulananlar,

- İsteğe bağlı sigortalılar,

ile bunların hak sahipleri 5510/ 41. maddesi hükümleri gereğince borçlanma kapsamında olan sürelerinin tamamını veya bir kısmını borçlanabileceklerdir.

Borçlanılacak süreler

5510/ 41. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince kadın sigortalıların ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladıkları tarihten sonra 3 defaya mahsus olmak üzere, her doğum için doğum tarihinden itibaren iki yıllık süreleri, bu sürede adlarına prim ödenmemiş olması ve çocuklarının yaşaması şartıyla borçlandırılmaktadır.

Ücretsiz doğum ya da analık izni sürelerinin borçlanması

5510/ 4-1(a) bendine tabi kadın sigortalıların çeşitli iş kanunları (854, 4857, 5953 ve diğer iş kanunları) gereğince kullandıkları ücretsiz doğum ya da analık izin süreleri işyerinden alacakları belgeler, doğum öncesine ve sonrasına ilişkin almış oldukları raporlarla SGK'una başvurmaları halinde borçlandırılacaktır.

Er veya erbaş olarak silah altında veya yedek subay okulunda geçen süreler

Sigortalıların er olarak silah altında geçen sürelerinin tamamı veya bir kısmı kendilerinin veya hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları halinde borçlandırılmakta olup, fiilen silah altında geçmeyen bedelli askerlik süresi borçlandırılmayacaktır.Yedeksubay okul dönemlerini borçlanma yapabilir.

Doktora veya tıpta uzmanlık öğreniminde geçen süreler

Sigortalıların sosyal güvenlik kanununa tabi olmaksızın yurt içinde veya yurt dışında geçirdikleri normal doktora veya tıpta uzmanlık öğrenim süreleri talepleri halinde borçlandırılacaktır

Avukatlık stajında geçen süreler

1136 sayılı Avukatlık Kanunu gereğince avukatlar, sigortalı olmaksızın ilk altı ay mahkemelerde, kalan altı ay da avukat yanında olmak üzere toplam 1 yıllık staj sürelerini gösteren onaylı baro belgesi ve borçlanma talep dilekçesi ile SGK'una başvurmaları halinde bu süreleri borçlanabileceklerdir.

Tutuklulukta veya gözaltında geçen süreler

Sigortalı iken herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınanlardan beraat edenlerin tutuklulukta veya gözaltında geçen prim ödenmemiş süreleri borçlandırılacaktır. Mahkumiyetle sonuçlanmış olan tutukluluk veya gözaltı süreleri ise borçlandırılmayacaktır.

Grev ve lokavtta geçen süreler

Sigortalıların grev ya da lokavtta geçen sürelerinde, malullük yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmediğinden iş akitlerinin askıda kaldığı bu süreler Kanuna göre gün sayısı olarak değerlendirilmemektedir. 5510/ 41. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi ile sigortalılar grev/lokavtta geçen sürelerini de borçlanabileceklerdir.

Hekimlerin fahri asistanlıkta geçen süreleri

5510/ 41. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile hekimlere, fahri asistanlıkta geçen sürelerini borçlanma imkanı sağlanmıştır.

4857 sayılı Kanuna göre kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışanların borçlanmaları

5510/ 41. maddesine eklenen (i) bendi ile 25.2.2011 tarihinden sonraki sürelere ilişkin olmak üzere, 4857 sayılı Kanuna göre kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan sigortalıların kısmi süreli çalıştıkları aylara ait eksik kalan sürelerini borçlanmalarına imkan sağlanmıştır. Bu bent uyarınca yapılacak borçlanmalar 5510/ 4-1(a) bendi kapsamında sigortalılık süresi olarak değerlendirilecektir.

1416 sayılı Kanuna uyarınca yurtdışında geçen öğrenim sürelerinin borçlandırılması

5510/ 41. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi ile sigortalı olmaksızın, 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanuna göre yurt dışına gönderilen ve öğrenimini başarıyla tamamlayarak yurda dönenlerden yükümlü bulunduğu mecburi hizmet süresini tamamlamış olanların yurt dışında resmi öğrenci olarak geçirmiş oldukları öğrenim sürelerinin 18 yaşının tamamlanmasından sonraki döneme ait olan kısmının borçlandırılmasına imkan sağlanmıştır.

SPEK  alt sınırı asgari ücretin otuzda biri, üst sınırı ise SPEK alt sınırının yedi  buçuk katıdır.

(Borç Tutarı = Belirlenen Günlük Kazanç x % 32 x Borçlanılacak Gün Sayısı) formülüne göre hesaplanır.

Yurtdışı Çalışması Olanlar İçin Borçlanma Var

3201 Sayılı Kanununa göre Yurtdışında Çalışan ,Ev Hanımı olanlar,5510/5-(g) kapsamında olanlar borçlanma hakları vardır.Bunlar borçlanmaları 3 ay içinde öderler.

TUTAR

Borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarının

Alt sınırı; 67,65 TL x % 32 = 21,65 TL,

Üst sınırı; 507,38 TL x % 32 = 162,36TL,

esas alınacaktır. VEDAT İLKİ This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 05415161962 whatsapp

https://alitezel.com.tr/index.php?sid=yazi&id=9265

T.C.

KAMU GÖZETİMİ

MUHASEBE VE DENETİM STANDARTLARI KURUMU

Konu : Sermayenin Tamamlanması Amacıyla Şirkete Yapılan Ödemenin TMS Kapsamında Finansal Tablolarda Sunumuna İlişkin Açıklama

Bilindiği üzere; Ticaret Bakanlığı tarafından 15/09/2018 tarihli ve 30536 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ’’ de (Tebliğ) sermayenin veya yedek akçeler toplamının en az yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde alınabilecek tedbirlerden ya da iyileştirici önlemlerden biri olan sermayenin tamamlanması seçeneğinde ortaklar tarafından yapılan ödemenin, özkaynaklar içinde sermaye tamamlama fonu hesabında toplanacağı ve takip edileceği belirtilmektedir.

Bu kapsamda; finansal tablolarını Türkiye Muhasebe Standartları’na (TMS) göre düzenleyen şirketlerin finansal tablolar aracılığıyla ilgililere sunduğu bilgilerin karşılaştırılabilirliğini arttırmak ve finansal tabloların yeknesak olmasını sağlamak üzere, 07/12/2018 tarih ve 01/246 sayılı Kurul Kararı ile sermayenin tamamlanması amacıyla ortaklar tarafından yapılan ödemenin TMS hükümleri çerçevesinde finansal tablolarda nasıl sunulacağına yönelik bir duyurunun yapılması kararlaştırılmıştır.

Mevzuat Hükümleri

13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Kanunun “Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu”nu düzenleyen 376’ncı maddesinin birinci fıkrası; “sonyıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar ” hükmünü; ikinci fıkrası ise “sonyıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer” hükmünü amirdir.

Ticaret Bakanlığı tarafından mezkûr maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleyen Tebliğ’de sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı durumlarda, derhal toplantıya çağrılan genel kurulun sermayeyle yetinilmesine, sermayenin tamamlanmasına ya da sermayenin artırılmasına karar vermesi gerektiği aksi halde şirketin kendiliğinden sona ereceği ifade edilmiş, ayrıca sermaye ile yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kaldığı hallerde de sermayenin tamamlanması yoluyla iyileştirici önlemler alınabileceği belirtilmiştir.

Söz konusu Tebliğ’in 9 uncu maddesinde sermayenin tamamlanması, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılması olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortağın zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlü olduğu, her ortağın payı oranında sermaye tamamlamaya katılabileceği, ortağın sermayenin tamamlanması için verdiği parayı geri alamayacağı ve bu yükümlülüğün sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksız olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, Tebliğ’de sermayenin tamamlanmasına yönelik yapılan ödemelerin, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir.

Diğer taraftan, söz konusu Tebliğ’in 9 uncu maddesinin 3 üncü fıkrası “Bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan ödemeler öz kaynaklar içerisinde sermaye tamamlama fonu hesabında toplanır ve takip edilir.” hükmünü amir olup, ortaklar tarafından sermayenin tamamlanması kapsamında yapılan ödemenin özkaynaklar altında gösterimine ilişkin düzenlemenin Türkiye Muhasebe Standartları’na (TMS) göre sunumuna ilişkin aşağıdaki şekilde değerlendirme yapılmıştır.

Ortakların Sermayenin Tamamlanması Amacıyla Şirkete Yaptığı Ödemenin TMS’ye Göre Finansal Tablolarda Sunumu

TMS 32 Finansal Araçlar: Sunum ihraççı açısından bir finansal aracın finansal varlık, finansal yükümlülük veya özkaynak aracı olarak sınıflandırılmasında uygulanacak esasları belirlemekte ve bir finansal aracın finansal yükümlülük mü yoksa özkaynak aracı olarak mı sunulması gerektiğine yönelik düzenlemeler yapmaktadır.

Bu kapsamda, Standardın 16’ncı paragrafında bir finansal aracın hangi durumlarda özkaynak aracı olarak muhasebeleştirileceğine ilişkin ana hüküm yer almaktadır.

TMS 32’nin 16’ncı paragrafında bir finansal aracın sadece aşağıdaki her iki koşulu da sağladığı durumlarda özkaynak aracı olarak muhasebeleştirileceği belirtilmektedir:

(a) Finansal araç aşağıdakileri öngören sözleşmeye dayalı bir yükümlülük içermemektedir:

(i) Başka bir işletmeye nakit ya da başka bir finansal varlık verilmesi veya

(ii) Finansal varlık veya yükümlülüklerin, işletmenin aleyhine olabilecek şartlarda, başka bir işletme ile takas edilmesi.

(b) Finansal aracın ödenmesi işletmenin kendi özkaynak aracıyla yapılacak veya yapılabilecek olması durumunda,

(i) Finansal aracın türev ürün niteliğinde olmayan bir finansal araç olması ve finansal aracın ihraççıya kendi özkaynağına dayalı finansal aracından değişken sayıda vermesini öngören bir sözleşmeye dayalı yükümlülük doğurmaması.

(ii) Finansal aracın türev ürün olması ve bu finansal aracın sadece işletmenin sabit sayıda kendi özkaynak aracı karşılığında önceden belirlenmiş sabit bir tutarda nakit ya da başka bir finansal varlığın takas edilmesi suretiyle ödenecek olması.

Büyük ve Orta Ölçekli İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı’nın (BOBİ FRS) Finansal Araçlar ve Özkaynaklar başlıklı 9’uncu bölümünde, finansal varlık ve yükümlük tanımı Türkiye Finansal Raporlama Standartları’nda (TFRS) olduğu gibi yapılmakta, ayrıca finansal araçları sınıflandırılırken gerektiğinde TMS 32 hükümlerinin dikkate alınacağı belirtilmektedir.

Bu kapsamda, sermayenin tamamlanması amacıyla ortaklar tarafından yapılan ödemenin geri alınamayacağı ve karşılıksız olduğu ilgili Tebliğ’de açıkça belirtildiğinden, sermayenin tamamlanması karşılığında şirketin ortaklarına herhangi bir geri ödeme yapmasını gerektiren bir yükümlülük ortaya çıkmamaktadır. Ayrıca, sermayenin tamamlanması kapsamında yapılan ödemeler Tebliğ uyarınca gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak da nitelendirilemeyeceğinden, yapılan ödeme karşılığında şirket, ortaklarına kendi özkaynak araçlarını veremeyecektir.

Diğer taraftan; 2018 yılında yayımlanan Finansal Raporlamaya İlişkin Kavramsal Çerçeve’de (Kavramsal Çerçeve) yükümlülük, işletmenin geçmişteki olayların bir sonucu olarak bir ekonomik kaynağı devretme konusundaki mevcut mükellefiyeti olarak tanımlanmıştır. Ayrıca Kavramsal Çerçeve’de gelir, özkaynak üzerindeki talep hakkı sahiplerinin yaptığı katkılar haricinde, özkaynakta artışlara yol açan varlıklardaki artışlar veya yükümlülüklerdeki azalışlar şeklinde ifade edilmiştir. Bu itibarla; işletmenin ortakları tarafından yapılan katkıların gelir yaratmayacağı ve yükümlülük doğurmayacağı değerlendirmesi Kavramsal Çerçeve’ye göre de yapılabilmektedir.

Tüm bu bilgiler çerçevesinde, sermayenin tamamlanması amacıyla ortaklar tarafından yapılan ödemenin, Tebliğ’de belirtildiği gibi, gerek TFRS gerekse BOBİ FRS açısından doğrudan özkaynak kalemi olarak nitelendirilebileceği ve niteliği itibarıyla sermaye kaleminden farklılık gösterdiğinden, finansal durum tablosunda ayrı bir kalem olarak sunulmasında herhangi bir sakınca bulunmadığı değerlendirilmektedir.

İşsizlik ülkemizin en önemli ekonomik problemi ve her geçen gün ciddi rakamlar karşımıza çıkıyor. İşsizlik mevzubahis olunca en önemli konulardan birisi de işsizlik halinde kişilerin sahip oldukları haklar oluyor. İşsiz kalan kişilere işsizlik sigortasından bazı haklar tanınmış. Bu haklardan en önemlisi ise halk arasında işsizlik maaşı olarak bilinen işsizlik ödeneği.


İşten Ayrılma Şekli Önemli
İşsizlik maaşı ne yazık ki her işsiz kalana ödenmiyor. İşsizlik maaşı alınabilmesi için bazı şartlar var. Öncelikle işsizlik maaşı sadece 4/a kapsamında sigortalı sayılanlara yani işçilere verilmekte. Dolayısıyla memurların, çırakların ve stajyerlerin işsizlik sigortasından faydalanması mümkün değil. Bunun yanı sıra bir işçinin işsizlik maaşı alabilmesi için işten Kanun’da belirtilen şekilde çıkmış olması gerekiyor. Buna göre işsizlik aylığı bağlanabilecek haller şöyle.
- İşçinin işveren tarafından önceden haber verilerek işten çıkartılması.
- İşçinin sağlık nedenleri, işvereninin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı hareketi veya zorunlu nedenlerle işten ayrılması.
- İşverenin işçisini ahlak veya iyiniyet kurallarına aykırı hareket haricinde diğer haklı nedenlerle işten çıkarması.
- İş sözleşmesi belirli süreli ise sürenin sona ermesi.
- İşyerinin kapanması veya el değiştirmesi nedeniyle işten çıkarılması.
Yani bir işçi istifa ederek işten ayrılırsa işsizlik maaşı alması söz konusu olmuyor. Ancak işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle fesih etmesi durumunda işsizlik maaşı alınabiliyor.

Zorla İstifa Dilekçesi İmzalatılırsa
Bazı işverenler işçilerine işe başladıkları zaman veya iş sözleşmesi devam ederken istifa dilekçesi imzalatmaktalar. Böylece kıdem tazminatı ödemeksizin istedikleri zaman işçiyi işten çıkartabiliyorlar. Ancak bu durum işçinin işsizlik maaşı almasını da engelliyor.

Normal şartlar altında işçi her hangi bir baskı altında kalmadan istifa dilekçesini imzalamışsa yapabileceği herhangi bir şey bulunmuyor ve ne yazık ki kıdem tazminatı ve
işsizlik maaşı alamıyor. Ancak işveren işçiye istifa kağıdını kandırarak veya zorla imzalatmışsa işçi mahkemeye başvurarak hakkını arayabilir ve bunun sonucunda da
tazminatını ve işsizlik maaşını alabilir.
Böyle durumlarda iş mahkemesinde açacağınız bir alacak davası ile irade beyanınızın tehdit veya kandırma yolu ile fesada uğratıldığını belirterek tazminatlarınız için dava açmanız mümkün. Aynı zamanda, tehdit ve baskı ile bir kişiye zorla bir hukuki işlem yaptırmak, özel evrak imzalatmak veya düzenletmek Ceza Kanunu kapsamında da suç olarak belirlendiği için bulunduğunuz yer Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda da bulunabilirsiniz.

Kesintisiz 120 Gün Çalışmak Şart
İşsizlik maaşı alabilmek için ayrıca çalışma süresine ilişkin bazı şartlar var. Öyle ki işçinin işten ayrılmadan önceki son 120 gün kesintisiz olarak çalışmış olması gerekiyor. Bunun yanı sıra işçinin işten ayrılmadan önce son 3 yıl içinde en az 600 gün çalışmış olması gerekli. Eğer bu şartları taşıyorsa işçi işsizlik maaşı alabiliyor. Peki işsizlik maaşını ne kadar süre alacak.

Burada üç alternatif var:
1. Son 3 yıl içinde 600 gün çalışması olan işsizlere 180 gün,
2. Son 3 yıl içinde 900 gün çalışması olan işsizlere 240 gün,
3. Son 3 yıl içinde 1080 gün çalışması olan işsizlere 300 gün,
süre ile işsizlik maaşı veriliyor. Dr. Mehmet BULUT 

http://www.sadettinorhan.net/10_12_2018_makale.html

Page 1 of 227

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

Öne Çıkanlar

  • 2019 Yılında İş Hukukuna Göre İdari Para Cezaları 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (B)…
  • Vergi Ve Ceza İhbarnamesine Karşı Hak Arama kendisine vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilen gerçek ve tüzel…
  • Limited Şirketlerde Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılma 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı kanunla birlikte limited şirketlerde…

Duyurular

https://gallery.mailchimp.com/d5c32d5b9a46cdb11ded93724/images/12f68015-e9d8-44e6-9f22-e7d6aa53f846.jpg

Yazar: Cihangir ÖZKÖK - YMM
Fiyatı: 85.00 TL

Satın Almak İçin Tıklayınız

Top